Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: RIHLE DERGİSİ  (Okunma Sayısı 8995 defa)
ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1286



« : 07 Nisan 2009, 14:22:36 »

Ehli Sünnet Mensubu kardeşlerimizin inancımıza halel getirmek için gayret sarfeden sapık odakların fikirlerini derdest etmek ve yine Ehli Sünnet Vel Cemaate mensup insanların inançlarını kuvvetlendirmek için çıkmış bir dergi... ALLAH Knedilerinden razı olsun. http://www.rihledergisi.com.tr/
« Son Düzenleme: 28 Nisan 2012, 21:49:04 Gönderen: ikrami » Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
_hanzala_
BİR GARİP..
Okur
*

Karma: 3
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 34


HAYAT,İMAN ve CİHAD; ALNIMIZIN YAZISI!!!


« Yanıtla #1 : 05 Kasım 2009, 20:59:38 »

ALLAH razı olsun..
Abim vesilesiyle hem rıhle hemde inkişaf nimetiyle buluştum..kendisi her istanbula geldiğinde dergiyi ziyarete de gider,yazarlarını tanır ALLAH onlardan razı olsun muvaffak etsin....şu zamanda özlediğimiz ilim kokusunu tüttüren, gerçekten gönüllü samimi müslümanların çıkardığı bir dergi..
Logged
abdullah_54
Dua'ya layık
**

Karma: 3
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 164



WWW
« Yanıtla #2 : 05 Kasım 2009, 21:01:28 »

ALLAH c.c daim kılsın inşALLAH...
Logged
ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1286



« Yanıtla #3 : 21 Aralık 2009, 19:46:01 »

Müslümanların hayatı "cemaat" şuuru içinde yaşamasından daha tabii ve gerekli bir şey olamaz. Bu, aidiyetlerimizin tabii sonucudur. ALLAH Teala müslümanları "kardeş" ilan etmiş, E fendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve sellem) de bize "Ümmet" olarak yaşamanın şartlarını ve imkânlarını göstermiştir.

Ehl-i Sünnet olmanın en tabii tezahürlerinden birisidir "cemaat" şuurunu yaşamak ve yaşatmak. "Ehl-i Sünnet" terkibinin hemen arkasından dile getirdiğimiz "ve'l-Cemaat" terkibi de bunu ifade eder.

Ümmet olarak bir arada yaşamak, "tekdüzeleşmek" değildir. Herkesin aynı şekilde davranması, herkesin aynı seciyeye sahip olması Ümmet olmanın "gereği" değildir. Tabii olan, herkesin kendi özelliklerinii, huy ve tabiiatını muhafaza ederek, bunları Ümmet şuuru içinde eritmesidir. Herkes bu "cadde-i kübra"da "kendisi" olarak var olacaktır. Ortak paydaları, ana istikameti ve temel görevleri ihmal etmeden "kendisi" olmak esastır.

Modern zamanlarda şuurumuza arız olan hastalıklardan birisi de "cemaatli" olmayı "cemaatçi" olmak olarak anlamak olarak tezahür ediyor. Cemaatçilik, Ümmet şuuruna vuruulmuş en büyük darbelerden birisi olarak bizi bizden koparıyor, aramıza ihtilaf tohumları ekiyor, hatta farklı cemaat mensuplarının birbirlerine "rakip", hatta "düşman" olarak bakmasına yol açıyor. "Büyük cemaat" (Ümmet) şuurunu kaybedip, onun yerine "küçük cemaat" anlayışını yerleştirmenin kaçınılmaz sonucudur bu.

Kendi küçük cemaatinin öngörülerini, hedeflerini, hareket metodunu, kabul ve reddlerini herşeyin önüne geçiren bu anlayış sebebiyle Ümmet fertleri kimi zaman da farklı odakların dümen suyunda yalpalamaktan kurtulamıyor. Kendi öngörü ve düşünceleriyle paralel hareket eden söz konusu odakları, kendi kardseşlerine tercih eden müslüman cemaatler görmek bu bakımdan hiç birimize şaşırtıcı gelmiyor.

Söz buraya kadar gelmişken, Rıhle dergisi olarak yaşadığımız bir gelişmeyi paylaşayım sizinle.

