ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
   
Karma: 18
Offline
Mesaj Sayısı: 1275
|
 |
« : 08 Nisan 2009, 12:53:49 » |
|
Paranın Tarihi Gelişimi:
A) Genel Olarak :
Eşyanın değerini ölçmeye ve serveti biriktirmeye yarayan ödeme vasıtasına «para» denir. Ödeme vasıtaları nakit para olabileceği gibi, arpa, buğday, tuz, bakır ve demir gibi misli mallar da olabilir [9] Ancak bu sonuncular para sayılmaz.
Tarihin eski çağlarında alış - veriş, yalnız mal mübadelesi tarzında olmuş, kârdan çok ihtiyaç duyulan maddeleri elde etmek ön plâna alınmıştır. Ancak giderek trampanın alış verişlerde yeterli olmadığı görülmüş ve bazı kıymetli madenlerin satış bedeli olarak kullanılması yoluna gidilmiştir [10] Bunlar demir, bakır, bronz, gümüş veya altından yapılmış madenî paralar olup, önceleri külçe, halka veya çubuk şeklinde tedavül etmiştir. Bunlardan altın ve gümüşün değeri ağırlıklarına göre belirlenmiş, külçeler şekil bakımından standart hâle getirilerek, üzerlerine ağırlık ve ayar durumlarını belirten işaretler konulmaya başlanmıştır [11].
Altın, gümüş veya bakırdan yapılmış ve devletin özel damgası ile damgalanmış madenî ödeme vâsıtasına «sikke» denir. Sikke, M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu'da Lidyahlar tarafından icat edilmiştir [12].
İslâm'dan önce Arabistan'da, İran, Roma, Bizans ve Cenubî Arabistan sikkeleri kullanılıyordu [13] Altının para birimi «mıskal», gümüşün «dirhem», bakır vb. madenlerden basılan paranın ise «feis»dir. [14]
B) İslâm'ın İlk Yıllarında Para :
Hz. Peygamber devrinde sikke basılmamış ve o devre kadar tedavülde bulunan sikkeler kullanılmıştır. Hz. Ebû Bekr (ö. 13/638)'in hilâfeti kısa sürdü. O, iç düzeni sağlamaya çalışırken para işi ile uğraşacak zaman bulamadı. Bu konuya ilk eğilen Hz. Ömer (ö. 23/634) olmuştur. Peygamber (s.a.) devrinde tedavülde üç çeşit dirhem vardı [15]
Ağırlık bakımından:
10 dirhem = 10 miskal
10 dirhem = 6 miskal
10 dirhem = 5 miskal
Hz. Ömer devrinde 10 dirhem = 10 miskal üzerinden vergi talep edilince, vergi yükümlüleri bunun hafifletilmesini istediler. Halîfe bir bilirkişi heyeti teşkil ederek, konunun ne hazîneye ve ne de halka zarar vermeyecek bir biçimde çözümlenmesini istedi. Heyet üç çeşit dirhemi toplayarak üçe böldü. Böylece ağırlık bakımından (10 + 6 + 5 = 21 : 3 =7), 10 dirhem = 7 miskal ağırğı esas alındı (13 ) [16]
Hz. Ömer'in bu uygulaması, para basımından çok, para ayarlaması olarak kabul edilir. Yine o devirde İran sikkeleri değiştirilmemiş, ancak İslâm ülkeleri sınırları içindeki emîr ve valiler küçük değişiklik ve ilâveler yaparak sikke bastırmışlardır [17] Hz. Ömer'den itibaren çok sayıda kişi, meselâ; Hz. Osman (ö. 35/655), Muâviye (ö. 60/679) ve Abdullah b. Zübeyr (Ö. 72/691) para basmışlardır. Bunların on tanesinin ağırlığı da 7 miskal idi. Ancak bu paralar mevziî kalmış ve ülke çapında yayılmamıştır [18]
C) Paraya Devletin Müdâhalesi:
İslâm parasının basılarak bütün İslâm ülkesine hâkim kılınması Emevî Halîfesi Abdülmelik b. Mervan devrine rastlar. Abdülmelik'i para basmaya zorlayan olay şudur : Halîfe, Doğu Roma İmparatorluğuna gönderdiği resmî yazılara; «De ki, ALLAH birdir» [19] âyetini başlık yapar ve sonuna da Hz. Peygamber'in adını yazardı. Bu üslûba kızan Roma İmparatoru, yazılardan bunları çıkarmasını, aksi hâlde İslâm ülkelerinde tedavül eden Roma paralarının üzerine Hz. Muhammed'in adını, müslümanların hoşuna gitmeyecek bir biçimde yazdıracağını bildirdi.
Bu tehdit üzerine, ilmî bir heyet toplanarak, devlet adına para basılmasına ve piyasadaki yabancı paraların tedavülden kaldırılarak değiştirilmesine karar alındı. Hazırlanan para kalıpları çeşitli merkezlere gönderilerek, basıma izin verildi. Halk, elindeki yabancı paralan darphanelere götürüp, yeni paraya çevirtmiş ve her yüz dirhem için bir dirhem basım ücreti ödemiştir [20]
D) Altın ve Gümüş Dışında Diğer Madenî Paralar :
1) Mağşuş Paralar:
Kendisine altın veya gümüş dışında başka madenler
karıştırılmış bulunan madenî paraya «mağşuş para» denir. İki kısma ayrılır:
a) Mağlûb Gaş : İçindeki altın veya gümüş oranı yarıdan fazla olan madenî para anlamına gelir. Bunlar dînâr ve dirhem gibi değerlendirilir [21]
b) Gâlib Gaş : Altın veya gümüş oranı yarıdan az olan madenî paralar böyledir. Mağşuş terimi daha çok 19
bu tip paralar için kullanılır. Bunlar «fels» hükmünde paralardır. [22]
2) Fels (Çoğulu Fülûs) :
Felsler çoğu zaman ufaklık para ihtiyacını karşılamak amaciyle basılır. Bakır, nikel ve benzeri madenlerden basılmış paralardır. Klâsik İslâm hukuku kaynaklarında, paranın değeri üzerindeki tartışmalar daha çok mağşuş paralar ve felsler üzerinde cereyan ettiği için, bu iki çeşit parayı tanıtmaya çalışacağız. Felslerin kullanımı daha eski olduğu için, önce onun üzerinde duracağız. Zaten felslere uygulanan hükümler mağşuş paraya da uygulanarak, bu iki çeşit para aynı esaslarla değerlendirilmiştir. [23]
Felsler:
Fels sözcüğü lügatte; altın ve gümüş kabilinden olmayan para, Irak dinarının binde biri ve insanların alışverişlerde kullandığı .bakırdan basılmış para anlamlarına gelir.
İslâm'ın ilk devirlerinden itibaren bakır sikkelere «fels» adı verilmiştir. Bu sözcüğün Arap diline lâtince «follis»ten geçtiği öne sürülmüştür. İmparator I. Anastius (m. 491 - 518)'un meskukât nizamnamesinde 40 nummia'lık [24] Bizans sikkesinin adıdır. Bizans follis'lerinin arkasında değerini gösteren M (= 40) işareti vardır. Bu sikkelerin ağırlıklarının önceleri yaklaşık olarak 30 gram olması gerekirken bu miktar giderek azalmış ve müslümanların Suriye'yi fethettikleri sıralarda 6 grama kadar düşmüştür. Değişik büyüklükte olan ve «nummia» adı verilen küçük Bizans bakır sikkelerinin ayarının, 7. milâdî yüzyıldan sonra tamamiyle bozulduğu görülür. Bu yüzden Araplar bunları sikke olarak kabul edip, tedavülde kullanmamışlardır [25]
Müslümanlar, vezinleri hayli azaltılmış bulunan follis'leri, Suriye'nin fethinden sonra kesmeye devam etmişlerdir. Suriye için, yalnız Antakya'da sikke darbedildiği halde Araplar; Baaîbek, Halep, Şam, Ruha (Urfa), Taberiye, Amman, Menbic, İliya-Filistin, Kinnisrin ve daha bir çok yerde para kesmeye mahsus imalathaneler kurmuşlardır. Bu ilk felsler önceleri, tıpkı Bizans sikkeleri tipinde, İmparator Heraklius I ve İmparator Konstantius II'nin ve sonradan halîfenin resimleri ile basılmıştır. Arkalarında kıymetini gösteren M işareti ve daha sonra, arapça yazılar giderek artmıştır. Bir kaç basamak üstüne dikilmiş bir haç şekli vardır [26]
İslâm âleminin en eski, ilk bakır sikkesi 638 m. tarihlerinde Şam'da basılmış olan bir fels'dir. Emevî Halîfesi Abdülmelik tarafından konulan ve 77/696 tarihinde tamamlanmış bulunan «Meskukât Nizâmnâmesi»nde fels'den söz edilmemiş, ancak bakır sikkeler için de arapça yazı kullanılmasının gereği belirtilmiştir. Yine İslâm Ansiklopedisinde verilen bilgiye göre felsler, Araplar tarafından mutlak kıymetli bir sikke gibi değil, ancak kesirleri tamamlamak için, bir ufaklık para olarak telakki edilmiştir. Fels basımı hükümdarlık hukukundan sayılmadiğı için, valiler ile mahallî yöneticiler bu konuda tamamiyle serbest bırakılmıştır. Bu yüzden fels'in kıymeti ile vezin ve tipi basıldığı şehre göre değişir, dînâr ve dirhem gibi hilâfet ülkesine dahil bütün beldelerde serbestçe tedavül etmezdi [27] Fels'in satın alma gücünde şehirler arasında bile değer farkı meydana geldiği için, Hanefîler bunda «fazlalık ribâsı (ribe'l-fadl)»nın cereyan etmeyeceği, ancak nesîe ribâsının [28] cereyan edebileceği görüşünü benimsemiştir. İmam Muhammed (ö. 189/ 805/'e göre tedavülde bulunan fels'lerde ribânın her çeşidi cereyan eder [29]
48 fels'in 1 gümüş dirheme eşit tutulacağını belirten bazı alâmetler varsa da, gümüş sikke ile bakır sikke arasında hiçbir vakit kanunî bir nisbet konulmadığı anlaşılmaktadır. İki maden arasındaki kıymet oranı dâima hâlin icaplarına ve halkın bunları alış verişlerinde kullanmalariyle oluşan satın alma gücüne göre tayin edilmiştir.
Mısır'ın fels'Ier için 1 krattan 30'a kadar hatta daha fazla ağırlıkta «cam vezinler» kullandığı ve bunların feîs basımında tatbik edildiği düşünülürse, hatıra gelebilecek her büyüklükte fels'ler basıldığı ortaya çıkar [30]
Bu duruma göre, çok çeşitli fels'lerin aynı şehirde veya beldeler arasında farklı satın alma güçlerine sahip
olması tabiîdir. Ağırlıkları aynı olsa bile, değişik şehir ve beldelerde farklı nominal bir değer kazanması sebebiyle; 1 felsin 2 felse denk hâle gelmesi mümkündür. Bu yüzden, Hanefîler 1 felsin 2 fels karşılığında satılabileceği görüşünü benimsemişlerdir. Ancak İmam Muhammed aksi görüştedir [31] Felslerin doğrudan doğruya semen sayılmayıp, hangi çeşidi para yerine kullanılacaksa, onu belirleme ile muayyen hâle geleceği esası standart olmamaları yüzündendir. [32]
KAYNA: Çağdaş Ekonomik Problemlere İslami Yaklaşımlar Hamdi Döndüren İklim Yayınları
|