ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
   
Karma: 18
Offline
Mesaj Sayısı: 1279
|
 |
« : 27 Ağustos 2008, 10:11:35 » |
|
Terimler Sözlüğü
Abd: Kul, çoğulu: İbâd; köle, çoğulu: Abîd.
Âdâb-ı muaşeret: Başkalarıyla hoş geçinme usûlü, başkalarına karşı terbiyeli ve nezaketli davranma edebi.
Adalet: Doğruluk, doğru olmak anlamına gelen bu kelime hadîs terimi olarak; «Râvînin din işlerinde tam istikamet sahibi olması, fısk ve fücurdan uzak bulunması» dır.
Adet: Teamül, herkesçe iyi olarak kabul edilen ve daima halk arasında tekrarlanan umumî davranışlar.
Adi: Bak. Adalet.
Âhâd haber: Bak. Haber-i âhâd.
Ahâd hadîs: Bak. Haber-i âhâd.
Ahd: Devir, emir, and, söz verme. ALLAH´a karşı verilen söz. Sözleşme.
Akâid : Bak. Akîde.
Akd: Bağlamak, düğümlemek; iki kişi veya iki taraf arasında olacak bir işin karşılıklı rıza ile kararlaştırılıp benimsenmesi : Bağıt.
Akide: İnanç inanılacak şey. Çoğulu : Akaîd.
Âkil: Akıllı, akılca ergin kimse, reşid.
Âkile: Âkıl´ın dişil´i, aklı başında ve akılca ergin kadın. Cinayetle ilgili bir´ terim olarak âkile: Kasıtsız olarak bîrini öldüren kimsenin ödeyeceği diyeti vermekle mükellef olan akrabası veya meslektaşları.
Akit (Akid) : Bak. Akd.
Alevîler: Hz. Ali evlâtları, Hz. Alî soyundan olanlar. Hz. Ali ile Muaviye arasında meydana gelen ihtilâf konusunda Hz. Ali´nin tarafını tutanlar.
Avl: Fazlalaşmak demek olup Feraiz´de: Miras, vârisler arasında taksim edilirken hisselerin toplamı meselenin mahreç (ortak payda) inden fazla olmasına denir.
Ayn : Dış âlemde varolan maddî ve gayrişahsî şey, muayyen ve müşahhas nesne. Deyn (borç) karşılığı olarak kulandan bu terim hukuk´ta: Muayyen ve müşahhas eşyaya denir. Ev, at ve benzerî gibi.
Azimet: Kesin karar ve niyet. Fıkıh terimi olarak: Kulların özürleri göz-önüne alınmaksızın üzerlerine önce farz kılınan fiil.
Âmm : Genel, umumî, şümullü. Bir cinsten olan birçok fertlere delâlet eden söz.
Ansâr: Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve sellem.)´e yardım edip İslâm´ın kuvvetlenerek yayılmasında büyük hizmeti olan Medîneü ilk müslümanlar.
Arş: Tavan, çardak, taht, şeref ve saltanat. ALLAH´ın arşı (Arşullah), beşer aklının kavrayamıyacağı bir mahiyettir veya (bir yoruma göre) ALLAH´ın varlıklar üzerindeki hükümranlığı.
Asi: Kök, delil, nass, metod. Çoğulu: Usûl.
Asıl : Bak. Asi.
Atâ : Armağan, hediye, ihsan.
Bâğî: Âsî, meşru devlet reisine karşı ayaklanan.
Bağy : İsyan, meşru devlet reisine karşı ayaklanma.
Bâtın : Görünmeyen, bir şeyin iç yüzü.
Bâtınî: Bir şeyin içyüzüne âit, dıştan görünmeyen. Âyet ve hadîslerin bir iç, bir dış mânâsı olduğunu ileri sürüp iç mânalarına bağlanan mezhebe mensup kimse.
Bedâ´: Açığa çıkmak; bâzı sapık şiîlere göre, ALLAH´ın ilmi değiştiği için iradesinin de değişmesi.
Bedihiler: Açık seçik bilgiler, doğuştan varolan gerçek bilgiler.
Bedîhîyyât: Bak. Bedîhîler.
Berâet-i asliyye : Bir şeyde asıl olan, o şeyin herhangi bir hükümden vareste olması prensibi. Buna göre eşya veya bir fiilin haram ya da helâl kılınışı, belli bir nassa dayanmak mecburiyetindedir.
Beytu´l-mal: (Eskiden) İslâm Devletinin maliye hazinesi, (sonraları) veresesi bilinmeyen veya vârisleri başında bulunmayan ölülere ait malların muhafaza edildiği sandık ve bunun idaresi.
Beyyine: Kuvvetli delil, tanık, senet, hüccet.
Bîat: Birisinin hâkimiyyet veya hilâfetini kâbûl ve tasdik etme. Islâmda bu, musafaha şeklinde yapılırdı.
Bid´at: Yeni, sonradan çıkmış şey. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve sellem.)´in zamanından sonra meydana gelen ve dinî bir mahiyet kazanan şey.
Câferîler: Hz. Ali´nin Hz. Hüseyn neslinden gelen torunu İmam Ca´fer-i Sâdık´ımezheb İmamı tanıyan şiîler; bunlara «isnâ-aşeriyye» ve «imâmiyye» de denilir.
Câriye: Kadın köle, dişi kul. Bu kelime kız, hizmetçi anlamlarına da kullanılır.
Cârûdiyye: Zeydiyye mezhebinin bir kolu olup Ebû Cârud b. Ziyad tarafından kurulmuştur.
Cebr: Zorlama. Kulun fiillerinde hiçbir irade ve hürriyete sahip olmayışı
inancı.
Cebriyye: Cebr´i benimseyen fırka mensupları.
Cedel: Bir kavram veya meseleyi zıddıyla birlikte düşünüp tartışarak gerçeğe ulaşma metodu: Diyalektik.
Cefr: Kemikleri irileşmiş ve sertleşmiş kuzu ve oğlak, deri. Daha sonra harflerden rakam ve işaretler çıkarmak suretiyle gelecek olayları haber verme işi (!) olarak ileri sürülmüştür.
Cifr (Cifir) : Bak. Cefr.
Cihat (Cihad) : Mücâdele, savaş; ALLAH yolunda yapılan savaş: Kutsal savaş.
Cizye: Vergi, haraç; gayrimüslim vatandaşlardan alınan baş vergisi.
Cumhûr-ı fukahâ : Fakîhlerin büyük çoğunluğu.
Dâî: Davetçi, propagandacı. Çoğulu: Düat.
Dehriler: Dünyada olup biten her şeyi tabiata maleden ve zamanının kadim (ezelî) olduğuna inanan ve âhireti tanımayan kimselerdir.
Delâlet: Yol gösterme, işaret; sözün, kullanılmış olduğu asıl mânâyı göstermesi.
Delâletü´n-nass: Bak. Mefhum-ı muvafakat.
Delil: Kılavuz, rehber. Nass ve hüccet. Zahirîlere göre delit, bir nevi kıyas olup fıkhî istidlal vasıtasıdır.
Deyn: Borç, alacak.
Dirayet: Zekâ, bilgi, tecrübe, iktidar.
Dîvan: (Eskiden) ordu mensuplarıyla ve sair maaşlı kimselerin isim, vazife ve tahsîsatları yazılı bulunan defter ve bu işe bakan memurların çalıştığı yer.-Resmî daire. Padişahın huzuru. Şiir kitabı. Bugünkü Türkçede: Yeni tarzda sedir.
Ecr: Ücret, mükâfat, kira, bedel.
Ecr-i misil: Bir şey için bilirkişilerce benzeri gözönüne alınarak takdir olunan ücret.
Ehl-i hadîs: Hadîs bilgini. Fıkıhta hadîs taraftarları, fıkhî meseleleri daha çok hadislere dayanarak inceleyen ve çözümleyen fakîhler.
Ehl-i re´y: Fıkıhta re´y taraftarları, fıkhî meseleleri daha çok ictihad ve kıyasa dayanarak açıklayanlar.
Ekol: Okul, bir ilim veya sanat dalında özel ve belirli tarz, çığır: Medre-re, mektep, mezhep.
Eman: Güven, af, müsaade; yazılı olarak birine verilmiş olan güvenlik
müsaadesi.
Emr-î bil-ma´ruf: İyiliği emir ve tavsiye etme.
Emir (Emr) : Bir işin kesin olarak yapılmasını isteme. Çoğulu: Evâmlr. İş. Ernîr: Hükümdar, prens. Çoğulu: Ümerâ´. Eser: Haber, bilgi, hadîs, iz, eser. Esir: Tutsak, kul, köle; harbde düşman eline düşen kimse. Ahd ve eman ile himaye altına alınmamış olan ve savaşta müslümanın eline düşen gayrimüslim.
Fâcir: Günahkâr, sapı1.
Fahvây-î kelâm : Sözün gelişinden anlaşılan mâna. Terim olarak, sözün
ihtiva ettiği mânaya uygun düşen hüküm. Fakîh : Bilgin, İslâm hukukçusu. Çoğulu: Fukahâ´. Farz: Dince emredildiği Kur´an-ı Kerîm´de mevcut olan kesin bir delil ile bilinen ve yapılması gereken şey.
Fasit (Fâsid) : Bozuk olan, muteber olmayan, geçersiz.
Fâsid örf: Nassa aykırı düşen örf. Fâsık: Doğru yoldan sapmış, günahkâr.
Fer´: Aslın karşılığı olup dalbudak manasınadır. Hüküm ve mesele. Çoğulu: Furû´.
Fer´î fıkıh: Usûl-i fıkıh karşılığı olup fıkhın ana hükümlerinin tatbik edildiği meselelerle uğraşan fıkıh dalı.
Fesat (Fesad) : Bozukluk, zarar, kötülük.
Fesh: Bozma, bir şeyin hükmünü kaldırma, iptal etme. Fetva: Dînî meselenin hükmünü bildiren cevap. Çoğulu: Fetâvâ.
Fey´: Asıl mânâsı gölge veya gölgelik olup ganimet, cizye ve haraç anlamlarında kullanılır. Fıkhî: Fıkha ait, İslâm hukuku ile ilgili.
Fıkıh (Fıkh) : Bilme, anlama söz veya işin gayesini iyice kavrayacak şekilde derin ve ince anlayış. Terim olarak: Tafsîlî (ayrı ayrı) delillerine dayanarak amelî olan şer´î hükümleri çıkarma, diye tarif edilebilir. Dar manâsıyla; İslâm hukuku.
Fidye: Esir veya bir kimsenin kendisini kurtarması için verdiği mal.
Firâset: Derhal anlama, ileriyi kavrama; bir nevi sezgi.
Fitne: İmtihan, mihnet, din yüzünden yapılan baskı ve işkence; karışıklık,fesat.
Fukahâ: Bak. Fakîh. Furû´: Usûl karşılığı olup fer´î fıkıh meseleleri.
Galip zan: Büyük bir ihtimal, kuvvetle tahmin etme.
Ganimet: Harbde düşmandan alınan mal ve benzeri şeyler. Ele her zaman geçmeyen şey.
Garlb : Yabancı, kimsesiz, tuhaf. Hadîs terimi olarak: Hangi tabakadan olursa olsun, bir râvînin tek başına rivayet ettiği haber veya hadîs.
Gayrimenkul: Taşınmaz mal.
Gayrimüslim: Müslüman olmayan kimse.
Gulât-ı şîa: Şiîlerden son derecede sapıtmış olanlar, sapık şiîler.
Haber: Hadîs, rivayet, haber.
Haber-i âhâd : Meşhur hadîslerin şartlarını haiz olmayan hadîs veya haber. Bâzılarına göre; Tevatür derecesine ulaşmamış olan haber veya hadîs.
Haber-i vâhid: Bak. Haber-i âhâd.
Hâcib : Perdedar, saray nâzın.
Haciyyat: Zarurî ve hayatî şeyler.
Hacr: Delilik, çocukluk ve benzeri diğer sebeplerden ötürü kişinin akid ve sözleşme gibi kavlî tasarruflarından mahrum edilmesi.
Hafî: Gizli, kapalı.
Hal´: Söküp çıkarma, padişah ve benzerini tahtından indirme veya vazifesine son verme.
Halîfe: Vekil: Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve sellem.)´in vekili sıfatıyla ümmetin din ve dünya işlerinin yönetimini üzerine alan kimse.
Hakem : İki kişi veya iki tarafın karşılıklı rızaiarıyia hâkim olarak, yâni aralarındaki ihtilaflı meseleyi bir karara bağlamak için kabul ve tâyin ettikleri kişi.
Hâkim: Hüküm verme durumund olan, kadı; hükümdar. Hânkâh : Bir çeşit tekke olup burada hem dervişlerin yatıp kalkacakları odalar, hem de ibadethane, hamam ve mutfak gibi yerler bulunur.
Haram : Dince kesin bir delil ile yasak edilen şey. Hasen: İyi, güzel. Hadîs terimi olarak: Diğer bakımlardan aynı şartlan haiz olduğu halde, zabt yönünden sahîh hadîs râvîlerlnin derecesine ulaşamıyan kimselerin rivayet ettikleri hadîs´e denir.
Hâss: Özel, hususî; özel bir hüküm ifade eden nass. Tek şeye delâlet eden söz.
Havale: Bir şeyi başka birinin uhdesine bırakma. Bir meblâğın ödenmesini üçüncü bir şahsa çevirme.
Hayz: Kadının ayhali.
Hazf: Çıkarıp atma, yazı veya sözün bir kısmını silme, yok etme.
Hibe: Bağış; bir malı karşılıksız olarak başkasına temlik etme, verme. Bağışlama.
Hikmet: Sebep, gizli sebep, sır, felsefe.
Hilâfet: Halifelik, halîfe olma.
Hulefâ-i Râşidin : Hz. Peygamber´den sonra halifelik makamına gelen dört halife: Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali (R.A.).
Hulul: Bir yere gelip inme, nüfuz etme, içine girme.
Huruç : Dışarı çıkma, çıkış, isyan, ayaklanma.
Hüccet: Delil, vesika, ilâm. ;
Hüküm (Hükm) : Hâkimlik, hükümet etme, karar; bir dâvayı dinleyip iyice inceledikten sonra halletmek için verilen karar; yargı, emir, icap. Bir mesele hakkında yeteri kadar gerekli incelemeyi yaptıktan sonra varılan netice. Çoğulu: Ahkâm.
İbahat: Bir şeyin dince yapılması veya yapılfna.ması serbest olma, kişinin yapıp yapmamakta muhayyer bırakılması.
İbahat-ı asliyye: Her şeyde aslolan mubah olma prensibi.
İema´: Fikir birliği; bir asırdaki İslâm bilginlerinin herhangi bir mesele üzerinde ietihad veya delile dayanarak varmış oldukları görüş birliği.
İetihad: Cehdetme, çabalama, bir şeye nüfuz etmek veya bir işin kemâl noktasına ulaşmak için gayret sarfetme. Usûl-i Fıkıh terimi olarak: Fakîhin, tafsîlî delillere dayanarak amelî hükümleri çıkarmak için bütün gücünü harcaması ve ortaya bir hüküm koymasıdır.
İftâ´: Fetva verme.
İhtiyar: Seçme, tercihte bulunma, irade.
İkrah: Zorlama, zorla bir şey yaptırma.
İkrar: Kabul etme, itiraf etme, benimseme.
İktâ´: Kestirmek, haptetmek, bir şeyin kesimine uygun düşmek. İslâm memleketlerinde devlet reisinin hazîne arazisinden bir kısmını belirli şahıslara vermesi; bu yolla verilmiş olan arazi, çoğulu : İktâât. ´
İllet: Sebep, bir hükmün gerekçesi.
İlm-i Kelâm: Kelâm ilmi. İlk olarak ALLAH´ın Kelâm sıfatı üzerinde, yapılan münakaşalarla meydana çıktığı için bu isimle meşhur olmuştur. Konu ve gayesi itibariyle iki türlü tarif edilmektedir: 1 ? ALLAH´ın zât ve sıfatından, başlangıç ve sonucu itibariyle kâinatın durumlarından İslâm´a göre bahseden bir ilimdir. 2 ? Hüccetleri ser-detmek, şüpheleri kaldırmak ve dinî akideleri isbat etmek için tam bir güce sahip olmayı sağlayan bir ilimdir: Teolo)i.
İlmu´n-Nefs: Bugünkü Arapçada psikolo)i anlamında kullanılan bu sözü İbni Hazm, kişide doğuştan varolan bilgi mânasında kulanmakta-dır.
İmam : Önder, başkan halîfe, İmam. Çoğulu: Eimme.
İmamet: İmamlık, hilâfet. .
İmlâ´: Yazdırma, birine bir şeyi söyleyip aynen yazmasını sağlama, dikte etme.
İnkitâ´: Kesilme, kesiklik; hadîs´de: Râvîlerden birinin zikredilmemesi.
İsmet: Masumluk, günah işlemekten uzak oluş, günaha karşı korunmuş olma; iffet.
İsnad: Asıl mânâsı bir şeyi başka bir şeye dayandırmak veya yüklemektir. Hadîs terimi olarak: Hadîsin metnini rivayet ederken kimler vasıtasıyla "rivayet edildiğini belirterek kaynağına kadar ulaştırmaktır. Sened anlamında da kullanılır.
İstılah : Herhangi bîr ilim ve sanata ait olan özel tâbir : Terim.
İstidlal: Delil getirme, delil olarak kullanma, akıl yürütme, isbat.
İstiftâ´: Fetva sorma, bir meselenin dînî hükmünü öğrenmek için yetkili şahsa başvurma.
İstihsan: Bir şeyi güzel ve iyi görme; fıkıh terimi olarak: Zahir kıyasın hükmünü bırakıp illetindeki tesiri gözönüne alarak daha kuvvetli olan gizli (hafî) kıyası kabul etme prensibi.
İstikra´: Cüz´î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme ulaşma metodu, endüksiyon, tümevarım.
îstinbat: Delillere dayanarak veya zımnen anlayarak bir meselenin hükmünü ortaya koyma, hüküm çıkarma.
İstishab: Birlikte bulunma, sahip çıkma, arkadaş olma; fıkıh´da: Mâzîde sabit bir hükmün, bunu değiştiren bir delil bulununcaya dek devam etmesidir.
İstislâh : Barışmak, sulh olmak. Terim olarak: Masâlih-i mürsele delilini benimseyip kullanmaktır.
İstiva´; Doğrulma, dikelme, birbirine eşit olma, olgunluk çağına erişme, istilâ etme, ALLAH´a isnat edilince hükümran olma anlamına gelir.
İ´tizâl: Ayrılmak, vazgeçmek; mu´tezilî fikirleri benimsemek.
Kadî: (Eskiden) hâkim. Çoğulu: Kudât.
Kadim : Ezelî, başlangıcı olmayan.
Kasem: Yemin, and.
Kavil (Kavi) : Söz, görüş, kanaat. Çoğulu: Akvâl.
Kazâ: Yargı, yargılama, hüküm.
Kazâî hüküm: Mahkemece verilen hüküm veya karar.
Kaziyye : Mesele, hüküm, karar, önerme.
Kebîre: Büyük günah. Çoğulu: Kebâİr.
Kefalet: Kefil olma.
Keffaret: Bir günahı ALLAH´a affettirmek için verilen sadaka veya tutulan oruç vb.
Kefil: Birinin borcunu vermeyi veya herhangi bir taahhüdünü üzerine almayı kabul eden kimse.
Kelâm : Asıl mânâsı yaralamak olup sonradan söz anlamında kullanılmıştır. ALLAH´ın konuşma veya söyleme sıfatı.
Kelâm İlmi: Bak. İlm-i Kelâm.
Kıyas : Hüküm bakımından hakkında nass bulunan bir meselenin hükmünü, bu hükme esas teşkil eden aralarındaki ortak bir illet sebebiyle hakkında nass bulunmayan meseleye uygulamaktır.
Köle: (Eskiden) savaşta esir düşerek veya başka sebeplerden hürriyetini yitiren ve mal gibi alınıp satılabilen erkek, kul. Kubh: Kötülük, çirkinlik.
Kurbiyyet: Yakınlık, yakın olma.
Kuru´: Kur´ veya kar´ kelimesinin çoğulu olup vakit anlamındadır. Kur´an-ı Kerîm´de geçen bu kelimeye bâzı müctehidler: Kadın´ın ayhâli, bâzıları da iki ayhâli arasındaki temizlik müddeti, demişlerdir.
Küfr: ALLAH´a inanmama. ALLAH´a yakışmayacak sıfatlar verme, ALLAH´ın emirlerini tanımama; dinsizlik, müşriklik. (Örtmek anlamına gelen bu kelime, Türkçe´de sövmek mânâsına da kullanılmakatdır.)
Küfüv: Denk, aynı durumda, benzeri şey.
Kürsü (Kürsî) : Taht, sandalye, iskemle, ilim. Kur´ân-ı Kerîm´de geçen «kürsî» sözünün mânası üzerinde ihtilâf edilmiştir. Kimi «Arş», kimi «Arşın yanında ayrı bir makam», kimi «Ism-i A´zam», .kimisi de «ALLAH´ın mülkü, saltanat ve kudreti, demiştir.
La edrî: Bilmiyorum.
|