Ülkemizde bir büyük cemaatin, pek çok alanda olduğu gibi yayın dağıtım alanında da etkin bir organizasyonu var. Bu organizasyon başlangıçta Rıhle'yi dağıtmayı kabul etmiş ve bir-iki sayıyı dağıtmıştı. Ancak sıra dördüncü sayının dağıtımına geldiğinde, "artık Rıhle'yi dağıtmayacağız" tavrıyla karşılaştı arkadaşlarımız.

Sebebi sorulduğunda da Rıhle'de Dinlerarası Diyalog faaliyetlerinin tartışma konusu yapıldığı söylendi. Oysa bizim çizgimizi, dilimizi, duruşumuzu bilenler biliyor; biz hiçbir zaman eleştirdiğimiz meselelerde haddi aşmamayı, eleştiriyi "çamur atma" boyutuna taşımamayı ve herşeyden önemlisi de eleştiriye "ihkak-ı hakk" için yapmaya gayret göstermeyi ilke edinmişizdir.

Eleştirdiğimiz insanların kişiliklerini, özel hayatlarını... araştırıp deşifre etmek, çamur atmak vb. "kul hakkı" kapsamına giren hususlarla uğraşmayı ahlakî olmayan bir tutum olarak kabul ve deklare etmiş bulunuyoruz.

Söz konusu organizasyon, farklı tekellerin (mesela Doğan grubunun) dergilerini dağıtmayı ilkelerine aykırı bulmuyor ama Rıhle'yi, sırf Diyalog meselesinde farklı bir çizgiyi benimsediği için dağıtmayı reddetmekte bir sakınca görmüyor.İşte bu, "cemaatçilik" anlayışının tecelli tarzlarından birisidir. Madem ki bizim gibi düşünmüyorsun, o zaman bizim rezervlerimizi sineye çekeceksin.

Bu tavrı başından beri "anormal" bulmadığımızı belirteyim. Bizi asıl üzen, Hristiyanlar'la, başka din ve inanç mensuplarıyla diyalog faaliyetleri tertip eden, onlarla bir arada bulunup onların "temel" farklılıklarını tahammül ile hatta "tahammül" ne kelime, "hoşgörü" ile karşılayanların, müslüman kardeşlerinin bir konudaki farklılığına tahammül edemiyor!

Cemaatli olmak ile cemaatçi olmak arasındaki fark...
Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
tanyurd
"YORULUNCAYA KADAR DEĞİL ŞEHİT OLUNCAYA KADAR MÜCADELEYE DEVAM"
MODERATÖR
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 54
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3963


dünya sürgün yeri bende sürgündeyim


WWW
« Yanıtla #4 : 20 Ocak 2010, 19:30:57 »

ALLAH  razı  olsun..  rabbim  hizmetlerini daim eylesin..
Logged


ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1286



« Yanıtla #5 : 09 Şubat 2010, 21:49:54 »

Yeni sayı


İslâm siyasi tarihinin ve ilmî mirasının en hassas konularından birisi hiç kuşkusuz sahabe meselesidir.
Sahabenin tanımı, adâleti, tarihte oynadığı rol gibi meseleler din algımız için son derece önemli konulardır. Çünkü; Kur’an ve Sünnet onların aktarımıyla bize ulaşmıştır.
Bizler, Hz. Muhammed (s.a.s)’in insanlığa ulaştırdığı Kur’an ve Sünnet’e ancak sahabe tarikiyle ulaşabiliriz. Bunun başka maddî bir imkânı yoktur. Onların söz, fiil ve yazılı kaynaklarla bize naklettiği dinî metinler, İslâm Dini’nin esaslarını tanımlayan temel kaynaklardır.
Bu yüzden de sahabe nesline yönelik tenkitler, dolaylı ya da doğrudan, onların aktardığı rivâyetlere taalluk etmektedir. “Sahabe algımız, din algımızı belirleyen bir nirengi noktasıdır” hüküm cümlesi bir abartı değildir. Zira din algımızın çerçevesini çizen temel etmen onların rivâyetiyle bize ulaşan dinî nasslardır.
İşte Rıhle Dergisi 7. sayısını bahsettiğimiz bu önemli konuya, yani “sahabe meselesi”ne ayırmış. Bu hassas konuyu usûl kaynaklarına istinaden inceleyen dergi yazarları önemli bir hizmete imza atmışlar.
Rıhle Dergisi’nin kapak spotu, “Sahih İslâm Çizgisinin Kilit Kuşağı: Sahabe” diye verilmiş. Dergi, sahabe konusunu niçin kapağa taşıdığının izahını ise şöyle yapıyor:
“Kur’ân ve Sünnet’le irtibatımızı, ALLAH Teâlâ ve Resûlü’nün muradı doğrultusunda tesis etmenin vazgeçilmez vasıtası olan Sahabe üzerinde duruyoruz.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bu kutlu nesil hakkında pek çok spekülasyon dolaşıma çıkarılmış bulunuyor. Tek tek kimi sahabîlerden, bir bütün olarak Sahabe kuşağı hakkında ileri sürülen iddia ve söylemlerin her birinin arkasında ayrı bir ‘din telakkisi’ni ikame etme gayret ve hedefi bulunduğunu görmek durumundayız. Sahih ve sahici bir Sahabe tasavvuruna sahip olmadan sahih ve sahici bir Müslümanlığın mümkün olmadığını görmek durumundayız.
Meseleyi ‘olduğu gibi’ görmemizi engelleyen yaklaşımların bizi ‘kurgusal’ din anlayışlarının tuzağından başka bir yere götürmeyeceğini görmek durumundayız. Bir kısmı tarihten günümüze sarkan, bir kısmı da günümüzde ortaya çıkan bu yaklaşımların her birinin ‘kurgusal’ olmakla malul olduğu aşikâr. Ama bu kurgusallığın, yaygınlıktan aldığı bir ‘meşruiyet’le her gün biraz daha yayılma ve benimsenme eğiliminde olduğu da bir başka açık gerçek.
O halde meselenin üzerine soğukkanlı bir şekilde giderek hakikatin ne olduğunu net bir şekilde ortaya koymak bizim sorumluluk anlayışımızın bir gereğidir dedik ve Rıhle olarak bu konuyu hiçbir komplekse kapılmadan ele almaya çalıştık.”
Rıhle yazarları bu konuyu farklı perspektiflerden ele almışlar. Sahabe ile ilişkili olarak kimi teknik usûl konularına taalluk eden, kimi daha pratik mahiyet arz eden yazılar, dinî istikametimizin sahih ve sahici bir sahabe tasavvuruna bağlı olduğu hakikatinin izahı dürtüsüyle kaleme alınmış. Bu yazıları ilgiyle okuyacağınızı tahmin ediyorum.
Talha Hakan Alp, “Sahabe Tariflerindeki İhtilafın Sahabe Tasavvuruna Etkisi”ni, Abdulkadir Yılmaz, Sahabe’ye dil uzatmanın, onlar hakkında uygunsuz konuşmanın hükmünü inceleyen “Sebbi-Sahabe Meselesi”ni, Orhan Ençakar ise, “Fıkhî Meselelerde Delil Olması Bakımından Sahabe Kavli”ni konu edinmiş.
Dr. Mehmed Efendioğlu’nun, “Sahabe’den Bir Kısmı Münafık Olabilir mi?” ve Dr. Ahmet Tahir Dayhan’ın, “Ebû Hureyre’yi Anlamak” başlıklı makaleleri dikkat çeken yazılar arasında.
Dergi, konu hakkında meselenin uzmanlarına müracaat ederek okurları için bir de soruşturma dosyası hazırlamış. Bu bölümde sahabe konusuyla ilgili sorular Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan, Prof. Dr. Zekeriya Güler ve BAE Şarika Üniversitesi eğitim görevlilerinden Prof. Dr. İyâde Eyyûb el-Kubeysî hocalara sorulmuş.
Derginin bu sayısını incelediğinizde sahabe neslinin sadece tarih disiplininin bir konusu yahut rivâyet biliminin bir nesnesi olmadığını göreceksiniz.
İrtibat: +90 212 631 24 43
« Son Düzenleme: 28 Nisan 2012, 21:53:05 Gönderen: ikrami » Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1286



« Yanıtla #6 : 30 Mart 2011, 21:28:06 »

Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: