Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Paranın Tarihi Gelişimi ve İslâm'ın İlk Yıllarında Para  (Okunma Sayısı 1187 defa)
ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1275



« : 08 Nisan 2009, 12:53:49 »

Paranın Tarihi Gelişimi:
 

A)   Genel Olarak :
 

Eşyanın değerini ölçmeye ve serveti biriktirmeye ya­rayan ödeme vasıtasına «para» denir. Ödeme vasıtaları nakit para olabileceği gibi, arpa, buğday, tuz, bakır ve demir gibi misli mallar da olabilir [9] Ancak bu sonun­cular para sayılmaz.

Tarihin eski çağlarında alış - veriş, yalnız mal müba­delesi tarzında olmuş, kârdan çok ihtiyaç duyulan mad­deleri elde etmek ön plâna alınmıştır. Ancak giderek trampanın alış verişlerde yeterli olmadığı görülmüş ve bazı kıymetli madenlerin satış bedeli olarak kullanılması yo­luna gidilmiştir [10] Bunlar demir, bakır, bronz, gümüş veya altından yapılmış madenî paralar olup, önceleri kül­çe, halka veya çubuk şeklinde tedavül etmiştir. Bunlar­dan altın ve gümüşün değeri ağırlıklarına göre belirlen­miş, külçeler şekil bakımından standart hâle getirilerek, üzerlerine ağırlık ve ayar durumlarını belirten işaretler konulmaya başlanmıştır  [11].

Altın, gümüş veya bakırdan yapılmış ve devletin özel damgası ile damgalanmış madenî ödeme vâsıtasına «sik­ke» denir. Sikke, M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu'da Lidyahlar tarafından icat edilmiştir [12].

İslâm'dan önce Arabistan'da, İran, Roma, Bizans ve Cenubî Arabistan sikkeleri kullanılıyordu [13] Altının para birimi «mıskal», gümüşün «dirhem», bakır vb. ma­denlerden basılan paranın ise «feis»dir. [14]

 

B)   İslâm'ın İlk Yıllarında Para :
 

Hz. Peygamber devrinde sikke basılmamış ve o dev­re kadar tedavülde bulunan sikkeler kullanılmıştır. Hz. Ebû Bekr (ö. 13/638)'in hilâfeti kısa sürdü. O, iç düze­ni sağlamaya çalışırken para işi ile uğraşacak zaman bu­lamadı. Bu konuya ilk eğilen Hz. Ömer (ö. 23/634) ol­muştur. Peygamber (s.a.) devrinde tedavülde üç çeşit dir­hem vardı  [15]

Ağırlık bakımından:

10 dirhem = 10 miskal

10 dirhem =   6 miskal

10 dirhem =   5 miskal

Hz. Ömer devrinde 10 dirhem = 10 miskal üzerinden vergi talep edilince, vergi yükümlüleri bunun hafifletil­mesini istediler. Halîfe bir bilirkişi heyeti teşkil ederek, konunun ne hazîneye ve ne de halka zarar vermeyecek bir biçimde çözümlenmesini istedi. Heyet üç çeşit dir­hemi toplayarak üçe böldü. Böylece ağırlık bakımından (10 + 6 + 5 = 21 : 3  =7), 10 dirhem = 7 miskal ağırğı esas alındı (13 )   [16]

Hz. Ömer'in bu uygulaması, para basımından çok, para ayarlaması olarak kabul edilir. Yine o devirde İran sikkeleri değiştirilmemiş, ancak İslâm ülkeleri sınırları içindeki emîr ve valiler küçük değişiklik ve ilâveler ya­parak sikke bastırmışlardır [17] Hz. Ömer'den itibaren çok sayıda kişi, meselâ; Hz. Osman (ö. 35/655), Muâviye (ö. 60/679) ve Abdullah b. Zübeyr (Ö. 72/691) pa­ra basmışlardır. Bunların on tanesinin ağırlığı da 7 mis­kal idi. Ancak bu paralar mevziî kalmış ve ülke çapın­da yayılmamıştır  [18]

 

C)   Paraya Devletin Müdâhalesi:
 

İslâm parasının basılarak bütün İslâm ülkesine hâ­kim kılınması Emevî Halîfesi Abdülmelik b. Mervan dev­rine rastlar. Abdülmelik'i para basmaya zorlayan olay şudur : Halîfe, Doğu Roma İmparatorluğuna gönderdiği res­mî yazılara; «De ki, ALLAH birdir» [19] âyetini başlık ya­par ve sonuna da Hz. Peygamber'in adını yazardı. Bu üslûba kızan Roma İmparatoru, yazılardan bunları çıkar­masını, aksi hâlde İslâm ülkelerinde tedavül eden Roma paralarının üzerine Hz. Muhammed'in adını, müslümanların hoşuna gitmeyecek bir biçimde yazdıracağını bildirdi.

Bu tehdit üzerine, ilmî bir heyet toplanarak, devlet adına para basılmasına ve piyasadaki yabancı paraların tedavülden kaldırılarak değiştirilmesine karar alındı. Ha­zırlanan para kalıpları çeşitli merkezlere gönderilerek, ba­sıma izin verildi. Halk, elindeki yabancı paralan darp­hanelere götürüp, yeni paraya çevirtmiş ve her yüz dir­hem için bir dirhem basım ücreti ödemiştir [20]

 

D)   Altın ve Gümüş Dışında Diğer Madenî Paralar :
 

1)   Mağşuş Paralar:
 

Kendisine altın veya gümüş dışında başka madenler

karıştırılmış bulunan madenî paraya «mağşuş para» de­nir. İki kısma ayrılır:

a)   Mağlûb  Gaş :   İçindeki altın veya gümüş oranı yarıdan  fazla olan madenî para anlamına gelir. Bunlar dînâr ve dirhem gibi değerlendirilir [21]

b)  Gâlib Gaş : Altın veya gümüş oranı yarıdan az olan madenî paralar böyledir. Mağşuş terimi daha çok 19

bu tip paralar için kullanılır. Bunlar «fels» hükmünde paralardır. [22]

 

2)  Fels (Çoğulu Fülûs) :
 

Felsler çoğu zaman ufaklık para ihtiyacını karşıla­mak amaciyle basılır. Bakır, nikel ve benzeri madenler­den basılmış paralardır. Klâsik İslâm hukuku kaynakla­rında, paranın değeri üzerindeki tartışmalar daha çok mağşuş paralar ve felsler üzerinde cereyan ettiği için, bu iki çeşit parayı tanıtmaya çalışacağız. Felslerin kullanı­mı daha eski olduğu için, önce onun üzerinde duracağız. Zaten felslere uygulanan hükümler mağşuş paraya da uygulanarak, bu iki çeşit para aynı esaslarla değerlendiril­miştir. [23]

 

Felsler:
 

Fels sözcüğü lügatte; altın ve gümüş kabilinden ol­mayan para, Irak dinarının binde biri ve insanların alış­verişlerde kullandığı .bakırdan basılmış para anlamlarına gelir.

İslâm'ın ilk devirlerinden itibaren bakır sikkelere «fels» adı verilmiştir. Bu sözcüğün Arap diline lâtince «follis»ten geçtiği öne sürülmüştür. İmparator I. Anastius (m. 491 - 518)'un meskukât nizamnamesinde 40 nummia'lık [24] Bizans sikkesinin adıdır. Bizans follis'lerinin ar­kasında değerini gösteren M (= 40) işareti vardır. Bu sikkelerin ağırlıklarının önceleri yaklaşık olarak 30 gram olması gerekirken bu miktar giderek azalmış ve müslümanların Suriye'yi fethettikleri sıralarda 6 grama kadar düşmüştür. Değişik büyüklükte olan ve «nummia» adı verilen küçük Bizans bakır sikkelerinin ayarının, 7. mi­lâdî yüzyıldan sonra tamamiyle bozulduğu görülür. Bu yüzden Araplar bunları sikke olarak kabul edip, tedavül­de kullanmamışlardır [25]

Müslümanlar, vezinleri hayli azaltılmış bulunan follis'leri, Suriye'nin fethinden sonra kesmeye devam etmiş­lerdir. Suriye için, yalnız Antakya'da sikke darbedildiği halde Araplar; Baaîbek, Halep, Şam, Ruha (Urfa), Taberiye, Amman, Menbic, İliya-Filistin, Kinnisrin ve da­ha bir çok yerde para kesmeye mahsus imalathaneler kurmuşlardır. Bu ilk felsler önceleri, tıpkı Bizans sikke­leri tipinde, İmparator Heraklius I ve İmparator Konstantius II'nin ve sonradan halîfenin resimleri ile basıl­mıştır. Arkalarında kıymetini gösteren M işareti ve da­ha sonra, arapça yazılar giderek artmıştır. Bir kaç ba­samak üstüne dikilmiş bir haç şekli vardır [26]

İslâm âleminin en eski, ilk bakır sikkesi 638 m. ta­rihlerinde Şam'da basılmış olan bir fels'dir. Emevî Halî­fesi Abdülmelik tarafından konulan ve 77/696 tarihinde tamamlanmış bulunan «Meskukât Nizâmnâmesi»nde fels'den söz edilmemiş, ancak bakır sikkeler için de arapça yazı kullanılmasının gereği belirtilmiştir. Yine İslâm Ansiklopedisinde verilen bilgiye göre felsler, Araplar tara­fından mutlak kıymetli bir sikke gibi değil, ancak kesirleri tamamlamak için, bir ufaklık para olarak telakki edilmiştir. Fels basımı hükümdarlık hukukundan sayılmadiğı için, valiler ile mahallî yöneticiler bu konuda ta­mamiyle serbest bırakılmıştır. Bu yüzden fels'in kıymeti ile vezin ve tipi basıldığı şehre göre değişir, dînâr ve dirhem gibi hilâfet ülkesine dahil bütün beldelerde ser­bestçe tedavül etmezdi [27] Fels'in satın alma gücünde şehirler arasında bile değer farkı meydana geldiği için, Hanefîler bunda «fazlalık ribâsı (ribe'l-fadl)»nın cereyan etmeyeceği, ancak nesîe ribâsının [28] cereyan edebile­ceği görüşünü benimsemiştir. İmam Muhammed (ö. 189/ 805/'e göre tedavülde bulunan fels'lerde ribânın her çeşidi cereyan eder [29]

48 fels'in 1 gümüş dirheme eşit tutulacağını belir­ten bazı alâmetler varsa da, gümüş sikke ile bakır sik­ke arasında hiçbir vakit kanunî bir nisbet konulmadığı anlaşılmaktadır. İki maden arasındaki kıymet oranı dâi­ma hâlin icaplarına ve halkın bunları alış verişlerinde kullanmalariyle oluşan satın alma gücüne göre tayin edil­miştir.

Mısır'ın fels'Ier için 1 krattan 30'a kadar hatta da­ha fazla ağırlıkta «cam vezinler» kullandığı ve bunların feîs basımında tatbik edildiği düşünülürse, hatıra gelebi­lecek her büyüklükte fels'ler basıldığı ortaya çıkar [30]

Bu duruma göre, çok çeşitli fels'lerin aynı şehirde veya beldeler arasında farklı satın alma güçlerine sahip

olması tabiîdir. Ağırlıkları aynı olsa bile, değişik şehir ve beldelerde farklı nominal bir değer kazanması sebebiyle; 1 felsin 2 felse denk hâle gelmesi mümkündür. Bu yüzden, Hanefîler 1 felsin 2 fels karşılığında satılabile­ceği görüşünü benimsemişlerdir. Ancak İmam Muhammed aksi görüştedir [31] Felslerin doğrudan doğruya semen sayılmayıp, hangi çeşidi para yerine kullanılacaksa, onu belirleme ile muayyen hâle geleceği esası standart olmamaları yüzündendir. [32]

KAYNA: Çağdaş Ekonomik Problemlere İslami Yaklaşımlar
Hamdi Döndüren
İklim Yayınları
Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: