Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Muharren Ayı  (Okunma Sayısı 8165 defa)
umeyye28
Ziyaretçi
« : 28 Aralık 2008, 03:15:23 »

29 Aralik pazartesi  Bir  MUHARREM 

İbni Abbas Radiyallâhu Anhümâ rivayet ediyor:

    Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.

    “Bu ne orucudur?” diye sordu.

    Yahudiler, “Bugün ALLAH’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı, Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa Aleyhisselâm şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.

    Bunun üzerine Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyâya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti. (Ebû Dâvud, Savm: 64)



Bu hususta Hazret-i Âişe Validemiz diyor ki:


    “Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem de buna uygun hareket ediyordu.

    Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirdi ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı.

    Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” (Buhari, Savm: 69)



Bu hususta başka bir rivayet de şöyledir:

Kays ibni Sa’d ibni Ubâde Radiyallâhu Anhümâ anlatıyor:

    “Biz Âşura günü oruç tutuyor ve sadakasını ödüyorduk. Ramazan orucunun farz oluşu ve zekat emri inince artık onunla emredilmedik, ondan yasaklanmadık da, biz onu yapıyorduk.”
    (Nesai, Zekat: 35)



Âşura orucunun fazileti hakkında da şu meâlde hadisler zikredilmektedir.

    Bir zat Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Veselleme geldi ve sordu:

    “Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”

    Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, ALLAH’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, ALLAH o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.
    (Tirmizî, Savm: 40)



Yine Tirmizî’de geçen bir hadiste Peygamberimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuşlardır:


    “Âşura gününde tutulan orucun ALLAH katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.” (Tirmizî, Savm: 47)



“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, ALLAH’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur” (İbni Mâce, Sıyam: 43) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade ediyor.

Bu hadisin açıklamasında İmam-ı Gazalî, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamından da ümit edilir” demektedir.

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.


Mehmet Paksu
Logged
firdevs_i ala
Dua'ya layık
**

Karma: 2
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 115



« Yanıtla #1 : 27 Aralık 2009, 00:50:30 »

Hz. Ali Efendimiz'in mübârek oğlu, seyyidüş-şühedâ Hazret-i Hüseyin Efendimiz Kerbelâ'da 10 Muharremde şehit edildi; yürekleri parçalayan, acı, tarihî bir olay... Bunu da elbette hiç unutmamamız lâzım! Hazret-i Hüseyin Efendimiz'in ruhu için çeşitli dualar, sûreler okuyup, hatimler indirip ona hediye edebiliriz. Yanındaki ailesiyle, çoluk çocuğuyla, sevdikleriyle beraber şehit edilmişti.

Bu Kerbelâ olayı çok acı bir olaydır ve bu hususta çeşitli kitaplar yazılmıştır, edebiyat kitaplarına girmiştir. Meselâ Fuzulî'nin bile Hakîkatüs-Süedâ isimli eseri vardır. Daha başka şairlerin, âlimlerin bu hususta yazdıkları eserler vardır. Acı bir olay...

Tabii olayı biliyorsunuz; Kûfe âhâlisi, Hz. Hüseyin Efendimiz'i ümmetin başına halife olsun diye çağırdı:

"--Gel seni başkan seçmek istiyoruz; sen Peygamber SAS Efendimiz'in mübarek torunusun, mübarek aileden geliyorsun!" dediler.

Oda çoluk çocuğunu alarak Hicaz'dan, Medine-i Münevvere'den yola çıktı. Fakat zamanın Emevî idâresi, Yezid ibn-i Muâviye onun gelişinin kendi saltanatının sonu olacağını düşünerek, ordu gönderdi. Kerbelâ'da yolunu kestiler, Kûfe'ye ulaşmadan çoluk çocuğuyla beraber çok acı bir şekilde, fecî bir şekilde, hepsini şehid ettiler. Kökünü kazırcasına bir katliam icrâ edildi. Maalesef, Kûfe halkı da kendisine yâr ve yardımcı olamadı. Yâni gidip de onu karşılayıp, koruyup da böyle bir fecî muameleye maruz kalmasını engelleyemediler.

ALLAH-u Teàlâ Hazreteri'nin tabii çeşit çeşit hikmetleri oluyor. ALLAH-u Teàlâ Hazreteri alnımıza mukadderât olarak hayırlar yazsın, cümlemize hayırları göstersin...


Tabii o olayda bu katliamı yapanların, elbette katil olarak çok büyük cezâlara uğrayacağı muhakkak... Fakat alınacak çok büyük ibretler de var. Yâni siyâsî ihtirasın, siyâsî çatışmaların ne kadar korkunç boyutlara ulaşabileceğini gösteriyor. Siyâsetin bir çirkin tarafını, çirkin mücadele yönünü görmüş oluyoruz.

Peygamber SAS Efendimiz'den sonra ümmetin idâresinin aslında nasıl olması gerekirdi?.. Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz nasıl seçildi? Ömer Efendimiz nasıl seçildi? Osman Efendimiz, Ali Efendimiz nasıl seçildi?.. Bir umumî tasvibe mazhar olarak, teklif daha önceki halifeden gelmek sûretiyle de oldu, ötekiler tarafından tasdik edildi veyahut doğrudan doğruya bir heyet tarafından seçilme şeklinde oldu. Ama böyle saltanat şekli, yâni idârenin bir ailede babasından --layık olmasa bile-- oğluna, torununa vesaireye geçmesi şekli İslâm'daki ilk idâri bid'at oluyor, halkın isteği yerine gelmemiş oluyor. Ama bu kerbelâ olayında halkın isteğine karşı, elinde güç kuvvet bulunduran bir takım zorbaların halkın isteğini bastırması olayı ile karşı karşıya bulunuyoruz ki, bu da çok acı ve fecî bir durum.

Tabii burada herkes kendi yapabileceği şeyleri yapmak ve yapmamak yönünde sorumluluğa düşüyor. Yâni hakkı tutması lâzım, haksızı tutmaması lâzım! Haksıza cesaret vermemesi lâzım, haksızın yanında yer almaması lâzım, zâlimi desteklememesi lâzım!..


Peygamber Efendimiz'den rivâyet edilmiş bir hadis-i şerif beni daima düşündürür. Vaazlarımda da kardeşlerime söyledim. Peygamber Efendimiz'in hadis-i şerifinde, kendisinin beyan ettiğine göre: Bir şahıs kabre konulduğu zaman azaba mâruz kalıyor, azab melekleri onu kafasına ateşten bir topuz vurarak azaplandırmağa başlıyorlar, bu da diyor ki:

"--Ben müslümanım, beni niye azaplandırıyorsunuz? Ben mü'minim, ALLAH'a, Peygambere inanan bir kimseyim!"

Ama kafasına ateşten bir topuz vuruyorlar ki, kabrin içi ateş doluyor. Melekler diyorlar ki:

"--Evet, müslüman bir kimseydin amma, sen yaşıyorken bir yerden geçiyordun. Zalimler bir mazlum müslümanı almış ona işkence ediyorlardı. Sen mazlumun yardımına koşmadın, mazluma yardımcı olmadın; onun için bu azabı çekiyorsun!" diye bildiriyorlar..."

Yâni bu hadis-i şeriften insanların birbirlerine karşı sorumluluklarını görüyoruz ve hakkı tutup, haktan yana olmaları gerektiğini görüyoruz.

Zaten Peygamber SAS bir hadis-i şerifinde de buyurmuş ki:

(Zül me'al hakkı haysü zâle) "Hak nereye giderse, sen hakla beraber git, yâni daima hakkın yanında ol!" diye Peygamber SAS Efendimiz'in tavsiyesi var.

Demek ki, Hazret-i Hüseyin RA Efendimiz'in bu Âşure Günü'nde, mübarek günde oruçluyken, çölde yolu kesilerek, çoluk çocuğuyla, torunuyla şehit edilmesinden çok büyük acımız var... Günlük hayatımızda çıkaracağımız ders ise, daima hakkı tutmak, haktan yana olmak, haksızlığa yandaş olmamak, yardakçı olmamak, destekçi olmamak gibi hususlardır.

ALLAH-u Teàlâ Hazretleri, o seyyidüş-şühedâ Hazret-i Hüseyin RA Efendimiz'in şefaatine cümlemizi nâil eylesin... Daima haktan yana olmayı, hakkı tutmayı, haklıyı tutmayı, hakkı desteklemeyi nasib eylesin...

Prof.dr.Mahmud Es'ad Coşan (Rh.a.)
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: