Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Beşiktaş’ta bir huzur kapısı Yahya Efendi Dergâhı  (Okunma Sayısı 6036 defa)
tanyurd
"YORULUNCAYA KADAR DEĞİL ŞEHİT OLUNCAYA KADAR MÜCADELEYE DEVAM"
Moderator
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 54
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3963


dünya sürgün yeri bende sürgündeyim


WWW
« : 12 Ocak 2009, 16:06:10 »

beşiktaş’ta bir huzur kapısı Yahya Efendi Dergâhı




Manevi huzura ulaşmak isteyen yüzlerce insan her gün, Beşiktaş’ta bulunan Yahya Efendi Türbesi’ne akın ediyor. Eskiden sefere giden denizcilerin huzur ve dua kapısı olan Yahya Efendi Dergâhı, artık gönül hastalığı olan herkese şifa dağıtıyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın sütkardeşi Yahya Efendi’ye gitmek isteyenlere yol haritası…

Beşiktaş’ta, Yıldız Parkı’nın yanındaki Yahya Efendi Dergâhı, kendini arayanların, gönlü sıkılanların şifa kapısı. Bende, dünya telaşından biraz olsun sıyrılmak, kalbe şifa bulmak ve Yahya Efendi‘yi (ks) ziyaret etmek için düşüyorum yollara. Çırağan Sarayı’nın karşısındaki dar ve dik yokuşu bir nefeste çıkarak ulaşıyorum huzur mekânına. Dergâh’ın etrafını çevreleyen mezarlıklar dikkatimi çekiyor ilk başta. Önce, mezarlığın etrafındaki kediler refakatinde devasa mezar taşları arasında dolaşıyorum. Ölüm korkusu yerine, huzur rüzgârları esmeye başlıyor kalbimde. Kendimi bir anda mana iklimde hissediyorum. Çoğunluğu denizcilere ait mezar taşları arasında, Padişah hanımlarının, çocuklarının, paşaların, tarihe hizmet etmiş insanların mezarlarıyla karşılaşıyorum. Dergâhın etrafını çevreleyen mezarlar sonsuzluk âlemine geçişin gerçekliğini, hayatın faniliğini bir kez daha hatırlatıyor bana. Hayatın çok kısa ve dik bir yokuş olduğunu düşünerek dergâhın kapısına geliyorum. Dünyayı dışarıda bırakarak, duvarlarına asırların kokusunun sindiği huzur dergâhından içeri adım atıyorum. Dergâh’ın her odası, geçmişte burada gönül insanlarının yetiştiğini anlatıyor adeta. Dergâh’ın içinde bulunan Yahya Efendi Türbesi’nin başı oldukça kalabalık. Yalnız İstanbul’dan değil, şehir dışından da derde giriftar olan çok sayıda insan, ‘medet!’ diyerek, bu himmet kapısını çalıyor.

Yahya Efendi Kimdir?
Bugün de gönül hastalarının ziyaret ettiği, himmetinden nasiplenmek istedikleri Yahya Efendi 1495 yılında Trabzon’da doğar. Babası Amasyalı Kadı Ömer Efendi, annesi Afife Hatundur. Kânuni Sultan Süleyman, babası Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’da vali olarak bulunduğu sırada dünyaya gelir. Yahya Efendiyle aynı günlerde doğan minik şehzadeyi Afife Hatun emzirir. Böylece, Kanunî ile Yahya Efendi sütkardeş olur. Yahya Efendi, ilk tahsilini Trabzon’da, zamanın velilerinden Müfti Ali Çelebi’den alır. Daha sonra, İstanbul’a gelerek tahsiline devam eder. Sıkı bir eğitimden geçer. O, çölde su arayan seyyah gibi ilim arar. Her çiçeğe konar. Çok okur, ilim meclislerine koşar. Hızla yükselir. Osmanlının zirve medreselerinden Fatih Medresesi’ne atanarak dönemin önemli âlimlerinden Kadızâde Hazretleri’nden görevi devralır, ancak, onun rüyalarını bir ALLAH dostunun dizi dibinde manevi mertebelere yürümek süsler. Aradığına yıllar sonra kavuşur ve Zembilli Ali Efendinin feyizli sohbetlerine katılır. Yahya Efendi iyi bir şairdir aynı zamanda. Ruh dünyasındaki duygu selini mısralara döker. Edebi bir üslupla yazdığı şiirlerinin de içinde bulunduğu bir divan kitabı vardır. Matematiği, geometriyi ve astronomiyi çok iyi bilen Yahya Efendi, Zembilli Ali Efendi’nin vefatından sonra hocasının yerine Canbâziye Medresesi’nde müderrisliğe başlar. Beşiktaş’ta satın aldığı, bugünkü türbe ve mezarlığın bulunduğu araziye bir ev ile mescit, daha sonra evin etrafına medreseler, hamam ve çeşme yaptırır.
Eğitimcilik hayatına farklı medreselerde devam eden Yahya Efendi’ye sütkardeşi olan Kanunî Sultan Süleyman çok ilgi gösterir. Her hususta ona danışır ve hatırını sayar. Yahya Efendi’nin sohbetine her sınıftan insan katılır. Yalnız Müslümanlarla değil gayri Müslimlerle de yakından ilgilenir, onlara İslam dinini anlatırdı. Yahya Efendi, saraydan çıkarılan Şehzade Mustafa’nın annesi Gülbahar Hatun’un tekrar saraya alınması için Padişah’a mektup yazar ancak sütkardeşinden hiç beklemediği bir tavır görür. Kanuni, kendisini müderrislik görevinden alır ve emekli eder. Bunun üzerine Beşiktaş’taki evi ve mescidinde inzivaya çekilen büyük veli, kalan ömrünü dergâhında ilim öğreterek, tefekkür ve zikirle geçirir. 1569 yılında bir Kurban Bayramı gecesi Hakk’a yürüyen Yahya Efendi’nin cenaze namazını Şeyhülislam Ebussuûd Efendi kıldırır. Cenazesine İstanbul’da bulunan her sınıf ve inançtaki insan katılır. Sultan II. Selim, babasının yadigârı olan ve büyük bir muhabbet beslediği Yahya Efendi için dergâhın içinde Mimar Sinan’a bir türbe yaptırır.

Nerededir?
Yıldız mahallesi, Yahya Efendi Çıkmazı’nda yer alan dergâh; mescit, tevhidhane, medrese, hamam, mezarlık ve çeşitli evlerden oluşan bir külliye niteliğindedir. Yahya Efendi Türbesi ve dergâhı, Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Sultan ve II. Abdülhamit tarafından onarılır. İstanbul’da bulunan üç büyük evliyalardan birisi olan Yahya Efendi, büyük oğlu Şeyh İbrahim Efendi, annesi Afife Hatun, eşi Şerife Hatun ve torunlarıyla birlikte aynı yerde yatıyor. Dergâh’ta ayrıca, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Tasasız Raziye Sultan, II. Abdülhamit’in kızı Hatice Sultan ve oğlu Bedreddin Efendi’nin de sandukaları yer alıyor. İstanbul Boğazı’na bakan dergâha o dönemde denizciler sık sık ziyarete gelir, sefere çıkmadan önce Yahya Efendi’nin hayır duasını alırdı.

Hızır Aleyhisselam’ı Bildirdi
Kanuni Sultan Süleyman, Yahya Efendinin Hz. Hızır’la sık sık görüştüğünü bildiğinden bir gün kendisine “Beni Hz. Hızır’la görüştürür müsün?” diye sorar. Yahya Efendi sadece, “Nasip” der. Bir gün Yahya Efendi ve Kanuni tebdil-i kıyafet gezintiye çıkarlar. Kayıkçının birine takılıp, boğaza açılırlar. Tekneye Salı Pazarı’ndan boylu poslu, temiz tertipli, insan güzeli bir genç biner. Yanlarına ilişir. Yahya Efendiyle muhabbete başlar. Kanuni o gün neyi düşünür bilinmez ama çok dalgındır. Elini suya sokar, dalgaları okşar. Bu sırada yüzüğünü denize düşürür. Sandaldakilere belli etmez ama çok üzülür. Aklı denizde kalır. Kayık tam Kuruçeşme iskelesine yaklaşırken genç elini suya daldırır ve yüzüğü alıp sultanın avucuna bırakır. Kanuni şaşkın bakışlarla ıslak yüzüğe bakarken genç çoktan kaybolmuştur.
Yahya Efendi ile Kanuni arasında şu konuşma geçer;
-Hadi bakalım gözün aydın. Aradığını gördün işte” der.
-Kimi?
-Hızır Aleyhisselam’ı.
-Hani nerede?
-Bir saattir yanımızdaydı.
-Yoksa o genç miydi?
-Ta kendisi!



Logged


Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: