Logo
07 Ocak 2009, 15:18:21
 
Yeni mesaj varToplam Mesaj Sayısı: 18793
Yeni mesaj varToplam Konu Sayısı: 3211
Yeni mesaj varToplam Üye Sayısı: 524
Yeni mesaj varSon üye: EarnebyTraini
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ÇAĞIMIZIN EN ÖNEMLİ ÇİRKİN BİD’ATI  (Okunma Sayısı 126 defa)
13 Ağustos 2008, 10:54:18
ikrami
Yönetici
Yoldaş
*****

Karma: 13
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1012



« : 13 Ağustos 2008, 10:54:18 »

ÇAĞIMIZIN EN ÖNEMLİ ÇİRKİN BİD’ATI

Murat Hafızoğlu

Çirkin bid’at kapsamına giren fiil ve tutumlar içinde en tehlikeli olanı hangisi olabilir? Hiç şüphesiz, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ilkelerine aykırı İslâm anlayışıdır.

Hangi görüntü ve iddia ile ortaya çıkmış olursa olsun, tıpkı geçmişte olduğu gibi Ehl-i Sünnet çizgiye, dolayısıyla doğru İslâm anlayışına aykırı olan her türlü akımın, “bid’at mezhep” olarak nitelendirilmesi gerekir.

İslâm tarihinde Sahabe döneminin sonlarına doğru bazı yanlış inanç ve tutumların ortaya çıktığını biliyoruz. Daha ziyade Akaid ve Kelam ilminin sahasına giren bu inanç ve tutumlar, İslâm’a yabancı din, gelenek ve felsefî sistemlerden kaynaklanmıştır.

Bu dönemde İslam coğrafyasının sınırlarının hayli genişlemesi ve farklı kültür ve dinlere mensup kitlelerin İslâm’a girmeye başlamasıyla, ağırlıklı olarak eski Hint, İran ve Yunan’a ait bazı inanç ve anlayışlar bir kısım müslüman topluluklar üzerinde yıkıcı bir etki yapmaya başlamıştır.

Eski inanç ve kültürerini bir anda tümüyle terk edemeyen ve girdikleri yeni dine bu inanç ve kültürlerin kalıntılarını da taşıyan insanlar vasıtasıyla Mürcie, Mu’tezile, Cebriye gibi akımlar vücut bulmuştur.

Tarih sahnesine çıktıkları andan itibaren İslâm toplumunun birlik ve dirliği üzerinde çok yönlü yıkıcı etkiler yapmış olan bu akımların oluşturduğu fitne ateşinin sönmesi kolay olmamıştır. Özellikle Haricîler’in ve Mu’tezile’nin sebebiyet verdiği ve uzun yıllar süren iç karışıklıklarda binlerce insan ve o arada pek çok alim, türlü işkence ve baskılara maruz kalmış, pek çoğu bu fitneler sebebiyle canından olmuştur.

Ehl-i Sünnet alimlerin (ALLAH hepsinden razı olsun ve hepsine rahmet eylesin) ihlâslı, kararlı ve dirayetli mücadeleleri sonucunda Yüce ALLAH, bu ümmeti Ehl-i Bid’at fırkaların fitnesinin kök salmasından korumuş ve “sahih İslâm” çizgisi bu sayede günümüze kadar gelmiştir.

MODERN ÇAĞIN YENİ MEZHEPLERİ

Ancak geçtiğimiz 150-200 yıldan bu yana geçmişteki bu duruma benzer yeni bir fitnenin ümmetin sağlam ve sahih akidesini bulandırmak üzere uç verdiğini görüyoruz.

Bugün İslâm inancının, Kur’an ve Sünnet temelinden kopartılarak, Batı dünyasında geliştirilen “aklî ilkeler” doğrultusunda yeniden belirlenmesi gerektiğini iddia eden bir akımla karşı karşıya bulunuyoruz.

