Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: ÇOCUK TERBİYESİ ÜZERİNE  (Okunma Sayısı 1267 defa)
ikrami
Süper Modaratör
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1286



« : 17 Haziran 2008, 11:55:10 »

ÇOCUK       ÜZERİNE

 

Âyetin ifadesiyle:”Çocuklar  dünya hayatının süsüdürler.”[1] 

Çocuktaki fiziki gelişmeyle beraber şahsiyet de beraberinde gelişir. Öyle ki bu daha çocuk 6 aylıkken kendisini gösterir.

-Anneden kopma,çocuk da bir çok kopukluklara neden olup,kendisini boşlukta hissetme durumları meydana getirir.

Öyle ki bunun kendisi için bir eksiklik olduğu bunalımında olan çocuk,aynı durumun verdiği eksiklikle kendisini şuurlu-şuursuz suçun içinde bulur veya bazılarında kasıtlı olarak,onlardan istifade düşüncesiyle kolayca suça itilirler.

Kendisine bir mesned,bir dayanak bulmayı,çocukluk psikolojisiyle kucaklanmayı istemekte ve beklemektedir. Emin eller tarafından tutulup kollanmayan bu çocuklar,neticede emin bildiği hain ellerde kendisini bulmaktadır.

Zamanla bu olayların kangrenleşmesi sonucu,topluma tedavisi güç yaralar açmaktadır.

-Çocuklar birer çiçektirler. Soldurulmamaları ve dondurulmamaları gerekmektedir.

Çiçeklere gösterilecek ihmal ne gibi bir çöküntüyü netice veriyorsa;aynısı çocuklar için de geçerlidir.

-Çocuk sevgi suyuyla,ilgi sıcaklığı güneşiyle gelişir ve büyür.

Bu eksiklik ise umumi bir eksiklik ve de kayıptır.

Büyük bir insan bile ilgi beklerken hatta ararken,çocuğun hakkı değil midir ilgi?

İnsanda sevgi,çocukta da onu alma duygusu vardır. Bunlar birbirini tamamlamakla tamlanırlar. Aksi durumda eksiktirler.

 Sevgi bir irtibat duygusudur. Sevgi koparsa irtibat da kopar. Bu irtibat devam ettirilmelidir.

Yaradılışla beraber İslâmın verdiği bu güzel duyguyu,menfi kimseler,-şeytan dahi gösterse- başarılı olup,kendisine çekmektedir.

Çocuk problemlerini ve keşmekeşliklerini onunla çözer,sevgiyle atar,bertaraf eder. Yoksa kendi bertaraf olur.

İnsanlık kâinatın bir çekirdeği olduğu gibi,çocukta dünya ağacının bir meyvesi olan insanı oluşturur.

Meyveler kurtlanmasın! O halde çekirdeklere iyi bakılsın,iyi olsun. Çekirdekler paralanıp parçalanmasın.

Çekirdek çocuk çekirdek aileyi;çekirdek aile,çekirdek toplumu ve o da çekirdek olan bir dünya ile gerçek insanlığı vermiş olur.

-Bir insan bir yere gittiğinde  ne derece  ve ne yere kadar uyum sağlamaktadır?

İşte çocuk da,yeni gelmiş olduğu dünyaya karşı,size karşı bir uyumsuzluk içinde ise,bu devam edecek anlamına değildir.

-Acaba biz de ne kadar uyum göstermiştik ve gösterebilmiştik?

Uyumsuzluklar uyumsuzluklarla düzeltilmeye çalışılırsa,katmerli bir uyumsuzluğu netice vermiş olur.

O halde kir,kirle temizlenmemelidir. Yoksa kirin kirliliğini arttırmış oluruz.

-Büyüdüklerinde her hangi bir yönlerinden arızalı olarak yetişmiş olan çocuklar;küçük yaştaki bu eksikliklerin ve ilgisizliklerin bir eseri olarak kendisini gösterecektir.

Bu konuda onlar sürekli cezalandırılma yöntemleriyle düzeltilmeye çalışılmamalıdır.

Zira ceza sevgiden sonra gelir. Ceza;son ve çaresizliğin bir çaresidir.

“Ayinesi iştir kişinin,lafa bakılmaz. Görünür şahsı sureti eserinde.” En güzel usül,nümûne-i imtisal oluşturmaktır. Ona ayine olmaktır.

-Çocuk konusunda,devletin başlı başına bir izleyeceği ve bir politikası olmalıdır. Tâki istikbalinden de emin olunabilsin.

-Çocuk zariftir. Çabuk etkilenir. Fakülte seviyesinde,bakanlık derecesinde onlarla alakalı tedbirler düşünülmeli,şimdiden yöntemleri belirlenmelidir.

-Dünyada en fazla etkilenen ve heder olanlardan biri de;işte bu çocuklardır.

-Dünya hakimiyeti için bir yandan çocukların doğması engellenmekte,bir yandan toplu ölümlere terk edilmekte,bir yandan Kolombiya da olduğu gibi bazılarının sağlıkları uğruna gözleri feda edilmekte,çalınmaktadır.

Her sene dünyada harb gibi,hastalık gibi çeşitli sebeblerle milyonlarca çocuk ölmektedir.

“Nüfus planlaması”oyun ve hileleriyle,gizli raporlarla,milyonlar harcanarak,İslam aleminin artışı engellenirken,ebter olan batı nüfuslarının artışı için her yola baş vurmakta,teşvike çalışmaktadırlar.

ABD’nin 1976’dan beri başlatıp,sadece 1996 yılında bunun için harcadığı para 5.400.000 dolar yani (324 milyar) dır.[2]

Aynı oyun 1994 yılında Mısır da da oynanarak,böylece müslümanların,İslâm aleminin nüfusu kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu konuda batı ısrarla kürtajı da teşvik etmektedir.[3]

Çocuklar doğmasınlar! Bu,çocuklar ölsünler,demektir. Onlar ölsünler mi? Peki,doğmasınlar ile olan farkı nedir?

-Avrupa’da çocuk,aile ve kadın gibi bir meta olup,çocuklar başı boş olmalarının yanında,mal gibi satılmaktadırlar.

-Çin’deki bir çocuk sahibi olma mecburiyeti,neticede bunun 2020 yılında erkeklerin evlenecek kadın bulmakta zorluk çekecekleri istatistikler neticesinde ortaya konulmaktadır.

-Dünya özellikle dinimiz çocuğun doğumunu,sağlıklı büyütülmesini teşvik ederken,maalesef bizde ısrarla kısırlaştırılmaya gidilmektedir. Tedbirlerde kısırca tedbirlerden öteye de gidememektedir. Teşvik bir yana adeta cezalandırılmaktadır.

-D. Gürlek;Osmanlıda çocuğun 5 yaşında mektebe verilip ve bunun 12 yaşına kadar devam ettiğini ifade eder.[4]

-Çocukların başarısızlılıklarını etkileyen faktörlerden birisi de,onların yaramazlıklarıdır.

Bu da onun devamlı kendisini gösterme ve isbat etme duygusundan kaynaklanır.

Ancak neticede buda müsbet yaklaşımlarla telafi edilebilir.

-Çocukların fiziki ve ruhi gelişmelerinde bir proğram takib edilmelidir.

Rast gele,işi oluruna bırakarak,adeta –saldım çayıra,mevlam kayıra- şeklinde gösterilecek bir davranış ve uygulama,çocukta da sürekli bir dengesizliğe yol açacaktır.

Fiziki ve ruhi gelişmelerinde her durumu mümkün mertebe de itibara alınmalıdır.

-İhmalin faturası da,topluma büyük bir ödeme zorluğu getirmiştir. Nitekim Unesko tarafından 1994’de,dünyadaki çocukların durumu ile ilgili raporda:

“Bugün dünyada 30 milyonu aşkın çocuk sokaklarda yaşamaktadır;7 milyon çocuk mülteci statüsünde bulunmakta,en az 50 milyon çocuk güvenliksiz ortamlarda çalışmakta,100 milyonu aşkını ilk öğretimden yoksun ve 150 milyon civarında çocuk da beslenme yetersizliğiyle baş başa bulunmaktadır.”der.

-Yiyecek konusunda çocuğa ısrarla yemek yedirme yoluna gidilmemelidir. Çocuktaki inad,onun inadını daha da arttırıp,fayda yerine zarar verecektir.

Her yiyen sağlıklı,yemiyen sağlıksız anlamına gelmemelidir.

Kısaca;ölçülü ve dengeli olunmalıdır.

Çocuklardaki oluşan deprasyonun çeşitli sebebleri göze çarpmaktadır. Bunlar;

-Gündüz seyrettiği veya kendisine anlatılan masalların zihninde yer etmesiyle,gece sakin bir zeminde depreşmesidir.

-Çocuğu susturmaya veya dediğini yaptırmaya çalışırken öcülerle korkutarak,onda sevgiden önce nefret ve korkunun gelişmesine sebeb olunmaktadır.

Bu durum onun korkuyla büyümesine,saldırgan bir tutum ve ruh haletine sahib olmasını netice verecektir.

Bu menfi duygu depreştikçe,menfilikler de kendiliğinden depreşecektir.

-Çocuklar sevgiyle büyütülmelidir. Bir tanıdığımız vardı. Bu kişi üç-dört yaşlarındaki çocuğuna,cenneti tüm güzellikleriyle anlatır. Bunu hayran hayran dinleyen çocuk dayanamayıp;-arabası da olan babasına dönerek-

-Baba,haydi o zaman bizde cennete gidelim.

Daha sonra baba çocuğuna oraya ne zaman ve nasıl gidileceğini anlatarak teskin eder.

Bu olayı duymuştuk. İki sene kadar sonra çocuk,babasıyla yanımıza geldiğinde çocuğa;

-Haydi,beraber cennete gidelim,dediğimizde  o çocuk bize;

-Şimdi gidilmeyeceğini,ikna olmuş bir şekilde anlatmaya başladı.

-Evet,çocuk kaçırılmamalı. Belki o güzelliklere doğru teşvik edilmelidir.

-Ruhta meydana gelen bu korku duygusu,çocuktaki bir dengesizliğin neticesi ve ilerideki bir olumsuzluğun belirti ve habercisidir.

Bediüzzamanın ifadesiyle:”Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.”

-“Batıl şeyleri iyice tasvir,safi zihinleri idlaldir.”bozmaktır.

-Şiddet ve şiddetli rüyalar ise;güzel görmemenin veya göstermemenin,kötü şeyleri tasvir etmenin,güzel düşünmemenin ve düşündürmemenin ve neticede hayattan lezzet yerine elem almayı netice vermektedir.

Çocuğa devamlı müsbet,yapıcı ve güzel şeylerin tasviri yapılmalıdır.

-Cennet,cehennemi şeyleri kabul etmez,reddeder.

-Bir gün Peygamber Efendimize sorulmuştu:”Ya RasulALLAH! Kim cennete girecek?

-ALLAH rasulü ise:”Peygamber cennetliktir. Şehid cennetliktir. Çocukken ölen cennetliktir. Diri diri gömülen çocuk cennetliktir.”(Ebu Davud)

-Çocuklar korku ve şiddet filimlerinden de sakındırılmalıdırlar. Bununla yetinmeyip o çocuk tv. ile değil,anne-baba terbiyesiyle yetiştirilmelidir.

Çocuk kimin terbiyesiyle yetiştirilirse,onun malı olur. Başkası –anne ve babası bile olsa-hak dava edemezler.-

-Çocuğun yetiştirilmesinde en büyük faktörlerden biri de;arkadaş seçimidir. Atasözünde ne güzel belirtilmiş:”Bana arkadaşını söyle,sana kim olduğunu söyliyeyim.”

Çocuğun iyi bir arkadaş seçimi,kişiliğinin oluşmasında da büyük tesir icra eder.

Buda onun ailesine ve topluma uyum sağlamasını sağlar.

-Çocuk eğitimle gelişir. Verilecek iyi bir eğitim,iyi bir çocuk,iyi bir çocuk da iyi bir nesil ve gelecek demektir.

Eğitim çocuğa sevdirerek verilmeli ikna edilip,tatmin edilmelidir.

Çocuğa faydalı ve lüzumlu şeyler öğretilerek hafızasının gelişmesine yardımcı olunmalıdır. Aksi takdirde bilgisiz bir bilgi hamalı olmuş olur.

“Çalışmayan demir paslanır.” Zeka ve hafızanın gelişmesi,çalışmasıyla ilgilidir.

Çocuk konusunda İbni Cerir:”Çocuk,ebeveyni yanında emanettir. Onun tertemiz kalbi nakış ve suretten başı berrak ve soyut bir cevherdir. Bu mübarek kalb,kendisine öğretilecek her şeye kabiliyetlidir. Neye meylettirilirse ona meyleder. Kendisine hayırlı ve güzel şeyler öğretilirse hayır üzerine büyür. Dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşur. Anne ve babası sevabına ortak olurlar. Eğer şerre atılır,bu doğrultuda yetiştirilirse şaki olup dünyada da,ahirette de helak olur. Günah da onun terbiyesiyle mükellef olanındır. Çünki onun velisi sorumludur.”[5]

-Çocuğun yetiştirilmesi ona anlatılacak güzel hikayelerle olduğu gibi,zihninin gelişmesinde yardımcı olacak eğitici ve düşündürücü oyuncaklarla da takviye edilebilir. Yani çocuk eğitilerek öğretilmelidir. Meseleleri kavrıyamıyan çocuk,böylece oyun ile bilgilendirilmiş ve kabul ettirilmiş olacaktır.

-Çocuğun maddi ve manevi gelişimi anne karnından itibaren başlar. Mesela;

Hadisde:”O nutfe o rahimde yerleşti mi ALLAH,o nutfe ile Hz. Âdem arasındaki bütün soyunu o nutfenin başında hazır eder (de,o bunlardan birisinin şeklini alır.)”[6]

-Çocuğun gelişmesinde özellikle 0-6- yaş arasında verilenler veya çocuğun aldıklarının büyük ve silinmez etkileri vardır.

Nitekim kendimizden pay biçebiliriz. Öyle ki zihnimizde iz bırakmış olan bir olayı,hayatımız boyunca kolay kolay unutmaz ve unutamayız.

O dönemde öğrenilenler,hafıza arşivlerinin taze olması,mermere kazınmış gibi sağlamlılık gösterir.

-Onlara kıymet verilmeli,sevginin yanında saygıda kusur etmemelidir.

Hadisde:”Çocuğunuza,Muhammed adını koyduğunuzda,ona değer veriniz ve oturduğunuz mecliste ona yer açın.”[7]

Çocuğun yetişmesinde anne-baba kadar,belki daha fazla diyebileceğimiz bir faktörde okuldur.

Böyle bir yükü yüklenmeden önce çocuk o eğitime hazırlandırılmalıdır..Fiziken hazır haldeki durumu göz önünde bulundurulduğu gibi,ruhen o münasib ve müsaid hale getirilmelidir.

-Çocuğun fiziki olarak yetişmesinin de,ruhi olgunluğuna etkisi vardır. Aynı zamanda bir sünnet olan “Kaylûle” [8] yani;kuşluk ve öğle uykusunun,herkesin olduğu gibi hasseten çocukların dinlenmesine ve dikkatlerinin dağılmamasına ve zayıflamamasına sebeb olmakta,dinçlik sağlamaktadır.

Açlığa karşı ağızdaki salgılama gibi öğle vakti,öğleden sonra vücutta uykuya karşı öyle bir salgı salgıladığı bugün tıbben de tesbit edilmiş durumdadır.

-Bugün çocukların dengesizleşmesinde ve bozulmasında menfi görev yapan medyanın büyük rolü vardır.

Görüntülü ve resimli medya bu saf ve temiz kalbleri,tâ ruhun derinliklerine kadar hançerlemektedir.

Bugün medya;kadını yuvası olan evinden alıp kopardığı gibi,çocukları da o cennet yuvasından uçurmuş ve kaçırmıştır. Problemli çocukların meydana gelmesine zemin hazırlamıştır.

-Çocuğu sarmalayarak boğan o kadar sebebler teşekkül etmiştir ki;bunun izalesi,mesuliyetini hisseden ve hissedecek olan büyük bir himmet ve gayret sahibi toplum ile mümkün olacaktır.

Ancak bahane hazırdır;kendi problemlerini çözemediklerini,maişet derdinin boylarını aştığını ve onlarla uğraştığını söyleyen bir toplumda,iş fertlere kalmış olmakta,gönüllü erlerin ve fedailerin geç de olsa hizmetleriyle yerine getirilebilir.

-Habersiz olan büyüyen çocuğun durumunu,onun sorumluğunu üstlenen kimse daha fazla görmektedir. Daha fazla da dikkat etmesi gerekmektedir.

Zira;her şeyinde kendisini anne ve basının kucağına atmaktadır. Problem büyüdüğünde toplumun ve neticede devletin kucağına atmaktadır.

-İlk yapılacak iş;çocukta manevi bir kontrol mekanizmasını oluşturmaktır. Muhasebesini yapacak ve yapabilecek bir duygunun yerleştirilmesine çalışmak lazımdır.

Bununda temelini;iman ve inanç duygusunu harekete getirip,ibadet şuurunun onda yerleşmesini sağlamaktır. Zira bunlar kötülüklere karşı bir dizgin,bir fren görevini görecektir

Belki haklı olarak,siz bir gölge gibi onun arkasında olamazsınız. Fakat Cenâb-ı Hakkın onu her yerde ve her zaman gördüğü inancı,omuzunda iyilik ve kötülüklerini yazan –Kirâmen Katibin- melekleri tarafından her şeyinin yazılıb,hesaba çekilerek,mükafat ve cezaya çarptırılmak üzere ahiret diye bir alemin varlığı inanç ve şuurunu yerleştirdiğinizde,bu onun için de,sizin için de bir teminat olacaktır.

“Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyat da kördür,görmez.” Her şey madde ölçülü ve madde orantılı değildir.

-Zamanında ibadete alıştırılmayan ve namaza başlamayan bir çocuğun büyüdüğünde bir gayr-ı müslimin,müslüman olması kadar zorlaşacağını söyleyen Bediüzzaman;[9]onların namaza alıştırılmaları gerektiğini belirtir.

Çocuk;terbiye ve tedris süzgecinden geçirilmelidir.[10]

-Anlatılmaktadır;İdam edilmek üzere olan şahsa son istek ve arzusu sorulur. Oda annesini ister ve annesine hitaben,dilini öpmek isteğinde olduğunu belirtir.

Ağlayan ve üzüntülü olan anne,hiç olmazsa son anda çocuğunu memnun etme düşüncesiyle dilini uzatır.

Öpmek üzere olan çocuk,birden annesinin dilini ısırarak koparır ve tükürür.

Annenin feryadı bir netice vermez. Artık anne dilsiz kalmıştır.

İdamlık çocuğa,neden bunu annesine yaptığının nedeni sorulduğunda cevaben şöyle der;

-Ben küçükken,komşudan yumurta çalsam,annem beni engellemez,tersine;-aferin benim oğluma,der. Beni engelleme yerine teşvik ederdi. Her yaptığım yanlışlık da böyle davranırdı. İşte bu idamlığa ben onun dilinin cezası olarak gelmiş ve çıkmış olmaktayım.

Bana çektirdiğinin karşılığını,dilinin acısıyla bu dünyada çeksin,der.

-Yine anlatıldığı üzere;Evladı tarafından dayak yeyip,süründürülen baba bu duruma güler. Sinirlenip de evlat vurdukça,baba yine gülmeye devam eder. Hiddeti artıp,bir yandan da vuran evlad sebebini sorduğunda,cevaben baba;

-Evladım! Ben de babama aynen senin bana yaptığın gibi yapmış,bu ağacın altına kadar sürüyüp atmıştım,der. Ve vurması halinde de hakkını kendisine helal edeceğini de söyler. Ve bu durum evladı düşündürür.

-Ben de böyle bir duruma şahit olan birisini dinlemiş ve o kimsenin hala kendi mahallelerinde yaşamakta olduğunu da söylemişti ki;nitekim herkes buna benzer olaylara hayatında değişik şekillerde vakıf olmuştur. İbret alına...

-Elbette evladın da anne babaya karşı yapması gereken sorumluluklar vardır.

-Fahreddin-i Râzi-ye göre;İsra 23.24. ayetin açıklamasında,evladın anne babaya karşı mükellefiyeti beş şekilde tasnif edilir:

1)Onlara –öf- bile dememek.

2)Azarlamamak.

3)Hoş söz söylemek.

4)Onlara acımak.

5)Onlara dua etmek.[11]

Ana babanın çocuklar üzerinde bir çok hakları olup,peygamber lisanıyla;onların ihtiyacını karşılamanın ALLAH yolunda savaşmayla eş anlamda zikredilmiştir.[12]

Bediüzzamanın ifadesiyle:”Anne babasını rencide eden insan,insan bozması bir canavardır.”

-Dininden dönme ve dine aykırı gibi bir durum olmadıkça evlad anne-babasına itaatte kusur etmemelidir. Nitekim:

-“Sa’d bin Ebi Vakkas’ın müslüman olmasından hoşlanmayan annesi,oğlunun kendisine olan sevgisini de düşünerek;

-Dininden dönmedikçe yemek yemiyeceğini söyleyib,üç gün böyle devam etmesine karşı Hz. Sa’d şöyle demiştir:

“VALLAHi ana! İyi bil ki,senin yüz canın olsa da onlar birer birer çıksa ben yine o peygamberin dinini bırakmam.

Bunun üzerine Ankebut suresinin 8. ayeti indi.Bunda:”Ana-babaya iyilik tavsiye edilmekle beraber,şayet onlar,çocuklarını ALLAH’a şerik koşturmaya kalkışır ve uğraşırlarsa,bu yolda kendilerine asla itaat edilmemesi gerektiğine....açıklandı.”

Sa’d ibni ebi Vakkas’ın kardeşi Amir’in de müslüman olması,annesini artık çileden çıkarmış ve şöyle söyletmişti:”Hz. Sa’d annesi ile kardeşinin başına halkın toplandığını görüb sebebini sorduğunda;”Şu anan,kardeşin Âmir’in yakasına yapıştı. Tuttuğu dini bırakmadıkça,hurma ağacının altında gölgelenmemeye,yeyip içmemeye and içti.”dediler. Hz. Sa’d annesinin yanına vararak;”VALLAHi,ey ana! Cehennem ateşi durağın oluncaya kadar sakın gölgeleneyim,yeyip içeyim deme!”dedi.[13]

Hadis-de:”Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra babası onu;yahudi,nasrani ve müşrik yapar.”[14]

İbni Abbas’dan;Kafirlerin çocuklarının cennetlik olduğu da[15] rivayet edilir.

-Çocukların eğitimlerinde hadisler[16] ölçü alınmalı,yahudilik ve hristiyanlıkta olmayıp,İslâmiyette olan farklı bir özelliği ki;rivayetleri Rasulullaha dayandırmalı,[17]sohbetlerde hadis ve sünnet kelimeleri geçmeli,[18]sahabeyi övüp,onlardan ve hayatlarından[19] bahisler açmalı,Peygamberlerin hayatlarını anlatmalı,büyük zatların hayatları anlatılıp ibret almaları sağlanmalı,onların çocukları nazara verilerek,onlar gibi büyüklüğe adım atmaları sağlanmalıdır.

Aksi takdirde çocukların nazarlarını başka alanlara çevirip,onlarla meşgul olmalarına sebeb olmak tıpkı Hz. Ömer zamanındaki kadının aç olan çocuklarını susturmak için taş kaynatmasına benzeyecektir. Ve insanların durumlarını araştıran Hz. Ömer onları bu durumdan kurtardığı gibi bize de bir Hz. Ömer gerekecektir ki,bu insanları ve çocukları böyle eğlence ve aldatmacalardan kurtarsın. Tükenen nesiller yerine,tükenmeyen nesiller yer almış olsun...

 

                                                                                              3-6-1996

                                                                                  MEHMET   ÖZÇELİK

[1] Kehf.46.

[2] Bak.Zaman gaz.8-1-1996.

[3] Bak. Zafer dergisi.Ağustos.1992.sh.23,agd.Eylül.1998.sh.14.

[4] Zaman gaz.10-9-1994.

[5] Aile Eğitimi. 1 / 156.

[6] Müsned.3 / 297,Tefsir-i Kebir. F. Razi. Terc. heyet. 22 / 549.

[7] Kenzul Ummal,T.Kebir.age. 23 / 221.

[8] Lem’alar.B Said Nursi.256.

[9] Emirdağ Lahikası. II / 66.

[10] Teğabün.14-15,Bakara.187,25,Tahrim.6, Emirdağ Lahikası.age. II / 41,(Birincisi),64,102,212,252,66(Rabian), Kastamonu Lahikası. B. Said Nursi.252, Mektubat. Agy.17.mektub, Şualar. B.Said Nursi.333,Lem’alar.age.277.

[11] Kur’an-ı Kerim-de adab-ı muaşeret. Doç. Z. Duman.141.

[12] Bak. Büyük sevablar. C. Yıldırım. 288,293,Bak.Kütüb-ü sitte.age. 2 / 485.

[13] İslam Tarihi. Mekke Devri. M. Asım Köksal. 1 / 181.

[14] Tirmizi. 4 / 447.

[15] Muhtasar Tefsir-i İbni Kesir. (Arapça) 3 / 606.

[16] Ma’ruf ve Münker. S. C. el-Amra. Terc.M. İslamoğlu.278,Kütüb-ü sitte.age. 1 / 495-496.

[17] Kütüb-ü Sitte.age. 1 / 499-500.

[18] Age. 1 / 491.

[19] Age. 1 / 518,522.
Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: