Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: KOMÜNİZM İLLETİ  (Okunma Sayısı 279 defa)
ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1279



« : 05 Ağustos 2008, 11:29:42 »

KOMÜNİZM İLLETİ

Komünizm, bir başka manasıyla sınıfsız, yani komüne dayalı bir toplum düşüncesi temelini Marksizm  adı verilen ideolojiden alır. Marksizm, kendi felsefesiyle birlikte tarih felsefesi ve iktisat teorisi gibi birbirine derinden bağlı üç ana yapıya dayanır.   

Marksizm'in felsefesi diyalektik materyalizm (maddecilik)dir. Marks, her  gerçeği maddî sayan ve ruhun,  zihnin, kutsal varlıkların ayrı gerçekler olduğunu reddeden klâsik maddecilikten hareket eder. Ne var ki,  bu klâsik maddeciliğin mekanik olmasına karşılık Marks'ınki dinamiktir. Marks, dünyayı sürekli bir  "oluşum" hâlinde görür. Marks, bu görüşü belirtmek için Hegel'in tez, antitez, sentez diyalektiğini  kullanır ve dünyanın gelişmesini kimi alanlarda zamanla birikmiş belli belirsiz nicel değişmelerin ortaya koyduğu gerilimle ve denge bozukluklarıyla kaçınılmaz biçimde meydana gelen  devrimlerle (nitel  sıçrama) açıklar. Her devrimi yeni ve geçici  bir denge izler. Hegel, diyalektiği tabiatta düşüncenin  gerçekleşmesini göstermek için kullandığı hâlde Marks bu diyalektikten sadece maddî bir evreni ortaya  koymak için yararlanır. Ayrıca Marks'ın Hegel'den aldığı bu diyalektik Hegel'inkinin aksine gerçekten  hareket edip fikre gittiği iddiasındadır ve her gerçeğin içindeki çatışmaları aramakla işe  başlar.

1938'de Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet İnönü devlet başkanlığına Şükrü Saraçoğlu da başbakanlığa  getirilmiştir. Şükrü Saraçoğlu'nun Maarif Vekili (Millî Eğitim Bakanı) solculuğuyla bilinen Hasan Ali  Yücel'dir.  Yücel, 1940 yılında köy enstitülerini kurdurmuş, başına da Hulki Tonguç adlı aynı zihniyetin adamını  yerleştirmiştir. Hasanoğlu Köy Enstitüsü de bu enstitülere öğretmen yetiştirecek bir merkez hâline  getirilmiştir. Bu enstitüde ders verenler arasında Sabahattin Ali, Pertev Naili Boratav, Sabahattin  Eyüpoğlu, Behice Boran, Mediha Berkes ve Niyazi Berkes gibi komünistliği ile maruf şahıslar  bulunuyordu. Bunlar gerek derslerinde gerekse Köy Enstitüsü Dergisi'nde zararlı faaliyetlerini  sürdürmüşlerdir.

1945'in sonlarına doğru San Fransisko'da kabul edilen "Birleşmiş Milletler Anayasası" hükümleri gereğince yurdumuzda da tek parti dönemi sona ermiş, siyasî partiler açılmaya başlamıştır. Bundan faydalanan komünistler legal olarak partiler kurmuş, illegal olarak da derneklerde yuvalanmışlardır. Bu derneklerden birisi İstanbul Yüksek Tahsil Gençliği Derneği, diğeri de 1946'da Ankara'da kurulan Türkiye Gençler Derneği'dir. Nitekim bu derneklerin üyelerinden 43 kişi 1951-52 TGKP davasında tutuklanmışlardır. 1946 yılında Esat Adil Müstecablıoğlu tarafından  Türkiye Sosyalist Partisi, Dr. Şefik Hüsnü tarafından Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi kurulduysa da kapatılmıştır. Bu dönemde komünist yayın organı olarak Gerçek gazetesi ve Gün dergisini görmekteyiz. Esat Adil Türkiye Sosyalist Partisi'ni 1950 yılında yeniden kurduysa da parti 1952 yılında kapatılmıştır.

Komünist teorisyenlerden Dr. Hikmet Kıvılcımlı 1954 yılında Vatan Partisi'ni kurmuş; parti 1957'de faaliyete geçmiş 1958'de kapatılmıştır ve tüm üyeleri hapsedilmiştir. 1946 seçimlerinde tek parti baskısından bıkan halkın DP'ye yönelmesi ve DP'nin 50'ye yakın milletvekili çıkarması sonucu CHP halkın tepkisini yumuşatmak için komünistlere karşı birtakım tedbirler de almıştır. Bunların başında A.Ü.' den Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Niyazi Berkes gibi komünistlerin atılması, Hür Gençlik Dergisi'nin Nazım Hikmet'e af için Çiçek Palas salonlarında kavgalı bir toplantı yapması sonucunda komünistleri tutuklaması gösterilebilir. 1955 Mayıs genel seçimlerden sonra DP' nin iktidara gelmesiyle komünist faaliyetler takip altına alınmış, 1951 ve 1952 yılında yapılan tutuklamalarla TGKP üyesi olduğu tespit edilen ve aralarında Asım Bezirci, Mihri Belli, Dr. Sevim Tarı, Ulvi Uraz, Selçuk Uraz, Şükran Kurdakul, Adnan Sayılgan, Ruhi Su gibi bugün ön plâna çıkarılmaya ve aydın gibi tanıtılmaya çalışılan şahısların da bulunduğu 167 kişi tutuklanmıştır.

27 Mayıs 1960 Devrimi sonucunda MBK üyesi ve milliyetçi olarak bilinen komite üyelerinin sürgüne gönderilmesiyle bugün hâlâ tartışılan bir anayasa kabul edilmiş ve dönemin Başbakanı Menderes'le birlikte Zorlu ve Polatkan asılmıştır. 1961 Anayasası'nın kabulünden hemen sonra Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran'ın önderliğinde kurulan Türkiye İşçi Partisi, sosyalist maske altında eski TKP' nin stratejisini sürdürmüştür. Türkiye'de işçi sınıfının diktatörlüğünü gerçekleştirmeye çalışan bu parti, 1965 seçimlerinde 15 milletvekili çıkarmıştır.  Parti, Anayasa Mahkemesi tarafından Türk vatandaşlarını bölücü ve birbirine düşürücü faaliyetleri sebebiyle 1971 yılında kapatılmıştır.

Ülkemizdeki komünist örgütlenmelerin bu dönemde tarihî, sosyal ve ekonomik şartlar ile milletler arası durumu dikkate alarak genelde iki temel stratejiyi benimsedikleri görülür. Bunlar Millî Demokratik Devrim Stratejisi ve Sosyalist Devrim Stratejisidir.


 Marksizm'in tarih felsefesi de kendi diyalektik materyalizm felsefesinden türemiştir. Marks'a göre her  tarihî olay, bütün iktisadî (alt yapı), sosyal ve siyasî (üst yapı) sebeplerin etki ve tepkisinin bir  sonucudur; toplum bu  etkenlerin zoruyla sonunda kendi rolünü açar. Bugüne kadar yaşayan  bütün  toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir. İnsanlığın geçmişini ve bugününü niteleyen "sömürücü  sınıflar" ile "sömürülen sınıflar" arasındaki mücadele dizisi sona erecektir. Çünkü proleterya (işçi sınıfı)  kendini sömüren sınıftan yani burjuvaziden (kapitalist sınıftan) kurtulabilmek için aynı zamanda toplumu  insanın insanı sömürmesinden ve sınıf mücadelesinden kesinlikle kurtarmak zorundadır. Sınıf  mücadelesinden doğan kapitalizmi yıkacak olan da yine sınıf mücadelesidir. Toplumların gelişme  yönünü olayları gözlemleyerek, ilmî yoldan belirlemek isteyen Marks, proleteryanın zaferiyle kurulacak  olan sınıfsız  toplumun (kollektivist veya komünist) yapısı hakkında açıklamakta bulunmaktan çekinir.

  Sadece sömürülmekten kurtulan insanın kendi faaliyetlerine düşen gerçek paya hak kazanacağını ve  kendi üretiminin tam karşılığını satın alabileceğini, dolayısıyla da toplumun insanın insanı  sömürmesinden ve buhranlardan büsbütün kurtaracağını ileri  sürmekle yetinir. Marks, toplumların  tarihini sınıf mücadelelerine bağlamakla  hata etmiştir. Çünkü dünya Orta Çağ'da din mücadelelerine,  Yeni Çağ'da millî mücadelelere, yirminci asırdaki 2 dünya savaşında işçilerle diğer ülkelerin işçileri,  sermayedarlarla diğer ülkelerin sermayedarları arasındaki mücadelelere sahne olmuştur.

 Marks'ın iktisat teorisinin temelleri sermaye, değer-emek  ve artık değer  kavramlarına verdiği tanımlarla  ölçülür. Yalnız sahiplerinden başkaları tarafından işletilen üretim ve mübadele araçları sermaye  sayılır.  Bu araçların sahibi, mamul  malların değeri  ile proleterlere (işçilere) iş gücü  karşılığında ödenen ücret  arasındaki farka eşit bir kâr sağlar. Marks'a göre kapitalist üretim sistemi, üretim araçlarını ellerinde  bulunduranlarla, iş gücünü başkaları hesabına kullanan proleteryayı karşı karşıya getirir. Sermayenin  birikerek ayrı ellerde toplanması sanayinin işsizler ve yoksullar gibi yedek ordusunu meydana getiren  nispî bir nüfus fazlalığına yol açmıştır. Bu, sınıflar arasındaki karşıtlığı da arttıracaktır. Bu, Marks'a göre  kapitalizmin iç gelişmelerinden biridir. İktisadî krizler sermaye biriminin sonucudur; bu krizler,  üretici  kesimin yeni imkânlarıyla tüketicileri azalan satın alma gücü arasındaki dengesizlikten ileri gelir ve  küçük bağımsız üreticileri (orta sınıfı) iflâsa sürükleyerek onların proleterleşmesine yol açar.

  Böylece, üretim ve mübadele araçları gittikçe kapitalistlerin elinde toplanmıştır. Marks'a göre proleterya,  sermayeyi tümüyle bu kapitalistlerin elinden almak, bütün üretim araçlarını devletin yani hakim sınıf  olarak teşkilâtlanmış proleteryanın elinde toplamak ve üretici güçlerin miktarını bir an önce arttırmak için  siyasî üstünlüğünden faydalanacaktır. Ama ploterya eski üretim rejimini şiddete başvurarak mahvederse  aynı zamanda sınıf karşıtlığının şartlarını, ayrıca sınıfları ve dolayısıyla da sınıf olarak kendi hâkimiyet sınırlarını da ortadan kaldırmış olacaktır.  Bu durumda her ferdin hür gelişimine bağlı sınıfsız bir toplum olacaktır. Marks burada da orta sınıfın yok  olması, kapitalizmin gelişerek proleterya iktidarına yol açacak şartları meydana getirmesi, sanayileşmiş  ülkelerde devrimin gerçekleşmesi, sınıfsız toplum, vb. konularda hataya düşmüştür. Marksizm'in pratiğe  dönüştürülmüş bir şekli olan Leninizm, proleterya particiliği, köylülerin devrime katkısı, vb. konularda  Marksizm'in gediklerini kapatmaya çalışmışsa da başarılı olamamıştır.

 İlk komünist Manifesto 1847'de; I. Enternasyonal ise 1864'te ilân edilmiştir. Türkiye bu tarihten hemen  sonra Osmanlı Devleti zamanında bu fikir hareketlerinden etkilenmiştir. İlk hareket, Abdülhamit'e karşı  çıkan tıbbiye talebelerinin kurdukları Jön Türkler "Genç Türkler" teşkilâtının dağıtılarak üyelerinin bir  kısmının Paris'e kaçmasıyla başlar. 1895'te yurt dışına kaçan Genç Türkler, materyalist fikirleriyle  tanınan Meşveret gazetesinin sahibi Ahmet Rıza Bey'in etrafında toplanmışlardır. Genç Türkler  teşkilâtıyla hemen hemen aynı zamanda 1875'te İstanbul'da silâh fabrikaları işçilerinden bir grubun  Osmanlı Amele Cemiyeti adı altında bir gizli örgüt kurduklarını fakat, bu örgütün 1 yıl sonra kapatılarak  üyelerinin 7-9 yıl arasında hapis ve sürgün cezalarına çarptırıldığını görmekteyiz. 1891 yılında Osmanlı  Sanatkârân Cemiyeti kurulduysa da çok kısa sürede kapanmıştır.

1908 Meşrutiyet'ine kadar komünist hareket daha çok azınlıklar arasında rağbet görmüştür.  Hatta bunların yurt dışına kaçan Jön Türklerle ilişkili olarak 24.7.1909'da Selânik'te Selânik Sosyalist  Federasyonu adı altında bir teşkilât kurmuşlardır. Aynı yıl İstanbul'da sosyalist kökenli Sosyal Bilimleri  Öğrenme Derneği'nin kurulduğunu Amele ve Irgat adlı gazetelerin çıktığını görmekteyiz. 1910 yılında  İstanbul'da Osmanlı Sosyalist Fırkası kurulduysa da bu fırka (parti) dağıtılmıştır. Ama bu fırkanın Paris  Şubesi faaliyetlerine devam etmiştir. Bu partinin sürgüne gönderilen üyelerinden bir kısmı sürgün dönüşü  Hürriyet ve İtilâf Partisi'ne katılmışlardır. Burada dikkati çeken bir husus da Laos ve Dergatis gibi  azınlıktan insanların bu oluşumda yer aldıklarını görmekteyiz. Rusya'daki 1917 Ekim İhtilâli'nden sonra bir kısım İstanbul Üniversitesi öğrencisinin Lenin'e Nobel Barış  Armağanı'nın verilmesini teklif ettikleri de bilinmektedir. Osmanlı Sosyalist Fırkası, İştirak ve Beşeriyet  adlı dergileri çıkarmıştır. Bu dergilerin sahibi Hüseyin Hilmi olarak görülmektedir. Dergilerde İsmail Faik,  Pertev Tevfik, Baha Tevfik, Hamit Suphi ve Sosyalist Gazetesi yazarlarından Namık Hasan yazı  yazmaktadır. Bu fırkanın Meclis-i Mebusan'da hiç üyeleri olmamasına rağmen Vaham Papazyan,  Hampersum Boyacıyan gibi Ermeni mebusların bu fıkrayı destekledikleri görülmektedir. 1918 yılının  Şubat ayında Moskova'da Türkiye Komünist Partisi'nin Harici Bürosu kurulmuş ve "Yeni Dünya" adlı bir  de yayın organı çıkarmışlardır (Daha sonra 1945 yılında aynı adla Türkiye'de komünist bir derginin  çıktığını görmekteyiz).

  22 Eylül 1919'da Türkiye İşçi, Çiftçi ve Sosyalist Fırkası'nın Dr. Şefik Hüsnü, Ahmet Akif, Ethem Nejat  gibi şahısların önderliğinde kurulduğunu görmekteyiz. Partinin özünü Almanya'dan dönen komünistler  teşkil ediyorlardı. Yayın organları Kurtuluş ve Aydınlık gazeteleriydi. 20 Şubat 1919'da çok kısa süreli  olarak Türkiye Sosyalist Fırkası kurulmuştur. Bunun başında Osmanlı Sosyalist Fırkası'ndan tanıdığımız  Hüseyin Hilmi bulunmaktaydı. Fırkanın yayın organı da İdrak gazetesidir.

Yakın tarihimize damgasını vuran hadiselerden biri de 1920'de kurulan Yeşil Ordu'dur. Başlangıçta Millî  Mücadele'nin önemini anlatmak ve aykırı düşünceleri izole etmek amacıyla kurulan bu teşekkülün  başında Çerkez Ethem, Reşit ve Tevfik kardeşler bulunmaktaydı. Daha sonra Bakü'de kurulan Komünist  Partisi (İştirakiyun Birliği) üyelerinden Baytar Salih, Şerif Manatof, Ziynetullah, Nuşirevan, Ahmet Hilmi  (Emek gazetesi sahibi), Mustafa Suphi, Neriman Nerimanof'un Yeşil Orduyla temasta bulunmaları ve  Yeşil Ordu'ya sızma hareketleri Atatürk ve arkadaşlarının gözünden kaçmamıştı. Atatürk önce Yeşil  Ordu'yu lağvettirdi. Sonra Yeşil Ordu'nun Kâtib-i Umûmîsi (genel sekreteri) Hakkı Behiç Bey'e Meclis  içinde Türkiye Komünist Partisi (TKP)'ni kurdurttu. Hatta yakın silâh arkadaşlarını bu partiye sokturdu.  Böylece Sovyetler Birliğini de oyalamış oluyordu. Mustafa Suphi ve arkadaşları Türkiye'ye gizlice girip  TKP'yi kurmak isterlerken Trabzon'da linç edilmişlerdir.  1 Mayıs 1925'te Takrir-i Sükûn Kanunu'nun neşrinden sonra gizli TKP ve Komünist Gençler Birliği  teşkilâtı mensuplarından 38 kişi tutuklanarak çeşitli cezalara çaptırılmışlardır. Kanunun çıkmasından bir  müddet önce Dr. Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet, Hasan Ali Ediz Rusya'ya kaçmışlardır. Rusyaya kaçanlar  sonra kılık değiştirerek Fransız pasaportuyla gizlice Türkiye'ye girmişlerdir. Daha sonra 1927'de çıkan aftan yararlanarak Süleyman Necati, Hikmet Kıvılcımlı, Sadrettin Celal, Mimar Samih komünist  hareketlerin önderliğinde bulunmuşlardır. Bu konuda İstiklâl Mahkemesinin aldığı karar dikkate şayandır:

"Faaliyetin hedefi Türkiye'de bir ihtilâl yaparak proleterya diktatoryasını kurmak ve Sovyet rejimine  iltihakı sağlamaktır." Türkiye'de 1927, 1928, 1950, 1952 yıllarında da TGKP davaları açılmıştır. Bu kapatmadan sonra Moskova'daki TKP'nin merkez komitesinde Dr. Şefik Hüsnü, Sadrettin Celâl ve  Ahmet Cevat (Emre)'ı görmekteyiz. 1927'deki tutuklamada aralarında Şevket Süreyya ve Vedat Nedim  (Tör)'in bulundukları 89 kişi komünizm propagandası yapmaktan tutuklanmışlardır. 1930 yılında ordu  içinde komünist propagandası yapmak suçundan Nazım Hikmet, Kemal Tahir ve kardeşi Nuri Tahir 15  yıl cezaya mahkûm olmuşlardır. Ocak 1932'de yayın hayatına başlayan Kadro dergisini görmekteyiz. Derginin kurucuları Yakup Kadri  (Karaosmanoğlu), Şevket Süreyya (Aydemir), Dr. Vedat Nedim (Tör), Burhan Asaf (Belge), İsmail Hüsrev  (Tokin'dir. Dergi açıkça komünizm propagandası yapmasa da zararlı görüldüğü için 1934 yılında  Atatürk'ün emriyle kapatılmıştır.

 1934-35 yıllarında öğrenciler arasında Nazım Hikmet'e ve Kerim Sadi'ye bağlı olarak komsomol "genç  komünistler" teşkilâtlarının kurulduğunu hatta bu teşkilâta bağlı olanların tutuklandığını görmekteyiz. 1938 yılında aynı teşkilâtın Harp Okulu'nda da faaliyette bulunduğunu, 21 öğrencinin tutuklandığını, üç  öğrencinin ceza aldığını görmekteyiz. Komünistlerin ordu içindeki faaliyetleri bununla sınırlı kalmamıştır. Nitekim 1944 yılında Reşat Fuat Baraner'in önderliğinde Deniz Harp Okulu ve Yedek Subay Okulu'nda  komünizm propagandası yapmaktan 64 kişi tutuklanmıştır. Tek Parti Döneminde, komünistler  komünizme müsaade etmeyen TCK' nin 141 ve 142. maddelerine takılmamak için partileşmekten çok  dergiler ve gazeteler etrafında toplanmayı yeğlediler. Bunların içinde Projektör, Yeni Dünya, Gerçek,  Gün, Görüşler, Ses'i sayabiliriz. Adını en çok duyuran dergi Ses'tir. Bu derginin asıl kadrosunu  Halikarnas Balıkçısı, Bedri Rahmi, İlhan Berk, Arif Dino, Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel oluşturmakta;  Melih Cevdet, Orhan Veli, Atilla İlhan, Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz, H. İzzettin Dinamo da yazılar  yazmaktadır. Ses yazarlarından Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel daha sonra Tan gazetesini  çıkarmışlardır. Melih Cevdet Anday ve Rıfat Ilgaz ise yanlarına DTCF kökenli İlhan Başgöz, Pertev Naili Boratav, Sabahattin Ali ve Cevdet Kudret'i alarak Ant dergisini çıkarmışlardır.

ŞİMDİ ARTIK ESAMELERİ DEĞİL NESİLLERİ BİLE GÖRÜNMÜYOR. BİR ÇÖP RÜZGARIYDI DÜNYAYA GELDİ KİRLETTİ VE GİTTİ
« Son Düzenleme: 05 Ağustos 2008, 11:34:55 Gönderen: ikrami » Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: