ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
   
Karma: 18
Offline
Mesaj Sayısı: 1275
|
 |
« : 17 Şubat 2009, 16:23:27 » |
|
Prof. Hayrettin Karamanın Saptırmaları ve Yalanları! II
Birinci Bölüm - Prof. Hayrettin Karamanın Saptırmaları ve Yalanları! I
Prof. Hayrettin Karamanın Saptırmaları ve Yalanları! I 'in Devamı;
Üç: Kat’î nasslar karşısındaki -görüş bile olamayacak- bir hezeyânın görüş kabûl edilip savunulabileceğini söylemek, eğer her düşeni/yitiği bir bulan çıkar şeklindeki bir Arab ata sözü ma’nâsındaysa, doğru; evet ineğe ve sıçana tapınmayı bile savunan on milyonlar var. Yok eğer meşrû çerçevede ve ma’kûl sınırlar içinde bu da mümkündür denilmek isteniyorsa, Karaman’ın aksi inanca sâhib olduğu farz edilse bile ortada bir acabası ve tereddütü vardır. Bu acaba da, bir Mü’mindeki îmân’ı götürür.
Dört: Kaldı ki, mevzû bütünlüğü içinde asıl savunulan görüşün bu olduğu karînesiyle şu görüş mücerred bir nakil olmaktan çıkıp Karaman tarafından iltizâm edilmektedir. Kaçamak davranmanın âlemi yoktur. Nitekim nakillerin bazen sahiplenildikleri de olur ki, onlar o zaman nakil olmaktan çıkıp da’vâ hâline gelirler.
Necat konusu (2)
"Hangi itikadda (din inancında) olanların, eninde sonunda cennete girebilecekleri" konusunun adı "necat meselesi"dir. "Necat ve İslam'ın, Müslüman olmayanlara yönelik çağrısı" hakkında, "Polemik Değil Diyalog" isimli kitapta yer alan konuşmamda söylediklerime itirazlar var. Bunlardan birini bir yazımda ele almıştım, bu yazıda konuya devam ediyorum.
Evet, ben diyorum ki:
1. İslam düşüncesinde "Şirk koşmadan ALLAH'a, şüphesiz olarak ahirete iman eden ve salih amel işleyenlerin, Müslüman olmasalar da cennete girebileceklerini" kabul eden bir yorum vardır.
Cevâb: Bu yorum’u kabûl edilmeyip naklediliyorsa, soruyoruz: Bu yorum kime âiddir? İslâm âlimlerinde böyle bir yorum yoktur ve olamaz.
Çünki, bu yorum denilen hezeyân, te’vîl/yorum kaldırmayacak netlikteki kesin nasslarla bâtıldır. Böyle bir hûsûsta yapılacak yorumlar yorum değil saçmalama olur. Hâ, Vatikan ve beslemelerine âid vesvesât olabilir. Bunu zâten kendileri açıkça söylüyorlar. Dolayısıyla saf Mü’minler lütfen kandırılmasın, aldatılmasın. ------------------------------------------ “Peygamberimiz (Kur'an, İslam) Ehl-i Kitabı Mutlaka ve Tek Seçenek Olarak Müslüman Olmaya Çağırmıyor” mu? ------------------------------------------ Karaman Diyor ki,
2. Bu yorumu benimseyenlere göre Peygamberimiz (Kur'an, İslam) Ehl-i kitabı, mutlaka ve tek seçenek olarak Müslüman olmaya çağırmıyor; a) Müslüman olmaya, b) Müslüman olmayı kabul etmezlerse (Musevi, İsevî… olmayı terk etmek istemezlerse) şirksiz olarak ALLAH'a, şeksiz olarak ahrete iman etmeye ve salih amele c) Her ikisini de kabul etmeyenleri belli şartlarla barışa veya teslim olup teb'a olarak yaşamaya (zimmî olmaya) davet ediyor. d) İslam'ı ve barışı kabul etmeyip Müslümanların yurtlarına ve dinlerine saldıranlarla da savaşıyor.
Cevâb: Burada da yalan söyleniyor ve Mü’minler kandırılıyor. Ehl-i Küfrün maşaları haline gelen zamane çorbacılarından başka şimdiye kadar Ümmet’in ne bir âlimi ne de bir câhili böyle söylememiştir. Bizim sözümüz satılmış mürtedler değil, İslâm âlimleri üzerindedir.
Mü’minlerin inancında,
Bir: Önce İslâm’a da’vet
İki: Değilse, Zimmî olmaya da’vet,
Üç: Sonra da -onlar Mü’minlere harb açsın açmasın- onlarla harb etmektir.
Dört: Aradaki (şirksiz olarak ALLAH'a, şeksiz olarak ahirete iman etmeye ve salih amele) şeklindeki sözler uydurulup İslâm’a atılan iftirâlardır. Bu, birinci maddeden ayrı düşünülemeyecek olan bir şeydir ve onun bir parçasıdır. İslâm’da sadece müdâfaa/savunma harbinin olduğunu savunanlar, ya İ’lâ-i Kelimetüllâh’ı ortadan kaldırmak ve cihâd rûhunu söndürmek isteyen hâinler, ya onlardan tesirlenen cahiller veya İslâm’dan utanan hilkat ğarîbesi mü’minimsilerden başkası değildir. Böylesi bir sapık düşünce İslâm Ümmeti’nin icmâıyla bâtıldır.
------------------------------------------ Kaç Aded Dîn Vardır, “İbrâhîmî Dinler” Ne Demektir?. ------------------------------------------ Karaman şöyle diyor:
Sözü edilen konuşmamda (s. 35) bu konuda şunları söylemişim:
Ali Bulaç: Peki hocam, bir Hıristiyan Peygamberimiz için ne demelidir?
H. Karaman: İyi bir insan, iyi bir Müslüman ve Peygamber olduğuna da inanmalıdır. Biz üç dinin mensupları şuna inanmalıyız; Hz. İsa ALLAH'tan vahiy almıştır, Hz. Musa, ALLAH'tan vahiy almıştır. Hz. Muhammed de ALLAH'tan vahiy almıştır. Buna inanmak durumundayız.
Cevâb:
Bir: Üç dîn diye bir şey yoktur. Tek bir dîn vardır ki, o da İslâm’dır. Bozulmamış hâliyle olan ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem zamanından önceki Yehûdîlik ve Hristiyânlık Şerîatları da buna dâhildir. Âhir zamân Nebisi’ne yalancı sahtekâr, kitâbı Kur’ân’a da uydurma kitâb gözüyle bakanların şu İslâm dîniyle alâkası kalmaz. Tâbiî ki önceden var idiyse…
İki: Sadece vahiy aldıklarına inanmak Onlara îmân etmiş olmak için yetmez; buna teslîm olmak ve getirdiği esasları bütünüyle kabûl etmek ve Kur’ân ve Sünnet’e uymayan bütün inançlardan teberrî etmek de lâzımdır.
Bu, -İmâm Tahâvî’nin Şerhu Meânî’l-Âsâr’ında da ifâde ettiği gibi- (diğer imâmların yanında) İmâmlarımız Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve İmâm Muhammed’in inancıdır. Üç: Biz onların Kitâbları ve Şerîatlarının aslına inanıyoruz. Onlar bizim Kitâbımıza ve Nebîmize hakîkaten inanıyorlarsa kendilerinin bugünkü değiştirilmiş dîn anlayışlarını reddetmek mecbûriyetindedirler.
Dört: Yehûdîlik ve Hristiyânlık için İbrâhîmî Dînler demek, Kur’ân’ı ve onu gönderen ALLAH’ı yalanlamaktır. Çünki, ALLAH celle celâlühû (İbrâhîm (aleyhisselâm) ne Yehûdî ne de Nasrânî (Hristiyân) değildi.)[41] buyurmaktadır.
Karaman Naklediyor ve Diyor ki,
İ. Üzüm: Peki ama hocam, Hıristiyanlar niye inanacaklar ki? İnandıkları takdirde Müslüman olmazlar mı?
H. Karaman: Hayır, Müslüman olmazlar.
Cevâb: Evet, sâdece vahiy aldıklarına ve Peygamber olduklarına inanmakla Müslümân olmazlar, doğru; ama yine de dinsiz îmânsız kalırlar. Son Peygamberi kendilerine Peygamber olarak kabûl etmeye de mecbûrdurlar. Sahîh bir kabûl edişle kabûl etmeleri, kendi yanlış ve yine ALLAH tarafından vakti sona erdirilmiş anlayışlarını terk etmeye bağlıdır. Bu olmadığı takdîrde de onların mü’min olduklarını söylemek tamâmen saçma bir iddiâdır.
Karaman Yine Naklediyor ve Diyor ki,
İ. Üzüm: Olmaz ama bir gevşeme, bir kopma…
H. Karaman: …Bir Hristiyan veya Musevi, "Hz. Muhammed'in de ALLAH'dan vahiy aldığına inanıyorum," der. Sonra "bu peygamber (Hz. Muhammed) benden ne istiyor," sorusunu sorar. Yani, "Ben bir Museviyim ya da Îseviyim, dinimi bırakıp şu ana kadar inandığım ve yaşadığım şeylerden tevbe edip Müslüman olmamı mı bekliyor? Yoksa başka bir beklentisi mi vardır? Ben diyorum ki, İslâm ulemâsı içinde, Kur'an-ı Kerim'e bakarak Peygamberimizin beklentisinin bundan ibaret olduğuna inanlar var.
Cevâb: Kim ne diyorsa o onun olsun. Bizim ALLAHımız, Resûlümüz’ü insanların tamâmına göndermiştir.[42] O, Ehl-i Kitâb’a da gönderilen bir peygamberdir.[43] Kitâb’ı Kur’ân’ımız da -bazı Müslümân olduğunu iddiâ eden ama gerçekte zındık olanların dedikleri gibi belli kimselere değil de- bütün âlemlere gönderilmiştir.[44] Bu arada Ehl-i Kitâb’a da gönderilmiş ve onlar da Kur’ân’a îmân etmekle emredilmişlerdir.[45]
Karaman: Peygamberimiz "Yahudi mutlaka Müslüman olsun!" demiyor, "Hıristiyan mutlaka Müslüman olsun!" demiyor. Diyor ki; "Yahudiler ve Hıristiyanlar tek ALLAH'a inansınlar, ahirete inansınlar ve kendi kitaplarında da bulunan iyiliklere göre yaşasınlar, (yani bizim amel-i salih dediğimiz şeyler) beni de sahtekârlıkla, yalancılıkla itham etmesinler. Getirdiğim kitabı da şuradan buradan çalıntı olduğunu söylemesinler." Dolayısıyla "Bu takdirde onlar da cennete giderler" demiş oluyor.
Cevâb:
Bir: Bunlar da ALLAH’a ve Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e atılan iftirâlardır. Bu iddiâlar, yukarıda geçen (Sebe:28, A’râf:158, Furkân:1, Mâide:15, Tekvîr: 27, Bakara:41, Nisâ:47) âyetleriyle diğer âyetleri yalanlamakta, sözü edilen bu âyetler de şu iddiâları yalanlamaktadır...
İki: Kezâ Müslim’in rivâyet ettiği, (Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in canı elinde olan(ALLAH)’a yemîn ederim ki, bu Ümmetten beni bir Yehûdî ve Nasrânî işitir de benimle gönderilen(kitâb Kur’ân)’a îmân etmezse O; cehennemliktir)[46] hadîsi Karaman’ı ve iddiâlarını, yalanlamaktadır.
Aynı şekilde, Karaman’ın şu iddiâları da Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i ve şu sözlerini yalanlamaktadır. Mü’min olan için başka söze ne hâcet?
Üç: Nasıl, kendi kitaplarında da bulunan iyiliklere göre yaşasınlar, denilebilir? Halbuki ALLAH onların, kitâblarını değiştirdiklerini haber vermektedir.[47] Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem de (Ehl-i Kitâb’ı ne tasdîk ediniz, ne de tekzîb ediniz; “ALLAH’a ve bize indirilene inandım”, deyiniz)[48] buyurmaktadır.