Müsteşrik veya oryantalist dediğimiz, İslâm hakkında araştırmalar yaparak yıkıcı fikirler üreten gayri müslim ilim adamlarının etkisinde kalan bu “modernist” akım, bu iddiayı hayata geçirmek için her türlü imkanı kullanarak muhtelif maskeler arkasında faaliyet göstermektedir.

“İslâm modernizmi” ana başlığı altında ifade edebileceğimiz bu bid’at akım, kimi zaman Sünnet’i müslümanların hayatından çıkarmak için “Kur’an’dan başka din kaynağı tanımayız” sloganıyla hareket etmekte, kimi zaman da “hadisleri yeni bir ayıklamaya tabi tutmalı ve Sünnet’i yeniden tanımlamalıyız” diyerek boy göstermektedir.

Bu “çağdaş bid’at mezhep” mensuplarının diğer önemli iddialarını şöyle ifade edebiliriz:

*

Çağımızda toplumsal yapı, insan anlayışı vs. değişmiştir. Dolayısıyla İslâm dininin emir ve yasakları da bu köklü değişiklik doğrultusunda yeniden gözden geçirilmeli, değiştirilmelidir.
*

Kur’an’dan hüküm çıkarmak için Arapça’ya, Sünnet ve hadis bilgisine, icmaya ve eski alimlerin bakış açılarına ihtiyaç yoktur. Eline bir Kur’an meali alan herkes Kur’an’dan hüküm çıkarabilir.
*

Eski alimler dini zorlaştırmışlardır. Onun için eski alimlerin söylediklerini bir kenara bırakmalı ve dini kolaylaştırmak için yeni içtihadlar yapmalıyız.
*

Mezhepler ve tasavvuf yozlaşmış birer istismar kurumudur. Bunları kökünden reddetmeliyiz.
*

Şefaat, mucize, evliyanın kerameti, tevessül, miraç, kabir azabı gibi şeylere inanmak doğru değildir.
*

İslamî hükümleri, çağdaş Batılı değer yargıları, din ve siyasal sistem anlayışına uygun hale getirmeliyiz.

PEYGAMBERSİZ KUR’AN ARAYIŞI

Bunlar ve benzeri daha pek çok “bid’at”ı din olarak benimseyen çağdaş modernistler, bu iddiaları ileri sürerken İslâm büyüklerine, mezhep imamlarına, Sahabe’ye, hatta pek çok hadis-i şerife açıkça bühtan ve iftira etmekte ve ortada kala kala tek başına Kur’an kalmaktadır.

Peygambersiz, Sünnetsiz, Mezhepsiz, Tasavvufsuz bir din anlayışını yerleştirmeğe çalışan çağdaş bid’atçılar, Kur’an dışında başka bir din kaynağı tanımadıkları için, Kur’an ayetlerini kendi heva ve heveslerine göre istedikleri gibi eğip bükme imkânına kavuşmakta ve Kur’an ayetlerini böylece tahrif etmeye çalışmaktadırlar.

Ehl-i Kitap dediğimiz Yahudi ve Hristiyanlar’ın, kendilerine indirilen Tevrat ve İncil’i tahrif ettikleri, Kur’an tarafından haber verilmiş tarihî bir hakikattir. Pek çok İslâm aliminin de ifade ettiği gibi Ehl-i Kitab’ın, bu ilahî kaynaklı kitaplar üzerinde yürüttükleri tahrif faaliyeti, sadece bu kitaplarda mevcut bulunan ayetlerin yerlerini değiştirmek veya onları kitaplardan tamamen çıkarmak şeklinde gerçekleşmemiştir.

Bu alanda gerçekleştirilen tahrif çeşitlerinden birisi de, Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının, bu kitapların ihtiva ettiği ayetleri kendi heva ve hevesleri doğrultusunda yorumlamaları şeklinde vuku bulmuştur. (Geniş bilgi için: Karafî, el-Ecvibetu’l-Fâhire, İbn Teymiyye, el -Cevâbu’s-Sahîh, İbn’l-Kayyım, Hidâyetu’l-Hayarâ)

İşte Ehl-i Kitab’ın yaptığı bu tahrif faaliyetinin aynısı, günümüzde çağdaş bid’atçılar tarafından Kur’an üzerinde gerçekleştirilmek istenmektedir. Kur’an ayetlerinden Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in, O’na bağlı olarak Sahabe’nin ve onlardan sonra gelerek onlara tabi olan imamlar ve muteber ulemanın anladıklarından farklı hükümler çıkarmak, onların Kur’an anlayışlarının yanlış ve hatalı olduğunu iddia etmek, bu tahrif girişiminin en önemli göstergesidir.

ALİMLERİMİZİN TARİHİ VAZİFESİ

Şu halde, geçmişte İslâm alimleri, Şia, Mu’tezile, Mürcie, Cebriye ve daha niceleri gibi bid’at mezheplerle nasıl mücadele etmişse, günümüzde de İslâm ve müslümanlar için en öldürücü zehirden daha tehlikeli olan bu “modernizm bid’atı” ile her türlü ilmî ve fikrî vasıta ile mücadele edilmelidir. Bu mücadele, Ehl-i Sünnet alimlerin boynun borcudur.

Geçmiş alimlerimizin yaptığı gibi, bu bid’at mezhebin bütün temsilcileri ve onların görüşleri üzerinde ayrıntılı ilmî çalışmalar ortaya konmalı ve bu alanda halka yönelik gerekli uyarılar yapılmalıdır. Hatta ulemamızın Akaid ve Kelam sahasında yürüttüğü faaliyet, günümüz bid’at mezheplerini de içine alacak şekilde devam ettirilmeli, yeni Kelam ve Kelam tarihi kitapları yazılmalıdır.

Son söz olarak şunu söylemek isteriz: “Bid’at” denince ilk akla gelen “türbelere mum dikmek, fala, uğursuzluğa vs. inanmak” gibi hususlarla mücadele etmenin önemi elbette küçümsenemez. Ancak bu türlü bid’atlar bazı halk kesimleriyle sınırlı olduğu için, bunların zararlı etkileri de sınırlıdır.

Üzerinde daha büyük bir hassasiyetle durulması gereken, “ilim adamı” sıfatıyla faaliyet gösteren modernist bid’atçıların halka benimsetmeye çalıştıkları “çağdaş bid’at mezhep”lerdir.

Zira bu tarz fikir sahiplerinin iddialarının birer “çağdaş bid’at mezhep” olduğunun ve doğrudan müslüman halkımızın inancına ve din anlayışına yönelik en korkunç tehlikeyi teşkil ettiğinin çoğu kimse farkında bile değildir.
Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
06 Kasım 2008, 14:31:49
duet
Dua'ya layık
**

Karma: 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 175


« Yanıtla #1 : 06 Kasım 2008, 14:31:49 »

bidatın ıyısı  kotusu  olmaz  her  kım bıdatını teretmezse ALLAH onun şahadetını namazını  orucunu  haccını zekatın ı  acıktan vegızlıden infakını tovbesını  kabul etmez
Logged
06 Kasım 2008, 16:54:43
tanyurd
Yönetici
Yoldaş
*****

Karma: 34
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3788


dünya sürgün yeri bende sürgündeyim


WWW
« Yanıtla #2 : 06 Kasım 2008, 16:54:43 »

yazıyı  okumadım  ama  duet  abinin  yazdığındasn  uola  çıkarak  bişey  geldi  aklıma.. 

bidaeti  iyi  ada  kötü  diye  ayırmaları evet  mantıksız..  çünkü  iyi  bidat  dedikleri  aslında  bidat  değildir.

örneğin  minarelere  iyi  bidat  göü  ile  bakarlar  ama  bilmezlermiki  hz bilal ezanı kabenin damında  okudu..


yada  ynı  şekilde  kubbeler...  bunun  için  zaten efendimizin hadisi  var .. mescidlerin üstünü  yükseltin diye.. 

yani  iyi  olanlar  bidat  değildir..  kötü  olan her  bidat ta bir  sünneti  kaldırır...  ALLAH  muhafaza..   
Logged


29 Kasım 2008, 13:05:07
duet
Dua'ya layık
**

Karma: 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 175


« Yanıtla #3 : 29 Kasım 2008, 13:05:07 »

BİD'AT

 

Daha önce mevcut olmayan, sonradan ortaya çıkan amel ve inançlar.

Hz. Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hattâ bir benzeri olmayan ve İslâm'dan olmadığı halde sonradan ortaya çıkan ve ibâdet kabûl edilen görüş ve ameller, sünnete aykırı davranışlar.

Bid'at'ın kapsamı konusunda farklı bakış açılarının olmasından dolayı İslâm bilginleri tarafından farklı tarifler yapılmıştır.

Kimi âlimlere göre bid'at, Hz. Peygamber (s.a.s.)'den sonra meydana gelen her şeydir. Bu tarifi yapan âlimler bid'ate sözlük anlamından daha geniş bir anlam yüklemişlerdir. Bu sebeple de sonradan çıkan amel ve inançları iyi ve kötü olmak üzere ayırmak mecburiyetinde kalmışlardır. Sonradan ortaya çıkıp Kur'ân ve Sünnet'e muhâlif olmayan ya da emirlerinin bir gereği olan şey(ere bid'at-i hasene (güzel bid'at); muhâlif olanlara ise, bid'at-i seyyie (kötü bid'at) ismini vermişlerdir. Ayrıca bid'at-i haseneyi kendi arasında, bid'at-i seyyieyi de kendi arasında ayrı kısımlara tabi tutmuşlardır. Böylece bid'at, vacib, mendub, mübah, mekruh ve haram olmak üzere beş kısma ayrılmaktadır. Meselâ Kur'ân ve Sünnet'in anlaşılması için zorunlu olan Arap gramerini bilmek, fıkıh, fıkıh usûlü gibi ilimlerle uğraşmak vâcib; Ehl-i Sünnet itikadına muhalif sapık fırkaların ileri sürdükleri görüşler ise, bu âlimlere göre, haram bid'at kapsamında mütalaa edilmektedir. (Tahânevî, Keşşâfu İstilahâti'l-Funûn, İstanbul 1984 I, 133).

Bid'ati bu şekilde tarif edip taksimata tabi tutanlar, Kur'an ve Sünnete muhalif olmayan ya da emirlerinin bir gereği olan"şeylere bid'at isminin verilmesine dayanak olarak, Hz. Ömer'in şu sözünü ileri sürerler:

Hz. Ömer, Übey b. Ka'b'in, (r.a.) sekiz rekât olan terâvih namazını yirmi rekât olarak kıldığını ve Rasûlüllah (s.a.s.) döneminde münferiden kılınan bu namazın cemaat halinde kılındığını gördüğünde: "Bu ne güzel bid ât"demiştir. (Muhammed Revvâs Kal'acî, Mevsüatu Fıkhı Umar b. e!Hattâb, Kuveyt 1984, s. 125).

Diğer âlimlerin bid'at tarifleri ise şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.s.)'den sonra ortaya çıkan, din ile alâkalı olup bir ilâve veya eksiltme mahiyetinde olan her şeydir. (Hayreddin Karaman, İslâmın Işığında Günün Meseleleri, İstanbul 1982, II, 248).

Bu âlimlere göre önceki gruptakilerin "bid'at-i hasene" kapsamına soktukları şeyler haddi zatında bid'at değildir. Onlara bid'at ismini vermek yanlıştır. Çünkü bu gibi şeylerin Kur'ân ve Sünnet'te dayanakları vardır. Bunlara sonradan çıkmış şeyler nazariyle bakılamaz. Rasûlullah (s.a.s.), şu hadislerinde bid'atin tarifini yapmışlardır: "Sonradan ortaya çıkan herşey bid'attir; her bid'at sapıklıktır ve her sapıklık insanı ateşe sürükler. "(Müslim, Cumua, 43; Ebû Davud, Sünnet 5; Nesâî, lydeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7).

Huzeyfe b. el-Yamân'ın rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte: "ALLAH bid'at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfını (maddi yardımını), şehadetini kabul etmez. O, kılın yağdan çıktığı gibi İslâm'dan çıkar. " (İbn Mace, Mukaddime, 7/49). Bu ikaz karşısında müslümanların dikkatli davranacakları ve bid'atın ne olduğunu araştıracakları muhakkaktır. Abdullah b. Abbâs (r.a.)'dan rivâyet edilen bir hadiste şöyle buyrulur: "ALLAH, bid'at sahibinin amelini, bid'atından vazgeçinceye kadar kabul etmez." (İbn Mâce, Mukaddime, 7/50). Amellerinin kabul edilmeyeceğini bilen bir müslüman korkar ve neyin bid'at olup, neyin olmadığını araştırır.

Meselâ, Rasûlullah'a selam ve salât ALLAH'ın emridir. Ama Rasûlullah'ı anmak için dini törenler yapmak ve mevlit okutmak kimin emridir?

Ölüleri hayırla anmak ve onlara dua etmek sünnette vardır. Ama ölüler için mevlit okutup, kırkıncı, elli ikinci geceleri tertip etmek İslâm'ın hangi hükmüne dayanır. ALLAH için sadaka vermek, zekât ve fitre dağıtmak ALLAH'ın emri gereğidir. Ama ölen birisi için devir, yani ölünün ibadet borcunu düşürmek için mal ve para taksimi yapmak, sabun, iğne, iplik dağıtmak kimin emridir?

Aslında her iki gruba göre de dinin aslına olan ilâve ya da aslından yapılan eksiltmeler yasaklanmış olup, kötü bir bid'attir. Ancak ikinci grup âlimlerin bid'atin tarifi konusunda daha tutarlı oldukları görülmektedir. Çünkü ilk grubun bid'at-i hasene kapsamına soktukları şeyler, aslında sonradan çıkmış şeyler değildir; onların Kur'an ve Sünnet'te dayanakları vardır.

Şu da bir vakıadır ki, birinci gruba tâbi olan fakat bu âlimlerin ne demek istediklerini hakkıyla anlamayan mukallidleri, dinde eksiltme ya da fazlalık durumunda olan şeyleri de bazen bid'at-i hasene kapsamına sokmuşlar; ikinci gruptakilerin mukallidleri ise, bid'at sayılmaması gereken bazı hususları bid'at kapsamına sokarak onlara karşı çıkmış ve hemen hemen her ictihada bid'at demeye başlamışlardır.

Kur'ân-ı Kerîm'i bir mushaf içerisinde toplamak, hadisleri derleyip toplayarak kitap haline getirmek, camilerin yanında minare yapmak, her ne kadar Hz. Peygamber (s.a.s.)'den sonra olmuş birer bid'at iseler de, bunlar bid'at kapsamına girmeyen güzel şeylerdir, İslâm'a aykırı değildir.

Bunun aksine yukarıda sözkonusu ettiğimiz hususlar kötü bid'at olup câiz değildir. Çünkü bu âdetler sonradan meydana çıkmış ve İslâmî itikatlarla çelişmektedir.

Bid'atlar alanları itibariyle de kısımlara ayrılmaktadır. İtikadî konularla ilgili olanlara "itikadî bid'atler", iş ve hareketle ilgili olanlara da "amelî bid'atler" denir. Ayrıca mahiyetleri itibariyle küfrü gerektiren ve gerektirmeyen bid'atler vardır.

Günümüzde pek çok bid'at, müslümanların hayatına girmiştir. Bu sebeple dininin emirlerini yerine getirmek isteyen her kişi, bu hususa dikkat etmeli; dinde eksiltme ya da ilâve mahiyetinde olan söz, tavır ve davranışların yasaklanmış şeyler olduğunu bilerek bunları hayatından ayıklayıp atmalıdır. Burada müracaat edilecek yegane kaynak ise, Kur'ân ve Sünnet'tir.

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Oranj By Burak
Bu Sayfa 0.121 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu