ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
   
Karma: 18
Offline
Mesaj Sayısı: 1275
|
 |
« : 08 Nisan 2009, 12:59:35 » |
|
Bahaîlik
a- Bahâîliğin Çıkışı ve Gelişmesi
Bâb diye tanınan Mirza Ali Muhammed'in ölümüyle Babîlik duraklamadı, onun talebelerinden olan Mirza Hüseyin Ali ile daha geniş boyutlara ulaştı. Mirza Hüseyin Ali, 12 Kasım 1817'de, Tahran'da doğdu. Saraya mensup olduğundan iyi bir tahsil görmüştü. Babasının ölümünden sonra, 20 yaşlarında iken, saraydan ayrılarak muhtelif yerleri dolaşmaya başladı. Otuz yaşlarında iken Molla Abdulkerim Kazvînî'nin yol göstermesi ile Mehdiliğini ilân etmiş bulunan Mirza Ali Muhammed'e bağlandı. Tahran'da Mirza Ali'nin görüşlerini yaymaya başladı. Bâbîlerin Nasûriddin Şah'a karşı giriştikleri başarısız suikast teşebbüsünden sonra, diğer Bâbîlerle birlikte, tevkif edilerek hapse atıldı. Rus ve İngiliz sefaretlerinin hükümete yaptığı baskı üzerine dört aylık bir tutukluluktan sonra 15 Ekim 1852 tarihinde Bağdad'a sürgün edildi. Böylece Mirza Hüseyin Ali ve ailesi Bağdad'a yerleşti. Bâbîlerle arasında bir takım anlaşmazlıklar ortaya çıkınca Mirza Hüseyin Ali gizlice Bağdat'tan kaçtı.
Bağdat'taki âlimlerin ve halkın şikayeti üzerine, İran ve Osmanlı hükümetleri arasında varılan anlaşmaya istinaden, 1863'de, Bâbîlerin İstanbul'a sürgün edilmesine karar verildi.
Mirza Hüseyin Ali, bu sürgünden önce Bağdat'ın kenarında oniki gün, yakın dostlarıyla veda toplantısı yaptı. Mirza Hüseyin Ali, bu toplantı günlerinin birinde, Bâb'ın halifesi olmayı yeterli görmeyerek, va'dedilenin, yani ALLAH'ın ortaya çıkaracağı zâtın kendisi olduğunu ileri sürdü.
Karar gereği, 3 Mayıs 1863'de Bağdat'tan İstanbul'a getirilen Mirza Hüseyin Ali, Mirza Yahya Nuri ve yakınları, burada dört ay tutulduktan sonra, 1864 yılı başında topluca Edirne'ye sürüldüler. Orada İki kardeş arasında tartışma ve düşmanlık son haddini buldu. Bunlar işi, birbirlerini zehirleme teşebbüsüne kadar ilerlettiler. Mirza Hüseyin Ali, Edirne'de, kardeşi Mirza Yahya Nuri'yi saf dışı bıraktı. O, kendisine, aynı zamanda, "Bahaullah" adını taktı. Bu adı kendisine taktıktan sonra, yakın dostlarına, kendisinin "ALLAH'ın ortaya çıkaracağı Zât" olduğunu açıkladı. Böylece Bâbîleri kendi etrafında toplanmaya çağırdı. O, ayrıca büyük devletlerin başkanlarına mektup yazarak kendisine uymaya davet etti. Bu faaliyetleriyle o, Bâbîlerin çoğunluğunca, Bâb'ın halefi ve Bahâîliğin gerçek kurucusu olarak kabul edilmeye başlandı. Daha sonra Akka'ya sürülen Hüseyin Ali, 29 Mayıs 1892'de, orada öldü.
Mirza Hüseyin Ali'ye (Bahaullah) nisbetle "Bahaîlik diye ortaya çıkan bu hareket, çağımızda da canlı şekilde faaliyetlerini sürdürmektedir. Bahaîlik, İslâm'a karşı çevrilen tarihî entrikaların son merhalesini teşkil etmektedir. Bu hareketin, Mecûsî bâtinîliği ile başlayıp, milletlerarası Siyonizm, misyonerlik ve İslâm'a karşı olan emperyalist güçlerin yardımıyla desteklenip beslendiği ileri sürülmektedir.
Mirza Hüseyin Ali, irili ufaklı bir çok eser ve risale yazmıştır. Bunların ilki el-İkân'öır. Mirza Hüseyin Ali'nin Bağdad'da iken yazdığı bu eserin aslı Farsça'dır. Bu eser, pek çok dile tercüme edilmiştir. Eser, bâtinî tev'iller, asılsız hikâyeler ve temelsiz iddialarla doludur. Mirza Hüseyin Ali'nin "ilâhî irade semasından geldiğini iddia ettiği diğer eseri, "Kitabu'l-Akdes"ö'\r. O, daha önceki kitapların insanlığa yetmediği için, "Kitabu'l Akdes" ile neshedildiklerini ileri sürmüş; Kur'ân-ı Kerîm'ih üslûbunu ve sözlerini taklit etmeye çalışmıştır. Bu iki eser Bahâîler için önemlidir. [472]
b- Bahâîliğin Temel Prensipleri
Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm'dan alınmış esaslarla kendilerini ayrı bir dine mensup olarak göstermeye çalışan Bahâîler, iman ve ibadetle ilgili birtakım hükümlere sahiptirler. [473]
ba- İman Esasları
Bahâîlere göre ALLAH'a, kitaplarına, resullerine, kıyamete, Bâb ve Bahâ'ya inanmak, iman esaslarındandır. Ancak bu iman esaslarında, İslâm inancından sapmışlardır.
Bahaullah da kendisinin zikreden (zâkir), zikredilen (mezkûr) ve "Tur'da konuşan" olduğunu ileri sürmüştür. Böylece Bahâ, Tann'nın kendisinde şahıslaşmış olduğunu ileri sürmüştür, yani ilâhlık iddiasında bulunmuştur. Talebeleri de onun için "Bahâ bizzat ilâhtı", "ALLAH, Bahâ'nın vücuduna hulul etti", "Bahaullah, kendini izhâr etti" demektedirler. Bahâîlere göre ALLAH, bir kralın teb'asına muhtaç oluşu gibi, yaratıklarına muhtaçtır. Teb'asız kral olmıyacağı gibi mahlûku olmayan Halik yoktur. Varlık, ALLAH'ın ezeliyet ve ebediyeti gibi ebedîdir.
Bahâîlere göre peygamberler, ALLAH'ın zuhurudurlar. Bunun için de peygamberlere, nebi veya resul demek yerine, "Tanrı zuhurları" adını vermektedirler. Onların inançlarına göre ALLAH, kullarına tecelli edebilmek için, onlara muhtaçtır.
Bahâullah'a göre peygamberlerin beşerî ve ilâhî iki vasfı vardır. Onlar, beşerî nitelikleri itibariyle yer içer, uyur, hastalanır ve ölür; ilâhî nitelikleri itibariyle ise ALLAH'ın aksettiği tertemiz bir aynadırlar. Peygamber, ilâhî niteliği ile bir anlamda Tanrıdır.
Bahâîlere göre, Hz. Âdem'den bu yana gelip geçmiş bütün nebî ve resuller, sadece Tanrı zuhuru olan Bahâ'yı müjdelemek için gönderilmişlerdir. Çünkü o, bütün dinlerin sözünü ettiği "Mev'ud"dur. Bütün dinler, Bahâ'nın görüşleri ve zuhuru için birer başlangıç olarak indirilmişlerdir. Hepsi de noksandır ve Bahâ'nın gelişi ile tamamlanmıştır. Hz. Muhammed'den sonra, önce vazifesi dokuz yıl süren Bâb gelmiştir. Bâb'dan sonra ise Bahaullah gelmiştir. Ondan sonra da peygamberler gelecektir. Hz. Muhammed son peygamber değildir. Hz. Âdem ile başlayan nebîler devri, Bâb ile sona ermiş ve Bahâî devri başlamıştır. Bu devir de en az 500.000 yıl devam edecektir.
Bahâîlere göre insan öldüğü zaman, kıyamet kopmaktadır. Cesetlerin yeniden dirilmesi söz konusu değildir. JDiri olan, ebediyyen ölmeyecek olan ruhlar, insanların dünyadaki işlerine göre lütufa veya azaba uğrayacaktır. Azap, ruhun, âhiretteki gelişmesiyle birlikte sona erecektir; lütuf ve bağış ebedîdir.
Bahâîler, Bahâullah'ın bütün yanlışlıkları düzelttiğine, cennet ve cehennemin gerçek manasını öğrettiğine inanırlar. Bahâullah'a göre cennet ALLAH'a yakınlık, cehennem de O'nun bağışından mahrum olmaktır.
Bahâîler, daha önceki mukaddes kitapların insanlığa yetmedikleri için. Kitabu'l-Akdes'le neshedildiğini ve onun da vahiy mahsulü olduğunu kabul ederfer. Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'in hükümlerinin de geçmiş olduğunu iddia ederler. [474]
bb- Amelî Esaslar
Bahâîlikte, bazı amelî hükümler mevcuttur. Onbeş yaşını bitiren her kız ve erkek Bahâî'ye, yetmiş yaşına kadar, Bahâîliğin hükümlerini yerine getirmesi farzdır. Bunlar; namaz, oruç, hac, zekât, kutsal âyetlerin okunması gibi hususlardır.
Namaz: Bahâîlere göre namaz, samimî bir kalple ALLAH'ı anmadır. Namaz ferdîdir; kimseye duyurmadan ve kimsenin davetine lüzum kalmadan kılınır. Aslında Bahaullah'ın kutsal kelimelerinin tekrarından ibaret bir dua olan namaz, Bahâî kıblesi olan Akkâ (İsrail'de) şehrine yönelerek yerine getirilir.
Namaza başlamadan önce, el ve yüzün yıkanmasından ibaret olan abdest alınır. Su yoksa veya suyu kullanamıyacak derecede hastalık varsa, abdest yerine, beş defa "Temizler temizi Tanrı'nın adı ile" demek yeterli sayılmaktadır.
Namaz üç çeşittir: Büyük namaz, orta namaz, küçük namaz.
Bu üç çeşit namazdan birine karar verip kılmak kâfidir. Karar verilen ve kılınan dışındaki namazların artık o gün kılınması vacip değildir. Namaz, bazı hareketlerle duadan ibarettir.
Oruç ; Bahâîlerde oruç, Bahâîlerin ondokuzuncu ayı olan Alâ ayında, yani 2 Mart-21 Mart arasında, 19 gün olarak tutulur. 21 Mart günü oruç bayramıdır. Aynı zamanda bugün, Bahâî yılının ilk ayıdır. Oruç, güneşin doğuşundan batışına kadar hiçbir şey yiyip içmemek, kötülüklerden uzak durmaktır. 15 yaşından küçük, 70 yaşından büyükler, hamileler ve emzikli kadınlar oruçla mükellef değildirler.
Hac: Yalnız erkeklere ve malî durumu iyi olanlara farzdır. Bu şartları taşıyanlar, ALLAH'ın yeryüzündeki iki mübarek evi olarak gördükleri ya Bâb'ın Şirâz'daki evini veya Bahâullah'ın Bağdat'ta ikamet ettiği evi ziyaret ederler.
Zekat : Farz olan zekât, vergi olarak atıhır. el-Beyân'a göre, sene içinde azalmaması şartiyle, sermaye üzerinden malların beşte biri nisbetinde alınacağı söylenen zekât; Bahâî tatbikatında bazı farklılıklara uğramıştır. Bahâullah'ın Kitabu'l-Akdes'inde, Kur'ân-ı Kerîm'de zekât için konulan hükümlerin aynen benimsendiği görülmekle beraber, bir de gelirin % 19'undan ibaret bir vergiden söz edilir. Zekât, "Umumî Adalet Evi"nin gelir kaynağı durumundadır.
Kutsal Âyetlerin Okunması: Her sabah ve akşam, yorgunluk vermeyecek kadar Bahâullah'ın dualarını, sözlerini okumak, her Bahâî için vaciptir. Bundan başka her Bahâî için günde, bir defa abdest alıp kıbleye (Akkâ'ya) doğru oturup, 95 defa "ALLAHu ebhâ" (tekbir) demesi dinî bir hükümdür.
Evlenme ve Boşanma : Evlilik, Bahâîlikte dinî bir farz değildir; fakat makbul ve teşvik edilen bir iştir.
Onbeş yaşından küçük olanların evliliği caiz değildir. Nişan ile nikah arasındaki fasıla 95 günden fazla olamaz. Nikah ile gerdek aynı günde olur. Nikah, Bahâîlerin inandıkları kutsal kitaplardaki şekil ve dualarla yapılır. Nikah esnasında erkeğin kadına mihr vermesi şarttır. Mihr, şehirlerde 19 miskai altın; köylerde ise 19 miskal gümüştür (Bir miskal yaklaşık dört gramdır). Bahâîlerin, Bahâi olduklarını gizlememeleri şartıyla, Bahâî olmayanlarla evlenmeleri caizdir. Bu durumda evlilik ve nikah, Bahâî usulüne göre yapılır.
Bahâîlikte boşanma olabilir; fakat hoş karşılanmaz. Her iki taraf geçimsizlik durumunda boşanma talebinde bulunabilir. Ruhanî Mahfil, çiftlere, kesin ayrılıktan evvel, bir senelik bekleme müddeti verir. Bu müddet zarfında anlaşma ve birleşme sağlanamazsa Mahfil onları boşar.
Kitabu'l-Akdes'te çok kadınla evliliğe izin verilmesine rağmen, Abdulbahâ, eşitliğin sağlanamıyacağı gerekçesiyle tek kadınla evliliği esas kılmıştır. [475]
bc- Dünya Görüşleri
Bahâîliğe göre dinî hakikat, mutlak değil, izafîdir. Bahâullah'ın gayesi; kendisinden önce gelen peygamberlerin telkinlerinde bulunan esas hakikatları, içinde yaşadığımız asrın ihtiyaçlarına cevap verecek, problemlerine, fenalıklarına ve kararsızlıklarına tatbik edilebilecek tarzda yeniden ifade etmektir.
Bahâîler, kendilerini "evrensel" kıldığına inandıkları dünya görüşlerini ve başlıca prensiplerini şu başlıklar altında ele alırlar:
1- İnsanlık âleminin birliğini {bütün insanlar kardeş olmalı),
2- Bütün dinlerin birliğini (onlara göre bütün milletlerin dini, bir tek din olmalı),
3- Dil ve yayın birliğini (insanlar için ortak bir dilin bulunması),
4- Kadın, erkek eşitliğini,
5- Her türlü dinî, ırkî, millî, vatanî, siyasî ve benzeri taassupların terkedi I meşini,
6- Din ve ilim arasında ahengi,
7- Genel ve mecburî öğretimi,
8- Aşın zenginlik ve fakirliği kaldırarak içtimaî meseleleri dinî esaslarla çözmeyi,
9- Genel barışı (Mirza Hüseyin Bahâ'nın gelişinin dünyaya barışı getirdiğine inanırlar),
10- Mesîh'in Ruhu'l-Kudüs'ten olduğunu kabul ederler. [476]
c- Günümüzde Bahaîlik
Dünya'da 3 milyon civarında mensubu olan Bahâîler, özellikle yaptırdıkları mabetler çerçevesinde propaganda faaliyetlerine yönelmişlerdir. Bugün dünyanın birçok büyük merkezinde Bâhâî mabetleri vardır. Türkiye'de de mabet yapma girişiminde bulunmuşlar, fakat Bahaîlik din olarak kabul edilmediği için, mabet yapılmasına izin verilmemiştir. Ülkemizde Bahâî propagandası yoğun bir şekilde yapılmaktadır.
Bâbilîk ve Bahâîliğin insanlığa yeni bir şey getirmediği görülmektedir. Bahâîliğin yeni dediği ve benimsediği dinî hükümler, kısmen Yahudilik, Hıristiyanlık ve bilhassa İslâmdan alınmış unsurlardır. Şiîliğin Şeyhîlik tarikatını şekillendiren fikirler Bahâîlikte yeni bir kalıba sokulmuştur. Bunun kaynağı; Şiîliğin Mehdi inancından doğan bazı anlayışlar, müfrit batinî te'viller ve Hurûîîlik'tir.
Bahâiliğe Şiîliğin sapık bir tarikatı denilebileceği gibi, İslâm? fırkalar arasında İslâm kültüründen kaynaklanan, fakat İslâm dairesinden çıkan sapık fırkalardan biridir de denilebilir.
Bahâîler, kendilerinin ayrı bir dine mensup olduklarını, Bahâîliğin cihanşümul bir din sayılması gerektiğini ileri sürmektedirler. Bunun için de hukukî bir karar almak için uğraşmışlardır. Onların bu gayretleri, Amerika, İsrail ve Avrupa'nın bazı ülkelerinde semeresini vermiş; buralarda, ayrı dine mensup insanlar olarak, bazı azınlık haklan elde etmişlerdir. Ülkemizde de bu yolda teşebbüsleri olmuştur. Ayrı dine mensup sayılmaları ve Bahâîliğin yeni bir din olduğu yolunda aldıkları bilirkişi raporlarını delil olarak kullanmışlarsa da Türk Yargıtayı, Bahâîliğin ayrı bir din sayılamayacağına karar vermiştir.[477]
Çeşitli inanç sistemlerini uzlaştırma teşebbüsü olarak değerlendirilen Bahaîlik; İslâm'a karşı çevrilen tarihî entrikaların birini ve son merhalesini teşkil ettiği; yıkıcı Batînilik ile başlayıp, "Siyonist ve haçlı dünyasının, emperyalistlerin aleti olarak vazife görmüş ve görmekte olduğu" şeklinde görülmektedir.[478]
|