Demek ki, ortada değiştirilme vâkı’ası vardır. Bu değiştirilenlerin neler olduğu bilinemeyebilir. Değilse, bu âyetleri ve sahîh hadîsi inkâr etmenin temelinde yatmakta olan nedir? İnkârcılık mı, bilgisizlik mi, hangisi?
Dört: Kaldı ki, şu kitablar onlar tarafından değiştirilmeseler bile, onlardaki amelî mes’elelerin birçoklarının ALLAH celle celâlühû ve Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından değiştirilmiş olduğunu Kur’ân’dan ve Sahîh Sünnet’ten öğrenmekteyiz.
Şu Nesh mes’elesini Yehûdîler, Hristiyânlar ve mason birâderler, Efğânî, Abduh, Reşîd Rızâ ve yollarında giden kör mukallidller inkâr etse de başta mezheblerin tamâmının imâmları olmak üzere bütün bir İslâm Ümmet’i kabûl etmektedir. Bu husûsta muhâlif görüş sâhibi tek bir âlim gösterilemez. Mu’tezile şeytânlarından olan Ebû Müslim’in zıd görüşü, Şerîatlar arasında değil, İslâm’ın içindeki Nesh için bahis mevzûudur.
Karaman: Bu inançta olanlar var mı? Var. Bu inançta olmayanlar var mı? Onlar da var… İşte sizin adına diyalog dediğiniz şey bu zaten. Hep şunu söylüyorum; diyalog, "tek bir dine varmak, dinleri teke indirgemek olmamalı." Böyle bir hedef olamaz zaten. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Ama diyalog, duvarları kaldırıp, birbirimizi görmemizi sağlayabilir…
Cevâb:
Bir: Bu inanç ALLAH celle celâlü-hû’nun ve Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in emrettiği, Mü’minlerin de yüreklerinde sakladıkları bir inançtır. Bu inançta olmayanlar, dünyanın zâlim ve zorbalarının zâlim siyâsetlerinin kurbânı çorbacı zındıklardır…
İki: (Diyaloğun hedefi tek bir dine varmak, dinleri teke indirgemek olma malı) sözü Vatikan’ın Müslümanları kandırmak için uydurduğu Müslümanlardan olduğunu söyleyen birilerinin de yenilerde sâhiblendiği bir aldatmacadır. Hakîkatte onlara göre diyaloğun hedefi dinleri yok edip tek bir Hritiyânlık hurâfesini din diye yutturmaktır; başka değil..
Üç: (Böyle bir hedef olamaz zaten. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır) derken (Dîn tamâmıyla sadece ALLAH’ın oluncaya kadar, mücâdele)[49]emrini veren ALLAH celle celâlühû’ya mı i’tirâz ediliyor, ne oluyor?... ALLAH ve Resûlü eşyânın tabîatını herkesden iyi bilir. Onlar bu aykırılığı -hâşâ- göremediler mi ki, yukarıdaki âyetler ve sahîh hadîs geldi?
Necat meselesi (3)
Karaman: Adam bir iki kitap okumuş, belki kitap da okumamış,
Cevâb: “Adam”a bakınız!... Bravo doğrusu!… Nasıl da cevâb veriyor!.. Maske indirilmiş, alın gerilmiş, dişler sıyrılmış… Gözler hedefe çok dikkatlice mıhlanmış ve iyice kurulmuş ve boşanmaya hazır bir zemberek gibi hedefe çakılmak üzere ustaca vaziyet alınmış… Ve nihâyet çullanılmış…
Demek, bir iki kitâb okumuş, belki de okumamış, ha!... Mâşâellah, ne de muazzam bir kehânet!... Yok canım, birilerinin tekerine takoz, ayağına da çelme olacak kimselerin ne haddine, kitâb okuyacaklarmış... Kitabı okusa okusa küfür cebhesinin çorbacıları okur. Hem şu hezeyânların tesbît ve teşhîsi için kitâb okumaya bile hâcet yoktur. Yüz bin -kitâb denilebilecek- kitâb okunsa bile, yine de şu saçmalamaların kitâbdaki yeri gösterilemez. Zâhir o ki, ya kitâb okunmamış veya okunanlar kitâb sayılmamış... Ayıb denen bir şey var!… ------------------------------------------ Kimleri dinlemek Lâzım? ------------------------------------------ Karaman: Vaizleri, şeyhini, ağabeyisini dinlemiş, duyduklarına ve okuduklarına inanmış…
Cevâb: İşte burada isâbet buyruldu… Birileri gibi, Efğânî, Abduh ve Reşîd Rizâ misillü zındık ve mason birâderleri dinleyip onlara inanmak varken, kimin ne haddine düşmüş şeyhini ve ağabeyini dinlemek… Onlardan Buhârî ve Müslim ve başkalarının hadîslerini duymak… Üç kuruşluk dünyâ içün dünyânın siyâset bezirganı zorbalarına dînini pazarlamış küfür cephesinin piyonlarının kör taklîdçiliği varken İmâm A’zam ve benzeri müctehidlerin yolundan gitmek kimin haddine düşmüş!…
Karaman: "Din ve mezhep budur, buna uymayan inanç ve görüş batıldır, küfürdür" hükmünü benimsemiş…
Cevâb: Evet, Zarûriyyât-ı Dîniye denilen katıyyâtı/sâbitliği ve ma’nayı göstermesi tartışmasız kesin olan delilleri ve hükümlerini inkâr etmek bâtıl ve küfürdür. Bunda âlimiyle ve câhiliyle Ümmet’in icmâ’ı vardır. Şimdilerde kendini Müslümân gibi gösteren zındıklar, yâhud gelişen şartlara paralel olarak yenilerde henüz zındıklaşanlar, dâhilî ve hâricî siyâsî şartların hıyânetlerine elverişli hâle geldiği düşüncesiyle şu icmâ’ları yırtıp atmakla meşğûller…
Mezheb sâhiblerinin mezheblerine hayır; ama, câhil ve sapık zındıkların ekollerine evet… Öyle mi?...
Mezheb taasubu dediler, samîmî, lüzûmlu ve isâbetli gayretler karalandı, en süflî bir bâtıl mezheb taassubu sergilendi. Bâtıllârını tabulaştırıp bâtıl sâhiblerini de totemleştirdiler. Olanca cehâlet ve dalâletlerine rağmen burunlarından kıl aldırmaz oldular. Gelişen (daha doğrusu geliştirilen) yeni şartlar için ictihâd lâzım geldiğini hararetle savunup, zâlim otoritelere sırtlarını dayayarak Müctehidlerce halledilen ve hattâ bir çoğunun üzerinde de icmâ vâkı olan meseleleri ve hükümlerini tepetaklak ettiler.
Hevâ ve heves putlarını onların yerine diktiler. Dînin ne olduğunu doğru bir biçimde açıklayan Hak Mezhebler’e hayır deyip Bâtıl Mezheblerini dîn hâline getirdiler. Müminleri kandırdılar… Şunlara ALLAH celle celâlühû adâletiyle muâmele etsin… Âmîn…
Karaman: Hadi bütün bunları kişinin durumuna göre anlayışla karşılayalım, ama o bununla yetinmiyor, benimle tartışmaya, tartışma şöyle dursun beni küfürle, cehennemlik olmakla, ehl-i sünnet düşmanlığı ile suçlamaya kalkışıyor.
Cevâb:İşte şimdi ayıb ettiler… Kimin haddine birileriyle tartışmaya kalkışmak… Totemleştirilen ve totemleşen kimselere veyâ tabulaştırılan ve tabulaşan zırvalarına karşı gelip onlarla tartışmak kimin haddine, efendim?!...
Birileri İslâm müctehidleriyle, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile ve hattâ ALLAH’la tartışabilir ve kavgalaşabilirler ama, tabular ve totemlere kim ses çıkarabilir?
Âhir zaman Nebîsi sallallâhu aleyhi ve sellem’i ve kitâbı Kur’ân’ı kabûl etmeyenlere bile karşı hoşgörülü olmak lâzım geldiğini ileri sürenler, kendilerine Kur’ân’ın, Sünnet’in ve İslâm âlimlerinin tamâmının hükmünü hatırlatanlara karşı, hoşgörüsüz, hattâ yukarıda olduğu gibi sâhibinin seviyesini gösteren ifâdelerle ibretlik bir tavır takınabilirler.
Esasen bunda garibsenecek hiçbir yan da yoktur. Firâsetli İslâm büyükleri bu otobanın ucunun buraya varacağını senelerce önce haber vermişlerdi. Vermişlerdi ama, bir takım çok iyi niyetlilerimiz(!) bu kadarı da fazla demişti. Evet, Mezhebsizlik dînsizliğin köprüsüdür. Bu tecrübeyle sâbittir… Lafı ağzımızda eveleyip gevelemenin âlemi yoktur, efendim.
Karaman: Bunları kaale aldığım için değil, varlıklarından haberdar olmanızı sağlamak için yazdım.
Cevâb: Doğru, şu baldırı çıplakların eti ne ki budu ne olsun?!... Sırtlarını Sam amca gibi, dünyanın -hâşâ- ALLAH’dan bile büyük görülüp gösterilmeye başlanılan büyük jandarmaları ve toplum mühendislerine dayamayan, zorba ve zâlimlerin himâyesine girmeyen ğarîbleri neden kaale alınsın?!
Birilerinin ekmeğinizi mi veriyorlar, suyunu mu?... Yalnız ne de olsa yaramazlık ve haşarilik yapıyorlar… Reklâm edilmeden birileri nezdinde bir şekilde faş ve rezîl edilmeleri lâzım(!)… Ama unutulmasın ki, diriltilme var, haşr var, hesâb var… Değmez… Hiç mi hiç değmez…
Karaman: Bu arada necat konusu ile ilgili yazımı iyi niyetle tenkit eden, bu çeşit yazıların avamın kafasını karıştırabileceğini söyleyenler de var. Bunların endişelerine katılmıyorum, ama saygı ile karşılıyorum.
Cevâb: Doğru… Onlar şartların henüz tamâmen oluşmadığı zannındalar; ama yanılıyorlar… Birileri ise işin aslını ve kaynağından biliyor… Gelişen hâdisât da onları destekliyor. Artık iki yüzlü davranmanın lüzûmu kalmadı… Maskeler yüzleri iyiçe rahatsız ve perîşân etmişti… Bu rol daha ne zamana kadar devâm edecekti?... Ömür neredeyse tükenmişdi… Artık pasoyu toplamanın zamanı geçiyordu bile…
Karaman: Hiçbir mümin, "şu şartları taşıyan ehl-i kitap da cennete girebilir" diyen alimler varmış diye dinini (İslam'ı) terk etmez; çünkü İslam'ı terk etmek Son Peygamber'i inkar etmek manasına gelir.
Cevâb: Böyle bir İslâm anlayışı değil iki, iki bin, değil iki bin, iki yüz bin kitâb okunsa bile bulunamaz…
Bu yeni geliştirilen yepyeni bir turfanda dîndir… Bu dîn ALLAH’ın gönderdiği, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirdiği ve İslâm âlimlerinin anlattığı dînle alâkası olmayan bir dîndir. Kaldı ki, Son Peygambere ve Kitâbına îmân etmeyi cennete girmek için gerekli bulmamak onu inkâr etmek değil de nedir?
Karaman: Ayrıca yazdıklarım "Üç din birbirine eşittir, bir dine girmek isteyen hangisine girse olur" manasında değildir. Yazıyı ve kitabı peşin hükümden sıyrılarak okumak gerekiyor.
Cevâb: Ya ne ma’nâsınadır? Mes’ele inanıp inanmamak, dolayısıyla da cennete girip girmemek noktasında olduğuna göre, yazılanlar hangi ma’nâdadır? Ortada ya söylenilenin ne olduğunu anlayamamak veya sinsi bir aldatmaca var. Musîbet zâten peşin İslâmî hükümden sıyrılmakda… Şu hezeyanlar, zâten İslâm’ın hükümlerinden sıyrılarak her abur cuburu okumaktan ve her bâtıla kulak vermekten kaynaklanıyor… ------------------------------------------
|