Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Irak'ın Yıkılmasının Ardındaki Siyonist Hedefler  (Okunma Sayısı 2887 defa)
ekrem
Dua'ya layık
**

Karma: 3
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 158


« : 17 Haziran 2010, 22:23:54 »

Irak'ın Yıkılmasının Ardındaki Siyonist Hedefler

 


Samir JABBOUR
 
Bugün, sadece Arap birliğinin kurulmasına her şekilde engel olmak için değil aynı zamanda Arap dünyasını parçalamak ve İsrail’in geçen yüzyılın ikinci yarısında Lübnan’da uygulamaya çalıştığı ve şuan da Irak’ın parçalanmasında olduğu gibi her bir devletin etnik ve ırksal devletçiklere dönüşmesi için kademe kademe uyguladığı bir Siyonist strateji bulunuyor. Bu strateji aynı zamanda bazı Arap ülkelerinin tarafsızlaştırılması, Arap muhitinden uzaklaştırılması, zayıflatılması ve Mısır ile Ürdün’de olduğu gibi İsrail-Arap çatışmasının dairesinden çıkartılmasını hedefliyor.

Şimdi bu Siyonist çaba; Irak’ın yıkılması, parçalanması, etnik devletlere bölünmesi, bulunduğu Arap muhitinden uzaklaştırılması ve muazzam beşeri ve ekonomik güçlerden faydalanan güçlü bir Arap devleti olarak dayanacağı yapısal sistemlerinin yok edilmesi için harcanıyor.

Siyonist hareket bu hedefi gizlemedi. Gizliden gizliye iki nehir arası ülkelerde fitne çıkarmaya ve 2003’te NATO’nun Irak’a savaş açmasına sebep olan planları hazırlamaya çalışıyordu. İsrail’in planlarını ve Irak’ın parçalanması planının ayrıntılarını ilk defa ortaya çıkaran kişi, İsrail dışişleri belgelerinden birini kullanan İsrail dışişleri bakanlığı eski görevlilerinden Oded Yinon’du. (Bu araştırma İbraniceden Arapçaya çevrildi. Bunun için: Semir Cebur: “İsrail Askeri İnancının 35 Yıl İçindeki Gelişimi, Beyrut: Filistin Araştırmaları Merkezi, 1983 adlı esere bakılabilir) Bu araştırmadaki en önemli başlıklar şunlardır:

Irak bir açıdan petrol zenginidir diğer açıdan da içerde parçalanmaların ve kinlerin olduğu bir ülkedir. Bu haliyle Irak, İsrail’in hedeflerini gerçekleştirmeyi garanti eden aday ülkedir. Irak’ın parçalanması Suriye’nin parçalanmasından daha önemlidir çünkü Suriye’den daha güçlüdür. Onun sahip olduğu bu güç kısa vadede İsrail için başka herhangi bir tehlikeden daha fazla tehlike oluşturmaktadır. Irak-Suriye ya da Irak-İran savaşı, Irak’ı parçalayacak ve onu bize karşı geniş bir cephede çatışmaya girmek için hazırlanmadan önce içerden çöküşe sürükleyecektir. Arap ülkeleri arasında olan her türlü çatışma kısa vadede bizim direnmemize yardım eder ve Suriye ile Lübnan gibi parçalara ayrılması hedefine giden yolu kısaltır. Irak’ta Osmanlı dönemi Suriye’sinde olduğu gibi bölgesel ve mezhepsel bir bölünme olacak. Böylece Irak’ın hayati şehirleri Basra, Musul ve Bağdat’ta üç devlet kurulacak, güneydeki Şii bölgeler kuzeydeki Sünni ve Kürt çoğunluğun bulunduğu bölgelerden ayrılacak. Belki de İran-Irak savaşı bugün bu kutuplaşmanın daha da artmasına sebep olabilir.

İsrail o zamandan bu zamana, başında İsrail’in yalanlarının peşi sıra sürüklenen ABD’nin olduğu NATO’yu 2003 ilkbaharında Irak’a savaş açmaya sevk edinceye kadar Irak’ın bütünlüğünü bozmak için sistematik bir politika izledi. İsrail’in çıkarları, genişlemesi ve Arap topraklarında bulunan zenginlikleri elde etme arzusunu gerçeğe dönüştürmek için Irak savaşını planlayanın siyonizm olduğu aşikârdı. İsrail Irak’a açılan savaşta hedeflerine ulaşabildi mi?

“Irak’ta planladığımız ve umduğumuzdan daha fazlasını gerçekleştirdik.”

Eski İsrail Güvenlik Bakanı Dichter İsrail Milli Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nde 4 Eylül 2008’de verdiği bir konferansta, sözleri çarpıtmadan ve lafı dolandırmadan İsrail’in Irak işgalindeki rolünün gerçek portresini ortaya koydu ve Kürt partileriyle onların İsrail’le olan ilişkilerini ve onlara sunulan yardımları vurguladı. Dichter’in konferansında şunlar yer aldı:

“ABD’nin açtığı ve Irak’ın işgal edilmesine sebep olan savaş neticesinde bütün hedeflerimizin bir defada gerçekleşeceği bir an bile aklımıza gelmemişti. Bizim stratejik bakışımızla, muazzam askeri bir güce dönüşmesinden sonra en büyük engel olan Irak aniden devlet ve askeri güç hatta tek ve bütün bir devlet olarak parçalanmaya başladı. Irak coğrafi olarak ve nüfus bakımından parçalara ayrıldı. Yüz binlerce kişinin ölmesine neden olan yıkıcı bir sivil savaşa tanık oldu.

2003’ten bu yana Irak’taki durumu incelersek kendimizi birçok sahneyle karşı karşıya buluruz:

Irak gerçekte, tek bir merkezi hükümetin bulunmasına rağmen üç bölgeye ayrılmış durumda.

Irak hâlâ Sünnilerle Şiiler ve Kürtlerle Araplar arasında patlak verecek iç çatışmalara karşı savunmasızdır.

Irak ekonomik, siyasi ve güvenlik bakımından içinde bulunduğu durumla 2003’ten önceki konumuna kavuşamayacaktır.”

Dichter, 2003’te işgal edilmesinden sonraki Irak savaşında İsrail’in rol oynadığını doğruladı:

“Irak’ta planladığımız ve umduğumuzdan daha fazlasını gerçekleştirdik.”Dichter, Irak’ın mevcut karmaşanın temellendirilmesi yoluyla tarafsız hale getirilmesinin İsrail güvenlik stratejisi için önemli olduğunu vurguladı.

Dichter, Irak’ın bu yolla tarafsız hale getirilmesinin en az Mısır’ın tarafsızlığının devam etmesi kadar etkin ve önemli olduğunu açıkladı. “Mısır’ın tarafsızlığı diplomatik yollarla gerçekleşti ama Irak’ın tarafsızlığı tam ve kapsamlı olması için her türlü yolun denenmesini gerekli kılıyor.”

Dichter devamında “Irak askeri bir güç ve birleşik bir devlet olarak parçalanıyor ve bizim stratejik seçeneğimiz onun parçalanmış olarak kalmasıdır” ifadesinin altını çizdi.

“Bizim stratejik hedefimiz hâlâ bu ülkenin bölgesel ve Arap rolü oynamasına izin vermemektir. Bizim nihai sentezimiz ve stratejik seçeneğimiz, Irak’ın bölgesel çevreden uzakta, terk edilmiş ve içerden parçalanmış olarak kalmasıdır.”

Dichter, Kürt partilerinin Irak’ın işgalini kolaylaştırması hakkında Siyonistlerin Kürtlere yardım ettiğini söyledi: “Önemli değişim 1972’de başladı. Bu destek Türkiye ve İran kanalıyla Kürtlere silah sevkiyatında bulunulması ve Kürt gruplarının İsrail hatta Türkiye ve İran’da eğitim görmek için kabul edilmeleri gibi farklı güvenlik boyutları kazandı. İsrail hedeflerinin zirvesinde, Kerkük ve Kürdistan petrolüne hâkim olacak Irak’ın kuzeyindeki bağımsız bir Kürt devletinin kurulması için Kürtlere silah, eğitim ve güvenlik ortaklığı alanında destek sunmak yer almaktadır. Irak’ta stratejik aklımızın tahayyül ettiğinden fazlası vardır.”

“Şimdi Irak’ta gerçek bir Kürt devleti var. Bu devlet toprak, halk, devlet, iktidar, ordu, verimli petrole dayalı bir ekonomi gibi bir devlette olabilecek bütün unsurları barındırıyor. Bu devlet sadece Kürdistan bölgesini değil Kuzey Irak’ı; ilk aşamada Kerkük, sonrasında Musul ve belki de Jalula ve Khanaqin’in yanı sıra Salahaddin vilayetini de tamamıyla sınırlarına katmayı düşünüyor.”

Dichter, Kürt liderliğinin yeniden petrol hattını Kerkük’ten Ürdün kanalıyla IBC hattı yönünde çalıştırılmasına bağlı kalacağını, Ürdün’le ilk müzakerelerin yapıldığı ve Kürt liderliğiyle anlaşmaya varıldığını söyledi. “Ürdün vazgeçerse alternatif olarak Türkiye var. Yani Kerkük hattı ve Kürdistan’daki diğer üretim bölgelerindeki petrol Türkiye ve İsrail’e uzatılacak. Türkiye’yle, Türkiye’den İsrail’e gidecek su ve petrol boruları planını etüt ettik.”

“Biz 2003 yılından bu yana bu alan üzerindeki gelişmelerden uzak kalmadık. Bizim hâlâ geçerli olan stratejik hedefimiz, bu ülkenin yeniden bölgesel ve Arap dünyası bazında rol oynamasına izin vermemektir aksi takdirde zarar görenler bizler oluruz.

Bize Irak’ı eski gücüne ve birliğine kavuşturacak bütün çalışmaları başarısız kılmak için fırsat veren ve ışık yakan Amerikan güçleri olduğu müddetçe bu alandaki mücadelemiz etkin bir şekilde devam edecek.

Biz siyasi ve güvenlik bazında görünmez bütün yolları kullanıyoruz. Sadece Kuzey Irak’ta değil başkent Bağdat’ta da bunun için garantiler oluşturmak istiyoruz. Biz, Irak’ın İsrail’le savaş halinde olan Arap ülkelerinin dairesi dışında kalması için bazı siyasi ve ekonomist seçkinlerle ilişki kuruyoruz. Irak 2003 yılına kadar İsrail’le savaş halindeydi ve bu savaşı en önemli görevlerinden biri olarak addediyordu.

İsrail Irak’ta gerçek stratejik bir meydan okumayla karşı karşıyaydı. Irak İran’la olan 8 senelik savaşa rağmen geleneksel ve stratejik kapasitesini geliştirmeye ve güçlendirmeye aynı zamanda da nükleer silaha sahip olmaya çalıştı.

Bu durum bir daha tekrarlanmamalı. Biz bunun için; Irak’ın yeniden İsrail’e karşı duran bir devlet olmasının önünü kesmek için Amerikalılarla görüşmeler yapıyoruz.

Amerikan yönetimi bizim çıkarlarımızı garanti altına almaya ve bu garantileri farklı yollarla çoğaltmaya özen gösteriyor.

Amerikan kuvvetlerinin Irak’ta kalışı 10-20 yıllık bir dönemden az olmayacaktır.

Amerika ile Irak hükümeti arasındaki güvenlik anlaşmasının birçok bendinin, Irak’ın İsrail’le olacak herhangi bir çatışmada tarafsız kalması, hiçbir ittifak ve örgüte katılmasına izin verilmemesi ya da ortak Arap savunma anlaşması gibi İsrail’e karşı düşmanlık üzerine kurulu sözleşmelere bağlı kalmaması ve eğer bölgede Suriye, Lübnan ve İran’la savaş çıkarsa İsrail’e karşı hiçbir düşman çalışmaya katılmaması şartını içermesine özen gösteriliyor.

Bütün bu güvencelerin yanı sıra bizim Irak’ın yeniden düşman konumuna dönmesinin yolunu kapatacak güçlü güvenceleri temin etmek adına münferit olarak attığımız başka adımlar ve sarf ettiğimiz çabalar mevcut.

Irak’taki durumun devam etmesi ve siyasi açıdan varlığını kanıtlamış Kuzey Irak’taki Kürtlere yardım edilmesi, en azından kısa vadede İsrail’in milli güvenliği için güçlü ve önemli güvenceler vermektedir.

Biz dost ülke Türkiye’yi kızdırsa bile Kürt liderliğiyle stratejik ve güvenlik ortaklığını geliştirmeye çalışıyoruz. Biz Türk liderlerini özellikle Erdoğan ve Gül’ü hatta komutanları ikna etmek için çok çaba sarf etmedik. Bizim Irak’taki Kürtlere yardımımız Türkiye’deki Kürtlerin durumuna halel getirmiyor.

Burada Kürt liderliğine açıklama yaptık ve onu Türkiye’yle sürtüşmeye ya da Türkiye’deki Kürtlere herhangi bir şekilde yardım etmeye karşı uyardık. Onlara İsrail ile olan ortaklığın Türkiye ile olan ilişkilere zarar vermemesi gerektiğini ve bu ortaklığın alanının şu an için Irak olduğunu, bu ortaklığın Suriye ve İran yönünde genişlemesi şartıyla gelecekte genişleyebileceğini vurguladık.

Bölgesel çerçevedeki stratejik engellerle mücadele etmek, Irak sahasında olan gelişmelere ve bunların uzantılarına göz yummamamızı gerektiriyor. Ama bunu, olanları seyrederek değil engelleri artıran ve zarar veren etkileri olmaması yönünde rol oynayarak yapmalıyız.

Güç seçeneğini kullanmaktan bahsetmek mümkün değildir çünkü bu koşul Irak için mevcut değildir. Dünyadaki en büyük güç Amerika bu seçeneği uyguladığı ve bütün düşüncelerin üzerinde sonuçlara imza attığı için İsrail bunu ancak tekbir aracı; kendi elindeki nükleer silahı kullanarak gerçekleştirebilir.

Nihai tahlilimiz, Irak’ın bölgesel çevreden uzak, parçalanmış ve tecrit edilmiş olarak kalmasıdır. Bu bizim stratejik seçeneğimizdir. Bunu gerçekleştirmek için bu durumu sağlamlaştıracak seçenekleri, Irak’ta Kerkük ve Kürdistan petrollerinin üretim kaynaklarına hâkim bir Kürt devleti seçeneğini kullanmaya çalışacağız.

Irak bölgesindeki stratejik hareketimizdeki hâkim denklem, İsrail ulusal güvenliğini sağlamak için Arapların başlıca ülkelerinin elindeki kapasitenin daha fazla baltalanmasından hareket eder.”

Büyük olasılıkla bu tehlikeli bilgileri yorumlamaya gerek yoktur. Ama şu soru sorulabilir: Irak’ın İsrail’in pençelerinden, genişleme arzusundan ve Arap servetlerine hâkim olma planlarından kurtulması için ne kadar zaman kaldı?

al Quds a Arabi'de yayınlanan Samir Jabbour'un bu analizi, İsrahaber için Gülşen topçu tarafından tercüme edildi.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: