Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Türkiye'de tam ve gerçek din hürriyeti var mı?  (Okunma Sayısı 1558 defa)
ikrami
Süper Modaratör
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1286



« : 16 Kasım 2009, 15:16:34 »


ABD'de her yıl, dünya ülkelerinde din özgürlüğü konusunda bir rapor hazırlanır. Birkaç ay önce metni açıklanan son raporda, ülkemizde tam ve gerçek bir din hürriyeti olmadığı, çoğunluğu oluşturan Sünnî Müslümanlara, insan haklarına ve demokrasiye aykırı olarak baskı yapıldığı belirtilmiştir.

1923'te Cumhuriyet'in kuruluşundan kısa bir müddet sonra, çoğulcu siyasete son verilmiş ve tek parti sistemi yürürlüğe konulmuştur.

Anayasa'da, "Devletin dini, din-i İslâm'dır" maddesine tamamen zıt ve aykırı icraat yapılmış, 1928'de bu madde kaldırılmıştır.

Yapılanlardan birkaçını sayayım:

1. İslâm medreseleri kapatılmıştır.

2. Tasavvuf ve tarikat dergahları, tekkeleri, zaviyeleri kapatılmıştır.

3. Binlerce cami, mescit, tekke, taş mektep, dinî vakıf binası satılmış, kiraya verilmiş veya yıktırılmıştır. Tarihî İslâm, kabristanlarının yüzde 99'u tahrip edilmiştir.

4. Başta sarıklı din hocası İskilipli Âtıf Efendi olmak üzere binlerce hoca, şeyh, dindar kişi idam edilmiş, sürülmüş, zindana atılmıştır.

5. İlahiyat Fakültesi ve İmam-Hatip mektebi kapatılmıştır.

6. Siyasete karışmayan, hiçbir eyleme ve şiddet hareketine bulaşmayan, sadece ve sadece dinî ve imanî risaleler yazan Bediüzzaman'a çok ağır baskılar ve zulümler yapılmıştır.

7. Menemen vak'asıyla hiçbir alakası olmayan Nakşibendî şeyhi Erbilli Esad Efendi, yaşı doksana yaklaşmış ve hasta olduğu halde İstanbul'dan alınmış, Menemen'e sürüklenmiştir. Bu muhterem zat hastanede şüpheli şekilde vefat etmiş, yine şeyh olan oğlu idam edilmiştir.

CHP oligarşisi zamanında Türkiye halkının, başta din, inanç, vicdan, inandığı gibi yaşamak hak ve hürriyetlerinin ihlali ile ilgili bir rapor yazılacak olsa 7-8 bin sayfalık 10 ciltlik bir külliyat çıkar ortaya.

1945'te çok partili sisteme izin verildikten, 1950'de CHP iktidarının devrilip yerine Demokrat Parti geçtikten sonra da din üzerindeki baskılar, zaman zaman çok ağırlaşarak devam etmiştir.

Yıl 2009, Türkiye'de yaşayan on milyonlarca Sünnî Müslüman ağır baskılar altındadır.

Laik sistem, camilere, Cuma hutbelerine bile karışmaktadır.

Masonlar, Rotaryenler, Lion'sçular alabildiğine hür, güvenli ve serbest yaşarken Müslümanlar ağır baskılar altında.

Masonlar, localarına gidip masonik âyinler yapabiliyor da, tasavvuf taraftarı Müslümanlar niçin tekkelere gidip zikrullah yapamıyor?

Sabataycıların kendilerine mahsus okulları var da Müslümanlar niçin İslâm okulları, İslâm liseleri, İslâm üniversiteleri, İslâm medreseleri açamıyor?

Anayasamızda eşitlik yazıyor ama dindar Müslüman kızlar başlarına eşarp örterek üniversitelere gidemiyor.

Tesettürlü Müslüman hanımlara, sakallı dindar erkeklere baskı yapılıyor, ayırım yapılıyor, bazen hakaret ediliyor.

Baskılar o hale gelmiştir ki, yanınıza iki hâfız alarak, Çanakkale şehitliğine gidip, canlarını bu vatan için feda etmiş aziz şehitlerimize Kur'ân okutamıyorsunuz, ruhları için dua edemiyorsunuz. O şehitlikleri dindar rehberler ile birlikte gezemiyorsunuz.

Bir lisede birkaç çocuk, bodrum katında kalorifer dairesi yanındaki küçük bir odada namaz kılıyor, din düşmanları ortalığı velveleye veriyor.

Sünnîler üzerindeki baskılar o derecededir ki, ülkenin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, başları eşarpla örtülü hanımlarını alıp da bazı devlet tesislerinde akşam yemeğine gidemiyor, yine bazı devlet hastahanelerindeki hastaları ziyaret edemiyor.

Bütün bu zulümlerin sebebi laikçiliktir. Laikçiler, laikliği İslâm'a karşı bir din haline getirmişlerdir. En haklı, en meşru dinî hizmet ve faaliyetleri bir tehdit ve tehlike olarak görmüşler ve ağır baskılar yapmışlardır.

Din, inanç, vicdan, inandığı gibi yaşamak, din eğitimi hak ve hürriyetleri evrenseldir ve ana değerdir.

Evrensel ve temel insan hakları ile ilgili bütün metinlerde, bildirgelerde, sözleşmelerde din hürriyeti vardır.

Laiklik bir değer değildir.

Laiklik evrensel değildir.

Avrupa'da (Benim bildiğim) sadece Fransa ve Portekiz anayasalarında laiklik kelimesi ve kavramı geçmektedir.

İngiltere'de hükümdar aynı zamanda millî Anglikan kilisesinin başıdır.

Dünyanın en huzurlu ve fert başına düşen milli gelir açısından en zengin ülkesi olan Norveç anayasasında "Norveç'in dini Protestan/Lüteryen dinidir" diye yazılıdır.

Laik Fransa'da bile Müslümanların İslâm okulları açma hakkı vardır.

Türkiye Müslümanlarının, ateistler ve İslâm düşmanları kadar hürriyeti yoktur.

Masonlar kadar hürriyeti yoktur.

Marksistler ve komünistler kadar hürriyeti yoktur. Komünist partisi vardır ama İslâm partisi kurmak yasaktır.

"Hayat Kadınları Derneği" kurulabilir ama "Müslüman Kardeşliği Derneği" kurmak yasaktır.

Türkiye'de asıl açılım; din, inanç, inandığı gibi yaşamak, din eğitimi konusunda yapılmalıdır.

Laiklik, (daha doğrusu) laikçilik İslâm'a karşı bir din gibi algılanmamalıdır.

Türkiye'de yaşayan on milyonlarca Sünnî Müslüman en az Sabataycılar kadar hür ve serbest olmalıdır.

Devlet veya rejim Sabataycıların "sazanlarına" karışıyor mu? Onların gizli sinagoglarına karışıyor mu? Lüks otellerde yapılan Sabataycı nikah ve düğünlerde, damat ve gelinin bir odaya alınıp Sabataycı dinî nikah kıyılmasını suç sayıyor mu?

Bugünkü yumuşama olmasaydı bendeniz bu yazıyı kaleme alamazdım.

Laiklik konusundaki teröre, laikliği bahane ederek yapılan baskılara ve insan hakları ihlâllerine artık son verilmelidir.

Türkiye'nin Sünnî Müslüman çoğunluğuna, İngiltere  Müslümanlarının sahip oldukları haklar ve hürriyetler tanınmalıdır.

Müslümanlara resmî ideoloji konusunda hiçbir baskı yapılmamalıdır. Resmî ideoloji özelleştirilmelidir.

Sünnî Müslümanlık dışında bütün dinlere ve görüşlere de (şiddete kaçmamak, başkalarının hürriyet haklarını çiğnememek şartıyla) hürriyet tanınmalıdır.

Masonlara hak ve hürriyet... Müslümanlara baskı... Bu hep böyle gider mi sanıyorlar?..

(İkinci yazı)

MÜSLÜMANLARIN DİKKATİNE

Birtakım temel dinî vazifeler vardır ki, bunları yerine getirmeyen bir İslâm toplumu asla iflah olmaz, kurtulmaz, selamet bulmaz. İslâm'ın kesin emirleri ve yine kesin yasakları vardır.Kesin emirleri yerine getirmeyen, kesin yasakları çiğneyen bir Müslüman toplum zillet ve rezalet içinde yaşamaya mahkumdur. Bu emir ve yasakların bazılarını zikr ediyorum.

1. Beş vakit namaz kılmak.

2. Cemaate devam etmek.

3. Faiz yememek, faizden uzak durmak. Haram yememek.

4. Birlik halinde olmak, birliği bozmamak.

5. İsraf ve sefahat yapmamak.

6. Bir İmam-ı Kebir'e itaat ve biat etmek.

7. Kendini kurtaracak kadar ilmihalini öğrenmek ve öğrendiği bilgileri hayata geçirmek.

8. İslâm kardeşliğini bozmamak, gıybet etmemek, din ve iman kardeşlerine yardımcı olmak.

9. Zekatı dosdoğru ve yerli yerinde vermek. Öncelikle Müslüman miskinlerin ve fakirlerin hakkı olan zekatı, fıkıh ve şeriata aykırı şekilde toplayıp harcamamak.

10. Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmak.

11. Birtakım ruhbanları erbab (rabler) haline getirmemek, onları putlaştırmamak, onları neredeyse Peygamber gibi görmemek.

12. Büyük ve küçük cihad yapmak.

13. Sahih itikadı muhafaza etmek, dini tahrife kalkmamak.
Mehmet Şevket Eygi
Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
abdullah_54
Dua'ya layık
**

Karma: 3
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 164



WWW
« Yanıtla #1 : 16 Kasım 2009, 19:01:27 »

ne ilginçtir yüzde doksanı müslüman bir ülkede bu sıkıntılar..Smiley eline sağlık
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: