ekrem
Dua'ya layık

Karma: 3
Offline
Mesaj Sayısı: 156
|
 |
« : 12 Ağustos 2008, 13:29:49 » |
|
REFORMCULARIN ÖZÜ
Reformcuların toplu olarak bütün iddialarını demetleye¬cek ve onları mücerret ilim ve hakikat gözüyle inceleyecek olursak, ereceğimiz gerçek şu olacaktır ki, bunlar, bir baştan öbür başa, Batı akliyeciliği karşısında afallamış, sonradan aynı Batının 20. Asırda aynı akliyeciliği iptale kadar giden fi¬kir çilesinden nem bile kapamamış, Doğunun özüne gire¬mezken Batının kabuğunu olsun görememiş idrak yüz karala¬rıdır. Biraz sonra göreceğiniz şekilde mezhep bağlılarına «eşek» sıfatını yakıştıran bu kırattaki insanlar, o masum hay¬vanın da yarın ahirette kendilerinden davacı olacağı bir de¬naet seviyesindedirler.
Bu seviyeyi Kur'an tayin etmiştir: «Belhüm adal-Hayvandan aşağı...»
Şimdi onların toplu olarak iddialarını hulasa edelim. Bu hulasa, Dr. Said Ramazan El-Buti'den Türkçeye çevrilen «Mezhepsizlik» isimli eserin arka kapağına konulmuş ve fa¬sıl fasıl yeri işaret edilmiş bir tablodur. Saçmalıkta şaheser ve hiçbir noktası cevaplandırılmaya değmez iddiaları, işte:
«Müslümanlar bir din devrimine şiddetle muhtaçtırlar. Bütün ıslahatın dayanağı, ancak Din'de yapılacak alanıdır. İslam hükümetleri Din ile Siyaset'i birbirinden ayırmaya mecbur kalacaklardır. Müctehid İmamlar, kendilerini Din Vazı-ı-ALLAH zannetmesinler. Dört İmam'ı taklid etmek küfürdür. Onları taklid edenler; basiretsizdir, cahildir, ah¬maktır, sapıktır; tefrikacı, fitneci ve amelleri boşa giden müf¬lislerdir. Mezhepliler, ALLAH'ı bırakıp da, papazlarını, haham¬larını kendilerine ilah ve Rab edinen (Hıristiyan ve Yahu¬di)ler gibi, mezhep imamlarını kendilerine ilah ve Rab edin¬mişlerdir. Dört imam birer put, onlara uyanlarsa birer putpe¬resttir. Mezhepliler Kur'an'dan bile yan çizmişlerdir. Dört Mezhep, kusursuz Resulüllah'a, kusurlu imamların açtıkları harp cepheleridir. Dört mezhep üzerine yazılmış kitaplar, bi¬rer küflü kitaptır. İslam Dini, bir bedevi arabın birkaç daki¬kada öğrenebileceği basitliktedir. İslam’ın bir hukuk sistemi¬ne sahip olduğu yalandır. İçtihad yapmak gayet basittir. Bu¬nun için Arapçayı bile bilmeye hacet yoktur. Birisi sana bir¬kaç hadis kitabını bildiğin bir dille anlatıverirse, içtihad ya¬pabilirsin! Hanefi Fıkhı, İslam'la hiçbir ilgisi olmayan ve İn¬cil'e benzeyen bir şeydir! Mezhepliler, ürküp kaçan birer eşektir. Yalanlarını kılıflayan inatçı ve uydu; ama Hakk'ın değil, şeytanın uydusu kişilerdir. Adam, Muhammedi olma¬yı bırakıyor da, Hanefi veya Şafi'i oluyor, ne tuhaf şey!.. Her¬hangi bir mezhebe bağlanan, ondan başkasını görmez. Onun gözünde, Kitap, Sünnet, Din, hepsi o mezheptir. Mezheplilerin iman konusunda bildikleri şundan ibarettir: ALLAH birdir ve her yerdedir. Mezhepliler, peygamber semaya çıkarak AI¬lah'ı gördü derler. Bu kişilere göre eli tespihliler sefihtir, al¬çaktır, sapıktır, bid'atçıdır derler. Bu kişilere göre sala ver¬mek sapıklıktır, sala veren 'müezzin müşriktir. Mezheplilerin zanlarına göre teravih namazının sekiz rek'atından fazlasını kılmak haramdır, farz namazların kazası caiz değildir. İnsana kabrinde, tabi olduğu mezhep ve girdiği tarikattan soru so¬rulmaz. İmam-ı Azam, ezberinde birkaç hadisten başka hiç¬bir şey bulunmayan bir cahildir. Usul-ü Fıkıh, dört imamın sözlerini doğrulamak; Kitap ve Sünnet'le amel etmeyi terke¬derken mazeret diye ileri sürmek için vaz edilmiştir. İmam-ı Şafi, bir adamın kendi kızıyla nikah yapmasını caiz gören bir adamdır.
Mezhepleri birleştirme işi son derece basit bir iştir. Bunu yapmak Müslümanların boynuna borçtur. Gerek fıkıh¬çıların ve gerekse diğerlerinin -Fıkıhçılardan başka hiçbir kimse için şu helaldir, bu haramdır demesi caiz değildir- gi¬bi sözleri, Yahudi ve Hristiyanlarda Tevrat ve İncil'in hüküm¬lerini papaz ve hahamlardan başkaları anlayamaz şeklindeki inancın bize intikal ettiğini göstermektedir. Bu ise aynı mev¬zuda onların yolunu tatbik etmek demektir.»
Bundan başka daha neler!.. Bizzat aklın mahiyet ve key¬fiyeti üzerinde hiçbir tefekkür çilesi çekmeyen, son derece dar ve havasız bir akılcılık; ve üstelik bu akılla ALLAH ve Re¬sulünü inkardan başka çare yokken, onları güya kabul edip, akıl mizanına vurma gayreti ve böylece tezatların en dipsizi¬ne düşme felaketi...
Reformcu, dini, her türlü insan hamlesinin manivelası kabul etmek zorunda kaldıktan sonra ancak bu manivelayla kaldırılabilir yükleri sırtlayabilmeleri için insanlara daha ha¬fif şartlar arayan ve dinin değişmez formüller tablosu Şeriatı keyfine göre uydurmaya kalkan, yani dini içtimai fayda pla¬nında ele alıp ALLAH'a mutlak kulluk mânasında bozan gizli bir kâfirden başkası değildir. Sağdaki, ölçülerin kabuğunda kalan ham yobaz ve kaba softaya karşılık, solda, hikmetlerin kabuğunu delemeyen ve sır idrakine eremeyen reformcu... Bizde birçok mefhumlar kelime mânasında bile kestirilemediği gibi (reform) tabiri de bilinmez. (Reform) kelimesi (röfer) mefhumuna eş olarak «tekrar şekillendirme» demek¬tir. Tekrar şekillendirme ise, o biçimini kaybettiği sanılan uz¬viyeti, dışarıdan, takma kollar ve ayaklar misali, canlandır¬maya yeltenmektir ki, bu da onun gerçek doktorunu bekle¬yen hakikatine kıymak olur.
Kelime mânası her ne olursa olsun, bizi taahhüt altına al¬maz. Kelimede değil, gerçekte yer alarak tespit edebiliriz ki, reformcu işte yukarıda çerçevelediğimiz mânanın adamıdır ve gayesi dinin hakikatini meydana çıkarmak değil, onu ken¬di hakikat vehmine feda etmektir. Mücerret «ulvî» yi, kendi müşahhas «süflî» lerine kurban edenler; yani reformcular...
Dinin ulvî ve mücerret hakikatini meydana çıkarmak için savaşanlarsa, onun üstündeki asırların biriktirdiği kir, ve pas¬ların temizleyicileri mânasına hakiki reformculardır ve sıfat¬ları "yenileyici"dir. Uydurucu değil, yenileyici... Kıl kadar farkla biri küfür uçurumunun dibini, öbürü iman şahikasının zirvesini ihtar eden iki kutup...
ÖBÜR REFORMCULAR
Başlarında, «Merdudi» ismini taktığımız Mevdudi ile «Baidullah» sıfatını yakıştırdığımız Hamidullah var... Ve da¬ha birkaç!.
Evvela Mevdudi: «İslamda İhya Hareketleri» isimli eseriyle İslam'da imha hareketinin temsilcilerinden biri... Çağdaşımız... İşi gücü, Sünnet Ehli büyüklerine çatmak... Gördüğü sert tepki üzeri¬ne eserinin ikinci baskısında birtakım yumuşama alametleri göstermeye çalıştıysa da, çürük madeni hep aynı... Gerisi ci¬la... Cemalettin ve Abduh'a hayran... İbn-i Teymiyye'ye ise kara sevdalı...
İslam onca bir felsefedir ve nice şer'i ölçüler bu bakımdan muhakeme edilerek değiştirilebilir. Çorap üstüne mesh etme¬nin cevazını iddia ettiği gibi...
Aynca mezheplerin birleştirilmesi fikrini müdafaa ve dört hak mezhebi birbirine karşı mücadele ve garaz halinde gösterme... «Sana nasıl geliyorsa öyledir!» hesabı, her zaman ve her türlü içtihada yer verme, ve ortalığı kargaşalığa verdiklerini iddia ettiği Sünnet Ehli alimlerini kötüleme...
Mevdudi sade fikirde kalmadı; aksiyona da girişti. Hind Müslümanlarının milli hareketlerinde önderlik sevdasına düştü. Hapse girip çıktı. İlk eseri «İslam'da Cihad» ihtilalci fikri telkin etmesi bakımından Mısır'da, kendisine telkin ze¬mini buldu ve bazı kimselerin idam edilmelerine yol açtı. 1953'de Kaadiyanlik meselesine el attı, yine tutuldu ve 2 yıl 2 ay hapse mahkum edildi. Sapık fikirlerin sapık ihtilalcisi olarak 1964'de yine hapsi boyladı; bu defa da İslam Cemaati Derneğinin kapatılmasına sebep oldu. Derken Vehhabilik dünyasına kapılandı; Medine'deki Vehhabi Üniversitesi İsti¬şare Heyetine aza seçildi. Orada da dikiş tutturamadı ve Vehhabilere bile giran gelen fikirleri yüzünden muhakeme altına alındı.
Hamidullah hakkında uzun söze lüzum görmüyoruz. Ça¬ğımızda din zaviyesinden temayülünün ne olduğu ve ne ola¬bileceği besbelli bulunan üniversitelerimizin davetlisi olarak memleketimize gelip gitmekteki bu cüce akıl mütefekkirinin ne olduğunu göstermeye yalnız bu kucak açış yeterken onun «İslam Peygamberi» kitabına bir göz atmak bile kafi gelir. Evvela Kainatın Efendisine,İslam'ın Peygamberi demekle O'na bir tahsis yaptığının ve bu tahsisle başka dinlere ve on¬ların hükümleri yürürlükte peygamberlerine yer verdiğinin şuurlu veya şuursuz ifadesini taşıyan bu kitap, daha önsözün¬de Fransızları memnun etmek için kaleme alındığını itiraf ederken, hedef tuttuğu bu memnuniyetin dayanaklarını açık¬ça meydana koymaktadır. Zira bu adamın gözünde ALLAH'ın Sevgilisi, tükürükten başka ilacı olmayan biridir, İslam ise yalnız gençlerin, toy delikanlıların, fakirlerin, kölelerin, ezi¬lenlerin, tek kelimeyle aşağı tabaka ve ayak takımının kucak açtığı bir dindir. Miraç mucizesi bir rüyadan ibaret ve daha nice madde üstü harikalar akılla teftişi gerekir şeylerdir. Ta¬savvuf ise uydurmadır.
Bir konferans münasebetiyle Erzurum'da bulunduğum sı¬rada Hamidullah da oradaydı. İçinde kendisinden de bahset¬tiğim konferansa gelmek cesaretini gösteremedi. Ertesi gün bir toplantıda bağlılarının da bulunduğu bir mecliste hakkın¬daki tespitlerime cevap verebilen kimse çıkmadı. Yalnız, ar¬tık ne tarafı tuttuğu belli olan bir genç şöyle dedi: Ona hangi mezhepten olduğunu sordum: - «Ben mezhepsizim!» cevabını verdi.
Bir de Seyyid Kutup var... Kendisinden af dilemesini is¬teyen yakışıklı orangotan maymunu Nasır'a «Bir mümin bir münafıktan af dilemez!» cevabını veren ve kahramanca öl¬meyi bilen bu zatı «Sahte Kahramanlar» konferansımda ger¬çek kahraman olarak göstermiştim. Fakat sonradan gördüm ki, Seyyid Kutup bir İbn-i Teymiyye meddahıdır ve kellesini kaptırdığı sosyalizma yularının zoruyla Hazret-i Osman'a adaletsizlik isnat eden ve dil uzatan bir bedbahttır.
idam edilmeden bu sapıklıklardan istiğfar ettiğini söyle¬yenler oldu. Eğer öyleyse tam kahraman ve şehit... Değilse, mücadelesi kafire karşı bir sapığın davranışından ileri geç¬meyen bir zavallı.
Günümüzün reformcuları bunlarla bitmiyor. Onlardan birkaç batın önce başlayan ve Kazanlı Musa (Beykiyef) gibi¬lerden geçen ve asıl istinadı ibn-i Teymiyye, Cemaleddin Ef¬gani ve Muhammed Abduh olan kol, bu gösterdiklerimizde tam teşahhusunu bulurken, zakkumlarının silkintisi halinde Türkiye'de kendisine bir fidanlık bulamamış değildir.
iddia ve davalarını teker teker gösterip cevaplandırmayı abesle uğraşma saydığımız, ama buna rağmen bir kitaptan naklen vereceğimiz ve sadece özlerini belirtmekle yetinece¬ğimiz yeni zaman sapıklıkları ve sapıkları işte bunlar!...
NECİP FAZIL KISAKÜREK DOĞRU YOLUN SAPIK KOLLARI
|