ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
   
Karma: 18
Offline
Mesaj Sayısı: 1275
|
 |
« : 08 Nisan 2009, 12:58:17 » |
|
ZERDÜŞTÎLİK
İran dinleri içerisinde, tek Tanrı inanışına yer vermesi bakımından, en dikkat çekicisi Zerdüştîlik'tir. Bu din, adını kurucusundan alır. Kurucusu Zerdüşt'tür. Bu dine, dayandığı tek tanrı Ahura-Mazdah'a nisbeten "Mazdeizm" de denilir. Batı'da Zerdüştîlik, "Zo-roastrisme" olarak adlandırılmaktadır. [110]
1- Zerdüşt'ün Hayatı
Zerdüşt kelimesi (Zoroaster), Zarathustra'nın Yunanca karşılığıdır (Zarath: güzel, doğru; üstra: develer demektir. Güzel develere sahip olan anlamını ifade eder. Halk dilinde Zerdüşt, yaşayan yıldız olarak nitelendirilir). Zerdüşt'ün doğumu, M.Ö. 570 olarak tahmin edilmektedir. Zerdüşt, İran dinleri üzerinde önemli bir etki bırakmıştır. Tektanrılı bir inanç telkih ettiği için onu bir peygamber olarak kabul edenler bulunduğu gibi, ona bir hakîm veya şaman olarak bakanlar da vardır. Gatha'lar diye adlandırılan kutsal metinler ona dayandırılır.
Zerdüştîler ise şöyle inanmaktadır:
Zerdüşt, bir peygamberdir. Onun soyu "ilk insan"a dayanmaktadır. Babasının adı Puruşesb, anasının adı Doğduye'dir. O, soylu ve mütevazi bir ailenin çocuğudur. Azerbaycan'da doğmuştur. Otuz yaşında ona peygamberlik görevi verilmiştir. Taraftarlariyle Aivitak suyu kenarında halvete çekilmiştir. Halvete çekildiğinin 45. gününde, Ürdi Behişt ayında, bir gece sabaha karşı "miraca" çıkmış ve ruhani yükselmenin sonuna varmıştır. Vohumenah (Behmen) denilen melek gelmiş, herşeyden elini çekmesini ona tenbih etmiş ve onu cennete götürmüştür. Ona, orada, feriştehler (melekler) hürmet etmiştir. Zerdüşt, sonra tanrı Ahura Mazdah'ın huzuruna çıkmış ve "HAyır Dini"nin hükümlerini öğrenmiştir. Tanrı, ona yıldızların ve gezegenlerin hareketinden haber vermiş, cennet ve cehennemi göstermiş, herşeyin ilmini öğretmiştir. Melekler, sonra, Zerdüşt'in göğsünü yarmış, içindekileri çıkarıp temizlemiş ve yerine koymuştur. Bundan sonra Ahura Mazdah onu, insanları "Hayır Dini"ne davet etmekle görevlendirmiştir. Zerdüşt, "miraç yolculuğundan sonra maddi aleme, kendisine verilen kutsal kitap Avesta ile dönmüş ve getirdiklerini tebliğe başlamıştır.
Zerdüşt, Yüce Tanrı olarak telkin ettiği Ahura Mazdah ile yakın irtibatı bulunduğunu ilân etmiştir. Ona göre âlemde mücadele eden, İyilik ve Kötülük diye adlandırılan iki aslî ruh (ilkine "Spenta Mainyu", ikincisine "Angra Mainyu" denilir) vardır. Ahtfra Mazdah'ın bu iki ruhla alakasını bugün pek iyi bilemesek de o, iyilikle beraberdir. İnsanoğlu, bu iki ruh arasından birini seçmeye mecburdur ve bu seçimi onun kaderini etkileyecektir.
Zerdüşt'ün ölümünden sonra insanlar, onun karşı çıktığı Mitra, Anahita gibi tanrılara tekrar tapınmaya başladı. [111]
2- Gathalar-Avesta
Zerdüşt'ten sonra yine çoktanrılı inançlar yayılmışsa da ona nis-bet edilen kutsal Gatha'lar, İran'da etkisini sürdürmüştür. Gathalar'ın temel konusu Tann'dır ve Ahura Mazdah olarak isimlendirilmiştir.
Avesta, Eski İran'ın ve bugün Hindistan'da yaşayan İran asıllı Parsîlerin kutsal kitabıdır. Dili Pehlevî'dir (Eski Farsça). Avesta (hikmet, bilgi anlamında), üç bölümden oluşmaktadır:
1- Yesna: Dinî törenlerde okunan ilâhîlerdir. Zerdüşt'ün Gatha-ları bu bölümdedir. Gatha'lar, Avesta'nın eski metinleri ve kısımlarıdır. Gathalar, Zerdüşt'ün sözleri sayılır ve hususî bir saygı görür. Pehlevî dilinde Gatah'nın her şiirine "Gas" denir. Gatahların tamamının 17 fasıl, 338 kıta, 896 mısra ve 5560 kelimeden ibaret olduğu belirtilir. Aves-ta'daki Gatahlar; Eşnud Gat, Uştud Gat, Spentmed Gat, Vonu Hişter Gat ve Vehiştvet Gat olmak üzere beş tanedir.
2- Yeşt: Yeşt, Yesna kelime ailesindendir. Öğmek, yalvarmak anlamına gelmektedir. "Yeşt", Tanrı'yi öğme, iyi güçlere ve meleklere (ferişteh) yakarıştır. Bu bölümde, çeşitli tanrılara yöneltilen ilahiler yeral-maktadır. Günümüzde "yeştler", şiir halinde değilse de ölçülü, şairane ve yüksek hayalleri ihtiva etmektedir.
3- Videvdat: "Şeytanlara karşı kanun" diye de adlandırılır; şeytanlara karşı tılsımlar ve temizlenme kaideleri bu bölümde yer alır. 22 fasıldır, dinî merasimlerde okunmaz. Yeryüzünün yaratılışı, iyilik ve kötülük, yemin etmek, vaadini tutmak, ahdini bozmak, temizlik, yıkanmak esasları da Videmdat'ta belirtilir.
Avesta'nın büyük bir kısmının dili pek güç anlaşılır. Avesta, Şapur II (309-380) zamanında biraraya getirilmiştir. [112]
3- Zerdüşt'ün Getirdiği Dinî Prensipler
Zerdüşt, Eski İran'a "tevhîd. inancı"nı getirmiştir. Onun getirdiği din, tektanrıya dayanmaktadır. Ondan önce İranlılar, bir kısım tanrılara tapınmakta ve rahiplerin hazırladığı uyuşturucu bir kutsal içkiyi içmekle uygulanan Haoma kültünü devam ettirmekteydiler (Haoma, bütün âlemi sıvı şekilde doldurduğuna inanılan hayat tanrısı idi).
Zerdüşt, insanları düzeltmek ve dünyayı kurtarmak üzere faaliyete geçtiği zaman, Ahura Mazdah'a ibadet, feriştehlere (meleklere) hürmet, kötü güçlere (şeytanlar gibi) lanet ve iyilikte yarış gibi konuları öğretisinin temeli yapmıştır.
Zerdüşt, daha sonraları Ormazd şekline dönüşmüş ve İslâm kaynaklarında da "Hürmüz" olarak yer almış olan Ahura Mazdah'a ibadeti telkin etti. Ahura Mazdah (Hakîm Rab anlamında), Daryus (tahminen M.Ö. 500'ler) ve takipçileri tarafından Batı Asya'ya getirilen ve birkaç yüzyıl içinde Turfan'dan Habeşistan'a, İndus nehrinden Ege Denizine kadar yayılan bir Yüce Tanrı'ydı. O, âlemin tanrısı İdi. Âlemin gayesi; yalanın, kötülüğün hakikat tarafından yenilmesidir. Âlemdeki maddî ve manevî nizamı yaratan, tabiat kanunlarını koyan, Ahura Mazdah'dır. Ahura Mazdah, yetkin, güçlü, ezelî ve ebedî, herşeyi gören bilen, herşeyi vareden bir "İyilik Tanrısı"dır. Kötülük ve düşman Angra Menyu'dur. İslâm kültüründe, bu güce "Ehrimen" denilmiştir ve o, kötülüğün kaynağı sayılmıştır.
Ahura Mazdah önce manevî bir varlık olarak kabul edilirken sonraları, Zerdüşt'ten önce olduğu gibi, onun nuru ateşin ihtiva ettiği yaratılmamış bir ışık olarak düşünülmüş ve böylece ateş kültü geliştirilmiştir (Mecusîlik). Ahura Mazdah'ın yanında altı baş melek bulunmaktadır. Bunlara Ameşa Spenta'lar (Kutsal Ölümsüzler) denilmektedir. Bunlar; İyi Akıl, Adalet (veya Hakikat), İlâhî İrade Ülkesi, Tevazu (veya Dindarlık), Mükemmeliyet ve Ölümsüzlük şeklinde, Ahura Mazdah'ın sıfatları, çeşitli veçheleri ve fonksiyonları olarak telâkki edilmektedir.
Zerdüşt'e göre bir tarafta sağduyu, iyilik ve aydınlıktan oluşan "Aşa" (Âlem Nizâmı), öteki tarafta da suç, köttılük ve karanlığı içinde bulunduran "Drug" (yalan, anarşi, fesat) vardır. İnsanın iyilik tarafını seçmesi gerekir. İnsanın bu seçimi, öteki dünyada sonuç verecektir.
Zerdüşt'ün, ölümden sonraki muhakeme ile ilgili telkinleri vardır. Ahura Mazdah'a inananların ruhu, ölümden sonra dördüncü gün muhakeme edilmektedir. O, önce Çinvat Köprüsünden geçecektir. Bu köprü, bu âlemden ötekine götürmektedir. Dinsiz, bu köprüden geçemeyip cehenneme düşmektedir. Dindar kimse ise geçmekte ve cennete ulaşmaktadır (ona, altı Ameşa Spenta'ya sonradan katılan "İtaat" yo! gösterir). Çinvat Köprüsünün ortası, kılıç yüzü gibi olmakta ve dinsiz cehenneme düşmekte; ancak iyi insanın ruhu geçerken geniş tarafı dönmekte ve o da geçme imkânı bulmaktadır.
Zerdüşt, gelecek bir "âlemşümul muhakeme"den de bahsetmiştir. Kendinden üç bin yıl sonra Ehrimen'in gücü zeval bulacak ve hakikat-adâlet ülkesi kurulacaktır. Böylece itaat ruhu zafere ulaşacaktır. Muhakeme, ateş ve erimiş maden ile olacaktır. Bütün bu işler, Saoşyant denilen kurtarıcının doğmasıyla gerçekleşecektir. O, Kansava Gölünde yıkanan bir bakirenin, o gölde bulunan Zerdüşt'ün tohumuyla gebe kalması sonucu doğacaktır. Böylece ölülerin dirilmesi başlayacaktır. İlk insan Gayomart'ın kemikleri hayat kazanacak, bütün Ölüler tekrar vücutlarına kavuşacak ve bir yerde toplanacaktır. İyiler, kötüler ayrılacak; iyiler cennete, kötüler cehenneme gidecektir. Cehennemde üç gün kalınacak, sonra bütün yaratıklar ateş ırmağından geçecek, ateş kötüleri temizleyecek ve şeytanlarla bütünleşenler hariç, herkes "Ahura Mazdah'ın Ülkesi"ne girecektir.
Zerdüşt'ten önce, "deva" denilen ve Ehrimen'in avanesi olan şeytanlara, onları yatıştırmak üzere, kurban kesilirdi. Onların kurbanlardan çıkan buğu ile beslendiklerine inanılırdı. Böylece onlara ibadet edilmiş olurdu. Zerdüşt'ün kurban kesimi ile mücadelesi bu sebebe dayanıyordu. Zerdüşt, sığır eti yemeyi de yasakladı {Hindistan'da da bu yasak vardır. İslâm ile Yahudilikte ise domuz eti yemek yasaklanmıştır).
Günah, insanı kötü güçlerin esiri kılar; fazilet, iyiliğin nihâî galebesine yardım eder. Zerdüştîlikte, doğru yaşama, ahlâkî emirlere uyma esastır. Ahlâkî emirler; iyi düşünce, iyi söz, iyi iş diye özetlenir. Fakirlere, cömert davranma, yabancılara misafirperverlik, bütün lekelerden uzak kalma, toprağı sürme, sığırlara bakrria, sıkıcı şeyleri imha da faziletli işlerden sayılır. Temiz hayvanları, özellikle köpekleri öldürme büyük günahtır. Zina, yasaktır. Bazı cinsî konular ve ölü bedenine temas, kirlenmeye yol açar; Özel âyinler gerektirir. [113]
4- Zerdüşt'ten Sonraki Dinî Hayat ve Mecusîlik
Zerdüşt, ölümden sonra ahlâkî emirlere göre ceza veya mükâfattan bahseden ilk dinî lider olarak nitelendirilir. Onun iyilik ve kötülük prensibi, insan iradesine dayanır. Böylece Ahura Mazdah'a tapınmayı, irade ve ameli esas alan Mazdeizm, insanın aktifliğine dayanan bir dindir.
Zerdüşt'ün telkinlerinin yayılması, İran kabileleri içinde gittikçe artmıştır. Bu telkinler, diğer inanç şekillerinden etkilenip değiştiği kadar, onları etkileyip değiştirmiştir. Bugün Eski İran dinî elemanlarının hangisinin Zerdüşt öncesi veya sonrasına ait olduğu, hangisini Zerdüşt'ün getirdiği konusunda büyük bir güçlük içindeyiz. Bununla beraber, Zerdüşt sonrası İran'da önemli bir kült haline gelen ve İslâm kaynaklarında o bölgenin inançlarını ifade için kullanılan ateş kültünün {ateş pe rest I i k) Zerdüşt'ten önce de merkezî bir öneme sahip olduğunu biliyoruz. Bu kült, eski Ârilere dayanır.
Zerdüşt'ten sonra rahipler, dinî temizlik idealini ateşle sembollen-dirdiler. Avesta'da bu rahipler, "ateş yakan" şeklinde nitelendirilir. Sâsânîler devrinde hükümdarın sarayında millî birliğin sembolü olarak kutsal bir ateş geleneği vardır.[114] Müslümanların İranlıları "ateşe tapıcılar" şeklinde nitelendirdiklerinde ateş kültü, İran dinî yapısının en göze çarpan özelliğini teşkil etmekteydi. Eski ateş tapınaklarının yıkıntılarının incelenişi sonucu, bir salon halindeki ateş hücresinin gün ışığının sızmasından korunmuş bir şekilde yapılmış olduğu görülmüştür. Bu hücredeki kutsal ateşe insan eli değmezdi, nefesle kirletilemezdi. Maşa ve kürekle ateşi besleyen rahipler, ellerine eldiven giyer, ağızlarını örterler; günümüzdeki operatörlere benzer bir kıyafet taşırlardı. Kutsal hücredeki ateş, âyinle temizlenmiş odunlarla beslenir, bu hücreden evlere alınan ateş artık söndürülmezdi.
Zerdüşt, Doğu İran'da yaşamıştı. Zerdüştîlik {Mazdeizm), Batı'ya doğru yayılırken Ragha {Tahran yakınında) bu dinin merkezi olmuştu. Ancak Zerdüşt'ün telkinlerinden de uzaklaşılmaya başlanmıştı. Kabîle dinlerine ait "Yazata'lar" da tanrı edinilmişti. Bunun yanında, zamanların sonunda Zerdüşt'ün ikinci defa yeniden geleceği fikri ortaya atıldı. Onunla ilgili çeşitli efsaneler yayıldı. Ragha'da Zerdüştîlik, bir Med rahip sınıfınca yürütülüyordu. Bunlara Mecûsî (Maci'ler) deniliyordu.
Mecûsîler, aslında Zervanist'ti. Zervan (Zurvan), zaman tanrısı olarak kabul ediliyordu. Mecûsîler, zaman ve âlemin devreleri konusunda oldukça zengin bilgilere sahipti. Zerdüştîlik ile Zervanizm arasında bir sentez kurmuşlardı.
Ahamenidler {M.Ö. 550-331), Ahura Mazdah'a tapınmak, Zerdüşt'e yer vermekle beraber, Eski İran tanrıları Mitra ile Anahita'ya da tapınıyorlar, kanlı kurban sunuyorlardı. Böylece Zerdüşt'ün yasakladığı şeyleri yapıyorlardı.
Partlar (M.Ö. II. Yüzyıl-M.S. III. Yüzyıl), Zervanist idi. Zervan (Zurvan), Ohrmazd (Ahura Mazda'nın Pehlevîcesi, İslâm kaynaklarında Hürmüz) ve Ehrimen'in (Zerdüşt, Gatha'larda Angra Mainyu diyor) yaratıcısı olarak kabul ediliyordu. Bu devirde bir üçleme mevcuttu. Bu üçlemeye Zervan, Ohrmazd ve Mitra (Mihr) girmekte idi. Ehrimen, bu üçlemenin karşısında yer alıyordu. Mitra, kurtarıcı olarak görülüyordu. Boğa kurbanı, kültte önemli bir yere sahipti (Partlar'da ayrıca Man-deizm ve Maniheizm şeklinde iki din daha vardı).
Sasânîler devrinde (226-650), çeşitli İran dinleri birbiriyle mücadele halindeydi. Zervanist Mecusîlik, Maniheizm ve Mitraizm bunlardandı. I. Behram, Maniheizm'i yasakladı. Sasanîlerin mahallî kabilelerinde, eski Fars geleneğini yürüten ateş kültü rahipleri "berbatlara karşı Mecûsî geleneği rahipleri "mobaflar üstünlük kazandı. Kendilerine mahsus Zervanist gelenek içinde Zerdüştîliği yaşatan Mecûsîler olduğundan, bu din böylece Sasanî İmparatorluğunun devlet dini oldu (Erdeşir zamanında). Ancak bu, saf bir Zerdüştîlik değil, Zervanizmin bir hayli elemanıyla karıştırılmış ve benliğini kaybetmiş bir bakiye idi. Şapur II zamanında "Avesta" yazdırıldı. Bununla beraber bu gelişmeler, Zerdüştîliği katı âyincilik ve şekilciliğe düşürüp yayılmasını durdurdu. Zervanizm; zaman, gök ve kaderin her şeyi kontrolü altında tuttuğu, insanın takdir edilen karşısında bütün bütün güçsüz olduğu telkiniyle İslâm dünyasında daha sonra görülecek Cebriye durumuna düştü.
Sasanî İmparatorluğu Müslümanlar tarafından ortadan kaldırılmakla beraber, Mecûsî geleneğinin Mobat'ları varlıklarını korudu. Hattâ XIX. Yüzyılda Pehlevî dilinde eski metinler düzenlendi. Ancak bu dinin mensupları gittikçe azaldı.
İran, Müslüman oldu; ancak eski İran geleneği de tamamen ortadan kalkmadı. Bu topraklarda ortaya çıkan İslâm mezheplerinde eski inançların izlerini bulmak mümkündür. Cebriyye'de (İran'da kalanlara "Ceber" denildiği hatırlanmalıdır), Şiî İmam ve Mehdî-yi Muntazar (Beklenen Mehdi) doktrinlerinde, derviş geleneklerinde bu görülebilir. [115]
5- Parsîlik ve Günümüzdeki Ateş Kültü
Parsî, İranlı anlamına gelir. Özellikle Bombay'da oturan Kuzeybatı Hindistan'daki Zerdüştî topluluğuna bu ad verilir. Parsîler, 641'de Müslümanların İran'ı fethetmeleri sonucu, VIIL Yüzyıldan itibaren Hindistan'a göç eden İranlı'lardır. İran'da kalıp inançlarını devam ettirenlere "CebeHer (Geber'ler) denir. Parsîler, önce Kathiavar'daki Diu, sonra Gucarat'taki Sencen'e, daha sonra da şimdi kaldıkları diğer yerlerde ikamet ettiler. Onların kaldıkları önemli bir merkez Surat yakınındaki Nausari'dir. Surat, Batılı tüccarlar için önem kazanınca Parsîler maddî refaha kavuştular. Daha sonra ticaret merkezi Bombay'a geçince onlardan çoğu buraya göç ettiler. XIX. yüzyılın ilk yarısında Britanya usulü öğrenim Bombay'a girdiğinde Parsîler hızla bu kültürü benimsediler. Böylece ticaret ve imalatta önemli bir durum kazandılar.
Hindistan'da yerleşen Parsîler, bir Hindu „ kastı gibi teşkilatlandılar. Onların büyük bir kısmı şimdi ileri gelen tüccarlar, endüstriciler ve bankerlerdir. Bundan dolayı, Hindistan'a gelmelerinden bu yana ticaretle uğraşan bir topluluk olarak kendi inançlarını da büyük bir muhafazakârlıkla devam ettirmişlerdir. Gerçi Müslümanlar daha sonra Hindistan'ı da fethetmişlerdi; ancak Parsîler bu defa ne başka bir yere göç etmişler, ne de İran'a dönebilmiştir. Onlar, XV. Yüzyılda İran'da kalan Ceber'lerle temas kurmuş, Pehlevî literatürünü getirtebil-mişlerdi. Böylece Şapur II zamanında tertiplenen Avesta, eski materyalle genişletilmiş oldu. Ancak bu, önce XVIII. Yüzyılda takvimden kaynaklanan bir mezhep ayrılığına yol açtı. Sonra XIX. yüzyıldaki reform hareketi kendini gösterdi. Yeni araştırma ve incelemeler sonucu, rahip zümresinin âyin tarzının Avesta'ya uygun olmadığının belirlenmesi üzerine bu yola gidilmişti. Bununla beraber bazı yorumlarla eski geleneği savunanlar da vardı. Reform, tedricî olarak tuttu. Cemaatte bir yandan dünyevîleşme, öte yandan da mecazî açıklama yollarıyla muhafazakârlığı sorgulayan teösofik eğilimler ağırlık kazandı.
Şimdiki Parsîlik, kuvvetli monoteist karakterlidir. Merkezi âyine dayanan tanrı sembolü ateştir. Kültün tapınakları vardır. Bu tapmaklara Parsî olmayanlar alınmaz. Günde beş defa ateşin temizliğini korumak için temizleme âyinleri yapılır. Bu âyinler, rahiplerin nezaretinde yürütülür. Âyinlerde Avesta'dan ilâhîler, parçalar okunur. Sunu ve kurbanlara önem verilir. Ölüler, şehirden uzak "Dakhma" denilen ölü kulelerine (sessizlik kuleleri) bırakılır. Bu kuleler, necis sayılır. Kuleler, 4-5 metre yüksekliğinde, silindirik yapılardır. Terasında çıplak ölüler sıra halinde yatırılır. Yırtıcı kuşların, akbabaların etlerini gagalaması ve güneşin kemikleri kurutması sonucu bu kemikler, kulenin içinde depolanır. Böylece toprağın kirletiimediğine inanılır. Hindistan'daki Parsî toplulukları, bu dinî geleneği devam ettirirler. Onlar, oturülmayan, cin, şeytanın top oynadığı yerlere "sessizlik kulesi" derler. Halk, Dakhmalar'dan korkar. Dakhmalahn özel hizmetçileri vardır.
Parsîlikte ayrıntılı takdime veya kurbanlar bir sistem içinde yürütülür. Bu takdime ve kurban sistemi, eski İran dinî geleneğindeki Haoma veya benzeri Hint geleneğindeki Vedik Soma'dan rahiplerce ilk sıkmayla elde edilen acı bir bitkinin suyu olan ve yine "haoma" diye adlandırılan sıvının takdimesi gibidir. Hayatını doğru sürdürme, ahlâk ve temizlik kurallarına bağlı kalma "aşa" diye adlandırılır (Vedik "rta" terimiyle eşanlamlı). Ahura Mazdah'ın Ameşa Spentaları denilen altı sıfatı (veya meleği) arasından biri Ardibeheşt şeklinde Tanrı'nın kozmik yaratıcı düzenini ifade eder ki aşa da bu düzenle ilgilidir. Ahlâkî prensipler üç maddede Özetlenebilir: 1. İyi düşünce (humata), 2. İyi söz (hukhta), 3. İyi iş (huvarşta).
İyilik, yardıma önem verilmesi bu topluluğun öğretim ve sosyal refahını artırmıştır: Caynistler gibi Parsîler de kast sisteminin dışından evlenmeme gibi bazı özelliklerini benimsemişlerdir. Bununla beraber Avrupalı'larla evlenenler vardır. Parsîlerin az bir kısmı diğer dinlere dönmüş, fakat çoğunluk günümüze kadar varlığını devam ettirebilmiştir. Bugün sayıları Hindistan'da birkaç yüz bin kadardır.
1772'de Anguetil du Perron, bir Parsî Avesta nüshasını Fransa'ya getirerek, Avrupa'da eski İran kültür, din ve literatürüyle ilgili çalışmaları başlatmıştır.
|