11 Eylül’ün 7. Yıldönümünde Bush Hikâyesi Özel
11 Eylül saldırılarından bu yana, Başkan Bush ve etrafındaki yeni muhafazakâr çetenin başından dert eksik olmadı. Felaketler zinciri, Amerika’nın askeri güç kullanarak 21. yüzyıla damgasını vurmak için bu saldırıları kullanmasıyla başladı.
Burada açıklanan program başka, gerçek program ise başkaydı. Asıl amaç Oslo ittifakının gerçekleştiremediği Siyonist barış projesine hizmet etmek, Şimon Perez ve diğerlerinin de beklediği gibi Ortadoğu’ya hâkim olmaktı.
Bush’un programında ülkesinin çıkarına hizmet etmek olsaydı, bu saldırıları ve miras aldığı ekonomik ve askeri gücü diğer amacı gerçekleştirmede kullanırdı. Dünyadaki bütün gözlemciler, Amerika’nın 21. yüzyılın başlarında -eski Roma’da dâhil olmak üzere- insanlık tarihinde hiçbir imparatorluğun tasavvur edemeyeceği bir güce sahip olduğu görüşünde birleşiyor.
Bush’un dizginleri elinde tutması, tek güç, nüfuz ve egemenlik sahibi olması için onunla rekabet etmeye çalışan güçlerin hareketlerini takip etmesi gerekiyordu. Şüphesiz ki bu güçler Çin, Rusya, Hindistan ve belki de Avrupa Birliğidir. Fakat o, bu ülkelerin kalkınmasına ve güç yığmasına izin verirken bir yandan da ABD’nin itibarını müdafaa etme bahanesiyle de olsa Siyonist aklın İsrail’in çıkarları için açtığı savaşlara doğru yol almıştır. Amerika’nın düşleri Afganistan işgali, Orta Asya’ya üs kurma ve Hazar denizi petrolüne hâkim olmayla başlar fakat Irak işgali ve Ortadoğu petrolüne hâkim olmayla son bulmaz. Bu düş, Amerikan hegemonyasını uzun yıllar boyu bütün dünyada hâkim kılma üzerine kuruludur.
Bu, hem aptalca hem de sahte bir yorumdu. Bu yorum, bu bölgeyi ve orada yaşayan halkı; onun kendine ve kimliğine dönüşünden, direniş ve şehadet kültürünün yayılmasından sonra yaşadığı son 200 yılı anlamaktan uzaktı. Afganistan, sonrasında Irak savaşı, İsraillilerin Lübnan ve Filistinlileri güç kullanarak boyun eğdirmeye çalışması, Etiyopya vasıtasıyla yeniden Somali’de çıkmaza girmek. İş bu kadarla kalmamış, Gürcistan’ın düşüncesiz liderini Rusya gibi bir devlete isyan etmeye kışkırtmaya kadar varmıştır. Bush, düştüğü bataktan çıkmaya çalışırken bir yandan da İsrail çıkarlarıyla alakalı projelere işlerlik kazandırmak için Rusya’nın sessizliğinden istifade ettiğini bilmektedir.
Bush ve onun çetesi, 11 Eylül olaylarından sonra girdikleri hiçbir savaşta -Afganistan işgalini ve sonrasında da Irak savaşını zafer olarak kabul etseler de- başarılı olamadı. Biz iki savaşta da –savaşı komuta eden en aptal komutan bile olsa- güç dengelerinin bu kesin sonucu ifade ettiklerini biliyoruz.
Amerikan aklı, Irak’ta işgalden sonra başlattığı savaşın ne siyasi ve askeri ne de ekonomik açıdan ülkesinin çıkarlarını zora sokacağını idrak edemedi. İdrak etmiş olsaydı orduyu dağıtıp devlet kurumlarını kapatmaz aksine farklı bir metotla çıkarına işleyecek yeni bir düzen kurardı. Aynı durum çelişkilerle dolu bir ülkenin gerçek dengeleriyle, kültürü ve gelenekleriyle alakası olmayan bir düzenin kurulduğu Afganistan’da yaşandı. Bu Somali, Filistin ve Lübnan’da da meydana geldi.
Bu saçmalıklar zinciriyle birlikte, Bush’un devraldığı Amerikan gücü tükenmeliydi. Öyle de oldu. Bush, babasının uzun seneler boyunca biriktirdiği mal ve oluşturduğu nüfuzu aptalca maceralarda hızla tüketen bir genç gibiydi.
Irak’taki ezici yenilginin ardından Amerika’yı kovalayan bir başka bataklık olarak Afganistan çıktı ortaya. Şimdi Somali’deki durum, öncesinde Gürcistan ve ABD’nin açtığı savaşların uluslar arası güçler dengesinde meydana getirdiği oluşumlar.
Velhasıl Bush, 7 sene içinde kendinden öncekilerin çabalarını heba etmiş, bütün düşüncesizliği ve aylaklığıyla tarihteki en büyük imparatorluğu uçurumdan aşağı yuvarlamıştır. Burada bizi sevindirecek olan durum, milletimizin -diğer milletlerden daha fazla- Siyonist projesinden yana olduğu için Amerika’nın uluslar arası alandan tecrit edilmesine sebep olmasıdır.
Davet Haber