ikrami
Moderator
Allah Razı Olsun
   
Karma: 18
Offline
Mesaj Sayısı: 1279
|
 |
« Yanıtla #1 : 27 Ağustos 2008, 17:03:29 » |
|
c. Hazret-i Hüseyin'in Şehâdeti
Tabii burada bir hususu daha yâd etmek lâzım! Biliyorsunuz bu mübarek günde Hz. Ali Efendimiz'in mübârek oğlu, seyyidüş-şühedâ Hazret-i Hüseyin Efendimiz Kerbelâ'da 10 Muharremde şehit edildi; yürekleri parçalayan, acı, tarihî bir olay... Bunu da elbette hiç unutmamamız lâzım! Hazret-i Hüseyin Efendimiz'in ruhu için çeşitli dualar, sûreler okuyup, hatimler indirip ona hediye edebiliriz. Yanındaki ailesiyle, çoluk çocuğuyla, sevdikleriyle beraber şehit edilmişti.
Bu Kerbelâ olayı çok acı bir olaydır ve bu hususta çeşitli kitaplar yazılmıştır, edebiyat kitaplarına girmiştir. Meselâ Fuzulî'nin bile Hakîkatüs-Süedâ isimli eseri vardır. Daha başka şairlerin, âlimlerin bu hususta yazdıkları eserler vardır. Acı bir olay...
Tabii olayı biliyorsunuz; Kûfe âhâlisi, Hz. Hüseyin Efendimiz'i ümmetin başına halife olsun diye çağırdı:
"--Gel seni başkan seçmek istiyoruz; sen Peygamber SAS Efendimiz'in mübarek torunusun, mübarek aileden geliyorsun!" dediler.
Oda çoluk çocuğunu alarak Hicaz'dan, Medine-i Münevvere'den yola çıktı. Fakat zamanın Emevî idâresi, Yezid ibn-i Muâviye onun gelişinin kendi saltanatının sonu olacağını düşünerek, ordu gönderdi. Kerbelâ'da yolunu kestiler, Kûfe'ye ulaşmadan çoluk çocuğuyla beraber çok acı bir şekilde, fecî bir şekilde, hepsini şehid ettiler. Kökünü kazırcasına bir katliam icrâ edildi. Maalesef, Kûfe halkı da kendisine yâr ve yardımcı olamadı. Yâni gidip de onu karşılayıp, koruyup da böyle bir fecî muameleye maruz kalmasını engelleyemediler.
ALLAH-u Teàlâ Hazreteri'nin tabii çeşit çeşit hikmetleri oluyor. ALLAH-u Teàlâ Hazreteri alnımıza mukadderât olarak hayırlar yazsın, cümlemize hayırları göstersin...
Tabii o olayda bu katliamı yapanların, elbette katil olarak çok büyük cezâlara uğrayacağı muhakkak... Fakat alınacak çok büyük ibretler de var. Yâni siyâsî ihtirasın, siyâsî çatışmaların ne kadar korkunç boyutlara ulaşabileceğini gösteriyor. Siyâsetin bir çirkin tarafını, çirkin mücadele yönünü görmüş oluyoruz.
Peygamber SAS Efendimiz'den sonra ümmetin idâresinin aslında nasıl olması gerekirdi?.. Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz nasıl seçildi? Ömer Efendimiz nasıl seçildi? Osman Efendimiz, Ali Efendimiz nasıl seçildi?.. Bir umumî tasvibe mazhar olarak, teklif daha önceki halifeden gelmek sûretiyle de oldu, ötekiler tarafından tasdik edildi veyahut doğrudan doğruya bir heyet tarafından seçilme şeklinde oldu. Ama böyle saltanat şekli, yâni idârenin bir ailede babasından --layık olmasa bile-- oğluna, torununa vesaireye geçmesi şekli İslâm'daki ilk idâri bid'at oluyor, halkın isteği yerine gelmemiş oluyor. Ama bu kerbelâ olayında halkın isteğine karşı, elinde güç kuvvet bulunduran bir takım zorbaların halkın isteğini bastırması olayı ile karşı karşıya bulunuyoruz ki, bu da çok acı ve fecî bir durum.
Tabii burada herkes kendi yapabileceği şeyleri yapmak ve yapmamak yönünde sorumluluğa düşüyor. Yâni hakkı tutması lâzım, haksızı tutmaması lâzım! Haksıza cesaret vermemesi lâzım, haksızın yanında yer almaması lâzım, zâlimi desteklememesi lâzım!..
Peygamber Efendimiz'den rivâyet edilmiş bir hadis-i şerif beni daima düşündürür. Vaazlarımda da kardeşlerime söyledim. Peygamber Efendimiz'in hadis-i şerifinde, kendisinin beyan ettiğine göre: Bir şahıs kabre konulduğu zaman azaba mâruz kalıyor, azab melekleri onu kafasına ateşten bir topuz vurarak azaplandırmağa başlıyorlar, bu da diyor ki:
"--Ben müslümanım, beni niye azaplandırıyorsunuz? Ben mü'minim, ALLAH'a, Peygambere inanan bir kimseyim!"
Ama kafasına ateşten bir topuz vuruyorlar ki, kabrin içi ateş doluyor. Melekler diyorlar ki:
"--Evet, müslüman bir kimseydin amma, sen yaşıyorken bir yerden geçiyordun. Zalimler bir mazlum müslümanı almış ona işkence ediyorlardı. Sen mazlumun yardımına koşmadın, mazluma yardımcı olmadın; onun için bu azabı çekiyorsun!" diye bildiriyorlar..."
Yâni bu hadis-i şeriften insanların birbirlerine karşı sorumluluklarını görüyoruz ve hakkı tutup, haktan yana olmaları gerektiğini görüyoruz.
Zaten Peygamber SAS bir hadis-i şerifinde de buyurmuş ki:
(Zül me'al hakkı haysü zâle) "Hak nereye giderse, sen hakla beraber git, yâni daima hakkın yanında ol!" diye Peygamber SAS Efendimiz'in tavsiyesi var.
Demek ki, Hazret-i Hüseyin RA Efendimiz'in bu Âşure Günü'nde, mübarek günde oruçluyken, çölde yolu kesilerek, çoluk çocuğuyla, torunuyla şehit edilmesinden çok büyük acımız var... Günlük hayatımızda çıkaracağımız ders ise, daima hakkı tutmak, haktan yana olmak, haksızlığa yandaş olmamak, yardakçı olmamak, destekçi olmamak gibi hususlardır.
ALLAH-u Teàlâ Hazretleri, o seyyidüş-şühedâ Hazret-i Hüseyin RA Efendimiz'in şefaatine cümlemizi nâil eylesin... Daima haktan yana olmayı, hakkı tutmayı, haklıyı tutmayı, hakkı desteklemeyi nasib eylesin...
c. Tesbih Namazı
Muharrem ayında, bu gecelerde, gündüzlerde yapılacak başka neler olabilir diye, kardeşlerimize sevaplı başka şeyleri de konuşmamızda hatırlatalım: Deniliyor ki: "Bu gecelerde tesbih namazı kılmak da çok sevaptır."
Biliyorsunuz tesbih namazı Peygamber SAS Efendimiz'in tavsiye buyurduğu bir namazdır. İnsanın hiç olmazsa ömründe bir defa kılması, daha çok kılabilirse her sene kılması, daha çok kılabilirse her ay kılması... tarzında yapabildiğince çok yapmasını teşvik eden rivâyetler var.
Tesbih namazı nasıl kılınır?.. Dört rekattır, her rekâtta 75 defa, "Sübhànallàhi vel-hamdülillâhi velâ ilâhe illallàhu vallàhu ekber." deniliyor. Sonuncusunda bunu söylerken, "Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm" ekleniyor.
Bu nasıl oluyor?.. "Allàhu ekber" diye namaza durulduğu zaman Subhàneke okunuyor. Fâtiha'ya başlamadan evvel, "Sübhànallàhi vel-hamdülillâhi velâ ilâhe illallàhu vallàhu ekber." 15 defa söyleniyor; 15'inciden sonra, "Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm." deniliyor. Ondan sonra eûzu-besmele çekiliyor, Fâtiha okunuyor. Fâtiha'dan sonra Kur'an-ı Kerim'den bir miktar sûre veya bazı âyetler okunuyor.
Kıraat bitince, rukûa varmadan, daha ayaktayken, 10 defa "Sübhànallàhi vel-hamdülillâhi velâ ilâhe illallàhu vallàhu ekber." deniliyor. 10'uncudan sonra, "Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm." ekleniyor.
Başta 15 okunmuştu, rekâtın sonunda 10 okundu, 25 etti. Sonra rukûa varılıyor, rukûda her zaman okuduğumuz tesbihleri okuduktan sonra, yine 10 defa bu okunuyor; etti 35...
Rükûdan kalıp doğrulduğu zaman kavmede yine 10 defa okunuyor; etti 45... Ondan sonra secdeye varılıyor, secdede her zaman çektiğimiz tesbihler söylendikten sonra 10 defa bu söyleniyor; etti 55...
Sonra iki secde arasında doğruluyoruz, orada, celsede yine 10 defa okunuyor; etti 65... İkinci defa secdeye varılıyor, orda da tabii olarak okuduğumuz tesbihlerden sonra 10 defa okunuyor; etti 75... Bir rekâtta 75, ikinci rekatta 75 daha; 150 ediyor. Selâm verildikten sonra iki rekât daha kılınıyor. Böylece dört rekatta 300 defa "Sübhànallàhi vel-hamdülillâhi velâ ilâhe illallàhu vallàhu ekber." deniliyor.
Çok sevaplı bir namazdır, bugünlerle ilgili kitaplarda tavsiye ediliyor. Böylece size tesbih namazını da hatırlatmış olduk.
Tesbih namazı yalnız kılınan bir namazdır. Fakat her zaman kılınan bir namaz değildir. Bazıları alışmamış, nasıl kılındığını bilmediği için öne bir imam geçip, arkadakiler de ona uyarak kılınabilir. Bizim camilerimizde, İskenderpaşa'da ve kardeşlerimizin devam ettikleri camilerde cemaatle de kılınıyor. Tavsiye ederiz; o camilerde de bu akşam, bu tesbih namazını kılsınlar, bu sevabı kazansınlar.
Tabii ayrıca geceleyin teheccüd namazı var. Teheccüd namazına kalkarlar da, teheccüd namazı kılarlarsa çok iyi olur. Zaten teheccüd namazının fazîleti, sevabı hadis-i şeriflerde tavsiye edilmiş: "Kim ALLAH rızâsı için biraz uyuduktan sonra geceleyin kalkar, iki rekât namaz kılarsa; dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlı bir iş yapmış olur, daha büyük mükâfât kazanmış olur." diye bildiriliyor.
Muharrem senenin yeni ayıdır, ilk ayıdır. Herhalde bu an'ane tâ İbrahim AS zamanına kadar gidiyor. Demek ki, bu ayları Mûsâ AS zamanında da böylece kullanıyorlardı. Dinler tarihi bakımından kutsal bir gün... Zaten bizim ibadetlerimizin bir kısmı tarihî olaylarla ilgilidir. Meselâ haccın İbrahim AS'la, İsmâil AS'la, Hâcer validemizle, onların başından geçen hikmetli olaylarla ne kadar ilgili olduğunu hacılar bilirler.
Demek ki, ALLAH rızâsı için gecelerinde teheccüd namazı kılmaya da gayret edelim. Bu teheccüd namazını da rivâyet edilen şekiller arasında Fatiha'dan sonra 50 İhlâs-ı şerif, yâni;
(Kul huvallàhu ehad. Allàhus-samed. Lem yelid. Ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.) diye okunması tavsiye edilmiştir.
Bu ayda çok çok tevbe ve istiğfar etmeye, yâni bu Aşûre günü geçtikten sonra da tevbe istiğfar etmeye, oruçlar tutmaya gayret edilmeli! Böylece ibadetlerine taatlerine gayret göstermeli...
e. Aşûre Yemeği
Tabii bir de bu günde, biliyorsunuz an'anevî yemek var. İşin söz bakımından da tatlı, hakîkaten mide bakımından da tatlı tarafı var. İçinde çeşitli gıdaların, kuru yemişlerin, yemiş kurularının bulunduğu bir de tatlı yapılıyor. O da neye dayanıyor, hangi an'aneye dayanıyor?.. Nuh AS ve kendisine inanan mü'minlerin tufandan kurtuluşuna dayanıyor.
Biliyorsunuz Nuh AS, tufandan önce gemi yapmağa başladı ve Kur'an-ı Kerim'in bize bildirdiğine göre deniz olan bir yerde değildi. ALLAH-u Teàlâ Hazreleri, "Yâ Nuh, bir gemi yap!" diye emredince, Nuh AS gemi inşâ etmeye başladı. Yanından geçenler alay ediyorlardı:
"--Yahu bu gemiyi ne yapacaksın, karada böyle gemi yapılır mı?" diye.
Tabii o, ALLAH'ın vahyi ile gemiyi yapıyor; ötekiler de vahyi ve istikbalde olacakları bilmedikleri için, saçma görüyorlar. İşte insanların durumları budur. Yâni ALLAH'ın mübarek kulları bir şey yapınca, bazen gàfil ve câhil kullar da onun neden yapıldığını bilmediği için alay ederler. Ama aslında kendileri zavallı durumda...
Nuh AS gemiyi tamamladı. O sırada yağmurlar başladı. Yağmurlar başlayınca mü'minleri gemiye almaya başladı. Tabii, burada bir ibretli olayla daha karşılaşıyoruz, bunu da mutlaka altını çizip söylemek lâzım: Nuh AS'ın kendisine inanmayan, tâbi olmayan insanların arasında oğlu vardı, hattâ hanımı vardı. Yâni hanımı ile oğlu Nuh AS'ın peygamberliğini tasdik ederek ona tâbi olmamışlardı:
"--Oğulcuğum gel, gemiye bin!" diye söylediği zaman, babasına:
"--Ben yüksek bir tepeye tırmanırım, sudan kurtulurum, yağmur bana zarar vermez." diye cevap vermişti.
Ama o sırada azgın seller gelip, tam bu konuşmayı yaparken çocuğu devirip götürmüştü. Yâni peygamber ailesinden olmasına rağmen bazı insanlar îmandan yana nasipsiz olabiliyor. Demek ki peygamber ailesi olmak bile tam bir teminât olmuyor. Herkesin ALLAH'ın rızâsını kazanmağa çalışması lâzım, akrabalıklara güvenmemesi lâzım! ALLAH sevgisini, rızâsını kazanmak için kendisine dikkat etmesi, çeki-düzen vermesi lâzım!..
Nuh AS bu olayı gördü, üzüldü, ama ne yapsın mukadderât... Gemi suyun üstünde yüzmeğe başladı, aylarca böyle devam ettikten sonra Muharrem ayının onuncu günü, sular çekilmeye başlayınca, gemi Cûdi Dağı'nın üstüne oturdu. İçindeki yiyecekler de azalmıştı, en son ne varsa pirinçten, fasülyeden, nohuttan, incirden, üzümden, zerdaliden, şeftaliden, erikten... bir yemek yaptıkları kitaplarda rivâyet ediliyor. ALLAH için tuttukları o orucu da bu pişirdikleri yemekle açtıkları için, bu gün de Nuh AS'dan bir hatıra olmak üzere, biz müslümanlar böyle bir aşure yemeği yapıyoruz, dağıtıyoruz.
Tabii bu bir tatlı hatırayı canladırmak için yapılıyor, ama işin öbür tarafında ne var?.. Netice itibariyle eve bir ikram sağlanırsa, bütün sene bolluk olacak... Başkalarına iyilik yapılırsa, bu ayda yapılan iyiliklerin mükâfâtı çok, o da sağlanmış oluyor.
Onun için hanımlara tavsiye ederiz, hatırlatırız, zaten onların hatırlarındadır. İnşaALLAH en güzel şekilde, evdeki kuruyemişlerden, üzümlerden güzel âşureler yaparlar; üstüne güzel tarçınlar, karanfiller de ekleyerek, konu komşuya, tanıdıklarına, dostlarına, fukaraya, cemaate ikram ederler. Böylece bir muhabbet olur, hayır olur. ALLAH râzı olsun, ellerine sağlık olsun, sıhhat ve âfiyet olsun diyoruz, onu da hatırlatıyoruz.
Nice nice böyle mübarek kutlu günlere, sıhhat ve âfiyetle erişmenizi, dünya ve ahirette aziz ve bahtiyar olmanızı temennî ederiz, ALLAH-u Teàlâ Hazretleri'nden dileriz.
Aziz ve sevgli Akra dinleyicileri Aşûre gününüz ve Muharrem ayınız mübarek olsun... ALLAH sizi iki cihanda her türlü bildiğimiz, bilmediğimiz, aklımıza gelen, gelmeyen hayırlara erdirsin, her türlü şerlerden korusun... Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin...
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
16. 05. 1997 - Stocholm / İSVEÇ
|