Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İlâhî Takdirden Râzı Olma Sanatı  (Okunma Sayısı 1045 defa)
HAFİ.
Gözler ağlıyor,biz ağlamışız çok mu??
Okur-Yazar
*

Karma: 4
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 57


DAVASININ DELİSİ OLMAYAN GERÇEK İMAN ETMİŞ OLAMAZ


« : 02 Mayıs 2009, 10:36:53 »


Mevlânâ Hazretleri, oğlu Bahâeddîn Veled’e şöyle nasihat eder:“Bahâeddîn!Eğer dünyâdayken cennette bulunmak istersen, herkesle dost ol, hiçkimsenin kinini yüreğinde tutma! Çünkü bir kardeşini dostlukla anarsan,dâimâ sevinç içinde olursun. İşte o sevinç, dünyâ cennetinin tâkendisidir. Eğer bir kimseyi kin ile anarsan, dâimâ üzüntü içindeolursun. İşte bu gam da cehennemin tâ kendisidir.
Dostlarıandığın vakit, içinin bahçesi çiçeklenir, gül ve fesleğenlerle dolar.Seni incitenleri andığın vakit ise, için dikenler ve yılanlarla dolar,rûhun sıkılır, kâbuslanır, içine bir pejmürdelik gelir. Bütünpeygamberler ve velîler, mü’min kardeşlerini gönül saraylarına aldılar.Onların bu fazîleti, halkı cezbetti. Kendi arzularıyla onların ümmetive mürîdi oldular.” (Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, II, 210)
Mü’min, din kardeşlerine karşı dâimâ müşfik, merhametli, müsâmahakârve affedici olmalıdır. Onların ezâ ve cefâlarına ALLAH rızâsı içinyüzünü ekşitmeden tahammül etmelidir. İçinde mü’minlere karşı birsoğukluk, kin, hased, öfke, dargınlık taşımamalıdır. Bunun için deRabbine dâimâ:
“Ey RABBİMiz! Bizi ve bizden önceki mü’min kardeşlerimizi bağışla!Kalplerimizde mü’minlere karşı bir kin bırakma!..” (el-Haşr, 10)âyetinin muhtevâsı içinde niyaz hâlinde bulunmalıdır.
Tasavvufun ilk dersi, incitmemekle başlar. Mânevî tekâmülün nihâîdersi ise, incinmemektir. İncinmemek, sadece insanlardan geleneziyetlere karşı değil, hayat ve hâdisâtın acı kader tecellîlerinekarşı da şikâyetçi olmamaktır. Zîrâ hayır ve şer bütün tecellîler,dünyayı bir imtihan diyârı olarak takdîr eyleyen Cenâb-ı Hak’tandır.Kâmil bir mü’min olarak yaşamak, O’ndan gelene, yine O’nun hatırına“Hoş geldin!” diyebilmektir. Dünyâda da, âhirette de huzur ve saâdetinözünde bu rızâ hâli vardır.
Yâni Hakk’ın rızâsına ermek isteyen, evvelâ kendisi Hak’tan râzıolacak. O’nun takdîrine rızâ gösterecek. Her hâlükârda hâlineşükredecek. Hayâtın süfliyâtı ve menfaatlerine takılıp kalmayacak…Dünyânın imtihan malzemelerini kendine izâfe etmeyecek. Bu malzemeleriHak rızâsı için kullanmayı bilecek. Hayatın med-cezirleri içinde mes’udolmayı bilecek…
Lokman Hakîm, saâdetin anahtarını şöyle ifâde eder:
“İki şeyi unutma:
1. ALLAH -celle celâlühû-’yu unutma. (O’nun dostu olabilirsen selâmet bulursun.)
2. Ölümü unutma. (Fânîliğini unutma ki, nefsânî hayatın çıkmaz sokaklarında kaybolmayasın.)
İki şeyi de unut:
1. Sana yapılan menfî davranışları unut. (Mevlânâ’nın buyurduğugibi: Dalındaki dikenlere sabredip hâline râzı olması, gülü, çiçeklerinşâhı kıldı.)
2. Yaptığın hayır ve iyilikleri unut. (Her güzel ameli, Rabbininlutfu bil. Sana o iyilik temâyülünü Rabbinin lutfettiğini hatırındançıkarma! O’na şükret! Böylece nefsini palazlandırmaktan, ona rüşvetvermekten, yâni ona pay çıkarmaktan kurtul.)”
Gerçekbir mü’min, bir kuru ekmek parçasında bile saâdeti bulabilen, mes’ûdolan, Hakk’ın takdîr ettiği hayatın iniş-çıkışları içinde huzur hâlinikorumayı bilen, hâlinden memnun olan, rızâ ehli kimsedir.
alıntı
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: