Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: hafız İsmail Biçer  (Okunma Sayısı 2396 defa)
abdullah_54
Dua'ya layık
**

Karma: 3
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 164



WWW
« : 29 Ekim 2009, 19:00:37 »



İsmail Biçer 1947 yılında Bolu’nun Göynük

ilçesinin Çay köyünde doğdu, 1957 yılında hıfzını tamamladı. 1958 yılında

İstanbul’a gelerek Hafız Hasan Akkuş’tan iki buçun sene ta’lim ve tecvid

okudu.
Onun İstanbul’a gelip Türkiye hatta dünya çapında güzel Kur’an okuyan

ünlü bir hafız olmasının hikayesi şöyledir:


Rahmetli Hafız Hasan Akkuş zaman

zaman dünürünün yanına Göynük’e gidermiş. 1958’in başlarında yine Göynük’e

gittiğinde bir mevlid merasiminde Kur’an okuyan küçük bir hafız dikkatini

çekmiş. Merasimden sonra yanına çağırtmış, ilgilenmiş ve yakınlarına: “Bu küçük

hafız köyde kalmasın, hemen İstanbul’a, Nuruosmaniye Kur’an Kursu’na benim

yanıma getirin” demiş. Onlar da getirip Hafız Hasan Akkuş Hocefendiye teslim

etmişler. İsmail Biçer’deki güzel Kur’an okuma kabiliyetini ilk keşfeden ve onu

yetiştirmeye çalışan Hasan Akkuş Hocaefendi olmuştur. Hocaefendi onunla özel

olarak ilgilenir, gittiği dînî merasimlere mutlaka onu da götürür, Kur’an

okuturmuş.



İsmail Biçer 1969 yılında İstanbul İmam-Hatip Okulun’dan, 1976

yılında da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden mezun oldu. İk görevine 1966

yılında Fatih Müftülüğü’ne bağlı Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nde müezzin

kayyım olarak başladı. 1979 yılında askerlik dönüşü, Reîsü’l-kurrâ Abdurrahman

Gürses Hocaefendi’nin yaş haddinden emekliye ayrılmasıyla boşalan Eminönü

Müftülüğü’ne bağlı Bayezit Camii İmam-Hatipliği’ne atandı. Abdurrahman Gürses

Hocaefendi’den İlm-i Kırâat (Aşere ve Takrib) okuyarak icâzet aldı. Böylece

memleketimizin en güzîde iki hocasından ta’lim ve kırâat okuma imkanı buldu.

Mesleklerinde değerli insanların yetişmesi, değerli üstadlar eliyle olmaktadır.

Abdurrahman Gürses Hocaefendi de İsmail Biçer’i evladı gibi severdi, o da ona

babası gibi hizmet ederdi.

İsmail Biçer Kur’ân aşığı idi. Kendisi hafız

olduğu gibi oğullarını da hafız yetiştirmişti. Üç oğlu var, üçü de hafız. Bu,

her aileye nasip olmaz. Üçü de güzel Kur’an okuyor. Büyük oğlu Atilhan’ı

Abdurrahman Gürses Hoca hafız yetiştirdi. Hocaefendi onu kendi torunu gibi

seviyor, özellikle küçükken, gittiği yere onu da götürüyor, aşır okutuyordu. O

da okuyuşta hocaefendiyi taklide çalışıyordu. Bu, hocaefendinin çok hoşuna

gidiyordu. Ortanca oğlu Furkan hıfzını Sünbül Efendi Erken Kur’an Kursu’nda,

küçük oğlu Büşrâ da hıfzını Nuruosmaniye Kur’ân Kursu’nda tamamladı.
Üçü de

babaları defnedilirken mezarı başında Kur’an okudu. Oğulları Kur’an okumaya

başlayınca çok duygulu anlar yaşandı. Ne mutlu, kendisi genç yaşında bu fani

alemden ebediyyet yurduna göç eyledi ama geride üç tane hafız evlat

bıraktı.


İsmail Biçer gayet samimi idi, içi dışı, özü sözü birdi. Bildiği

doğruları söylemekten çekinmezdi. Çok mütevazi idi. Arkadaş canlısı idi. Mesâi

arkadaşlarıyla arasında en ufak bir kırgınlık olmamıştı. Caminin odasında

arkadaşlarıyla beraber olup simit yemeyi davetlere gitmeye tercih ederdi.

Arkadaşları da kendisini çok severdi.
Sahabe-i kiram içerisinde Abdullah b.

Mesud güzel Kur’an okumasıyla temayüz etmişti. Peygamber Efendimiz zaman zaman

onun okuduğu Kur’an’ı dinler ve çok duygulanırdı. Sevgili Peygamberimiz onun o

güzel okuyuşunu takdir sadedinde “Kur’an’ı nâzil olduğu günün heyecanıyla okumak

isteyen, İbn Ümmü Abd’in kıraatıyle okusun.” (Müsned, I, 26) buyurmuştu. İbn

Ümmü Abd’den maksat Abdullah b. Mesud’dur. Abdullah b. Mesud Kur’an’ı sanki yeni

inmiş gibi okurdu. İsmail Biçer de günümüzde Kur’an’ı öyle güzel okurdu.


Muhaddislerden Mûsa b. İbrahim, hadis alimi Ebû Dâvûd’dan bahsederken: “Ebû

Dâvûd dünyada hadis için, ahirette de cennet için yaratılmıştır. Ondan daha

faziletli birini görmedim.” diyor.
İsmail Biçer’i de sanki ALLAH, Kur’an’ı

güzel okumak için yaratmıştı. Çok güzel Kur’an okurdu, dinleyenler adeta

kendilerinden geçerdi. Hele onu tarihî Bayezit Camii’nde dinlemek ayrı bir

zevkti. Görevli olduğu Bayezit Camii’nde mutlaka öğle ve ikindi namazlarından

sonra da aşır okurdu. Camiye özel olarak onu dinlemek için gelenler

olurdu.
Memleketimizde, İslâm Ülkeleri arasında tertip edilen çeşitli

toplantıların açılışında Kur’an-ı Kerim’i mutlaka İsmail Biçer okurdu. Yurt

dışında Malezya, Tunus, Pakistan, İran ve Libya’da yapılan Kur’an-ı Kerim’i

güzel okuma yarışmalarında ülkemizi temsil etmişti.
İsmail Biçer sadece

Kur’an’ı güzel okumakla yetinmez, aynı zamanda okuturdu. O: “İnsanın, Kur’an’ı

güzel okuyabilmesi için iki şeyi yapması gerekir: Birincisi, Kur’an’dan

uzaklaşmamalı, her fırsatta onu okumalı, ikincisi de sadece kendisi okumakla

kalmayıp aynı zamanda talebe okutmalıdır.” derdi. Bu sebeple o, kendisinden

Kur’an okumak isteyen hiçbir kimseyi boş çevirmezdi. Bayezit Camii aynı zamanda

İsmail Biçer için bir Kur’an Kursu idi. Özellikle nöbetçi olduğu günler gün boyu

Camiden talebe eksik olmazdı. Grup grup gelirlerdi. Kimilerini öğle namazından

önce okutur, kimilerini sonra, kimilerini ikindiden önce, kimilerini sonra

okuturdu. Talebe okutmak, hele kabiliyetli talebeleri okutmak çok hoşuna

giderdi, bundan büyük zevk alırdı. Bu hizmetinden dolayı hiçbir maddî menfaat da

beklemezdi. Hatta bazen öğrencileri, kendi aralarında para toplayıp ona vermek

veya hediye almak isterlerdi. İsmail Biçer bunu kesin olarak kabul etmez ve:

“Hocamın bana vasiyeti var, Kur’an okutma karşılığında birşey almam”

derdi.
İsmail Biçer Haseki Eğitim Merkezi’nde Kıraat bölümünde 1986 yılından

beri haftada 2 saat Ta’lim ve Tashih-i Hurûf derslerine giriyordu. Kursiyerlerle

meşgul olmayı çok seviyordu. Adeta ders saati ona az geliyordu. Onun için çoğu

kez teneffüs saatlerinde öğretmenler odasına gelmez, sınıfta kursiyerlerle

sohbet ederdi.
Kur’an-ı Kerim tilavetinde, hangi meclis ve toplantıda

nerelerin okunacağını bilmek ve okumak, kırâat adabındandır. Reîsü’l-kurrâ

Abdurrahman Gürses hocamız bu hususa çok dikkat eder, talebelerini de öyle

yetiştirmektedir. İsmail Biçer de hocaefendinin yanında yetiştiği için buna çok

dikkat ederdi. Hatta bazen Eğitim Merkezimize derse geldiğinde: “İslâm ülkeleri

arasında yapılacak olan şöyle bir toplantının açılışında bir aşr-ı şerif

okuyacağım. Şu, şu ayetleri okumak istiyorum, ne dersiniz?” derdi. Biz de:

“Bazen çok güzel, gayet isabetli seçmişsin” der, bazen de: “Şu ayetleri okusan

daha iyi olur” derdik. Aşır olarak okuyacağı âyetlerin meallerini önceden

mutlaka okurdu. Zaten manaya vâkıf olmadan güzel okumak pek mümkün

değildir.
Bazen insana, sonradan başına gelecek olan şeyler malum olur.

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: