Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: İsrail'i Korkutan Kadınlar  (Okunma Sayısı 1182 defa)
ikrami
Süper Modaratör
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1286



« : 13 Haziran 2010, 18:34:08 »

 
2009 senesinin son günleri, Hamas ile İsrail arasındaki esir takası anlaşmasının etrafında dönen umut ve tartışmalarla son buldu.  Facebook  Digg  Del.icio.us
 Reddit  Mixx  StumbleUpon
 Google  Yahoo

2010 yılının ilk günlerinde de anlaşma, işgalcinin İsrail’in güvenliğine tehdit oluşturmakla tanımladığı 9 esiri serbest bırakmak istememesi sebebiyle halen askıda.

Bu 9 kişinin başında farklı direniş hareketlerinden askeri ve siyasi liderlerin olması beklenebilir bir durumdur. Hamas anlaşma yapılacak kişileri gizli tutmasına rağmen İsrailli ve Filistinli kaynaklar bu 9 esirin başında İsrail’in serbest bırakmak istemediği 3 kadın olduğunu doğruluyor. Hamas, 2006 Haziran ayından beri esir olan Shalit’in serbest bırakılması karşılığında işgal hapishanelerindeki bütün kadınların serbest bırakılmasını istiyor.

En büyüklerinin 34 yaşında olduğu bu kadınlar serbest bırakılmama tavsiyesiyle birlikte 2000 yılı aşkın hapis cezasına çarptırıldılar. Bunlar Ahlam et-Temimi, Âmine Muna ve Kahire es-Suudi’dir.

Ahlam… Direniş Tebessümü

“Ben ne sizin ne de mahkemenizin yasallığını tanıyorum. Size kendimi adım, yaşım ve düşlerimle değil sizin de çok iyi bildiğiniz fiillerimle tanıtmak istiyorum. Bu mahkemede sizi öfkeli görüyorum. Bu, benim ve Filistin halkının kalbindeki öfkenin aynısıdır ve sizinkinden büyüktür. Benim kalbim ve duygularım olmadığını söylüyorsunuz. Bende kalp yoksa kimde var? Cenin, Refah ve RamALLAH’taki çocukları öldürürken kalpleriniz neredeydi?”

Ahlam, bu sözleri İsrail mahkemesi onu 16 defa müebbet (bir müebbet İsrail kanunlarına göre 99 yıldır) hapis cezasına çarptırdığında söyledi. Çektiği çilenin şiddetine rağmen alaycı tebessümü, gözlerindeki meydan okuyan bakışlarla birlikte esir olduğu seneler boyunca yüzünden hiç eksik olmayan direniş portresi gibiydi.

28.9.2000’de Aksa İntifadası patlak verdiğinde 10.20.1980 yılında doğan ve kökleri RamALLAH’a yakın Nebi Salih köyüne dayanan Filistinli bir ailenin Ürdün’ün Zerka şehrinde okuyan kızı Ahlam’ın üniversiteden mezun olmasına bir dönem kalmıştı. Ahlam lise eğitimini Ürdün’de bitirdikten sonra döndüğü işgal altındaki topraklardaki Bir Zeit Üniversitesi’nde Basın ve Enformasyon bölümünde okuyordu. Ahlam kendi diliyle ve okul sıralarında ezberlediği şeylerle işgalle savaştı. Yerel bir televizyonda İsrail’in en büyük ihlallerini inceleyen bir program sundu.

Dolu dolu geçen bir basın sürecinden sonra Hamas’ın askeri kanadı olan İzzeddin Kassam Tugaylarına katıldı.

Ahlam, büyük bir şevkle cihat yolculuğuna başladı. 2001 Temmuz ayında şehadet eylemini gerçekleştireceği en uygun yeri bulmak için Batı Kudüs sokaklarını dolaştı. Bu kadarla da kalmadı bir ticaret merkezine patlayıcı yerleştirdi.

En bariz eylemi ise 9.8.2001 yılında Kudüs’ü sarsan büyük şehadet eyleminin uygulanmasına yardım etmesiydi. Bu eylemi İzzeddin el-Mısri uyguladı. Bu saldırı 16 kişinin ölmesine ve 107 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Ahlam, operasyonun başarıyla tamamlandığından emin olduktan sonra sağ salim RamALLAH’a geri döndü.

Aynı sene 14 Eylül’de işgal güçleri tarafından tutuklandı. Soruşturma evresinde şiddetli işkenceye maruz kaldı sonrasında ise 16 defa (1584 yıl) müebbet hapse mahkûm edildi ve hiçbir esir takası anlaşmasında serbest bırakılmaması tavsiye edildi.

Ahlam, kadın esirlerin en iyi dostuydu. Yaşı küçük olmasına rağmen onların gözyaşlarının ve umutlarının sözcüsü oldu. Her grup ve ırktan mahkûmlar arasında güzide arkadaşlıklar kurdu. İsrail onunla Hamas hareketinde çalışan Âmine Muna arasında fitne tohumları ekmeye çalıştı ama Ahlam zekâsıyla İsrail’in planlarına alt üst etti.

Ahlam, her gün Filistin sayfasına şanlı hikâyeler yazıyordu. Bir olayda etrafındakilerin yüzünde dehşet ifadeleri belirdi. Ahlam Askalan hapishanesinde müebbet hapis cezasını dolduran (12 senesini doldurdu) esir Nizar temimi ile irtibata geçti.

Daha önce de islamonline’da onun nişan törenini ve RamALLAH’ın hapishanenin karanlığı ve duvarlarının soğukluğuna meydan okuyan bu ilişkiyi nasıl kutladıklarını yazmıştım.

Ahlam hala mütebessim bir tablo çiziyor ve İsrail basını onunla röportaj yaptığı zaman özgüvenle “Serbest bırakılmama karar verecek olan siz değilsiniz. Hüküm veren ALLAH’tır ve inşALLAH çıkacağım” diyor.

Âmine… Gardiyanların Baş Belası

Âmine Abdulcevad Muna Hamas hareketinde aktivist. İsrail onun suçunu “çok çirkin” olarak tanımladı ve serbest bırakılmasının birçok kişiyi öfkelendirdiğini söyledi. Amerikan Times dergisi de bu haftaki sayısında onu “Gardiyanların Baş Belası” olarak tanımladı.

Ömür boyu hapse mahkûm edilen Âmine lise eğitimini tamamladıktan sonra Bir Zeit Üniversitesi psikoloji bölümüne geçti ve “Sanevber” bülteni aracılığıyla medya alanında çalışmaya başladı. Öte yandan çocukların acılarını ve işgalin onların masum ruhlarına ektiği şeyleri hafifletmek için RamALLAH’ta bulunan çocuk hakları örgütlerinden birinde gönüllü olarak çalıştı.

20.1.2001 yılında işgal güçleri onu tutukladığında 25 yaşlarındaydı. Ofer kampındaki askeri mahkeme onu İsrailli genç Ophir Rahum’u (16 yaşında) kaçırmak ve öldürmekle suçladı.

Muna, Rahum’u Fetih hareketi aktivistlerince öldürüldüğü yer olan RamALLAH’a gelmeye zorladı. Harekete bağlı sitelerin naklettiğine göre Muna Rahum’la internet yoluyla tanıştı ve kendisini Sali adında Fas’tan henüz gelmiş ama İbraniceyi iyi konuşamayan bir Yahudi kız olarak tanıttı.

Tanıştıktan birkaç hafta sonra Muna Rahum’u okulu asmaya ve Kudüs’te dolaşmaya ikna etti. Rahum ailesine haber vermedi. Uyuşturucusunu aldı ve arkadaşlarına sevgilisiyle buluşmak için internete gittiğini söyledi. Times’ın aktardığına göre arkadaşlarından biri: “Bu kızla gerçekten çok ilgileniyordu. Çünkü kız ondan büyüktü. Yaşının büyük oluşunun onu kıza çektiğini zannediyorum. Böyle bir şey olacağını asla düşünmedik” diyor.

Muna, Rahum’la Ocak 2001’de Kudüs’te buluşmasını anlatırken şöyle diyor:”Kuzey banliyölerine kadar taksi tuttum sonra kendi arabamla RamALLAH’a geldim, iki şehir birbirine çok yakın olduğu için muhtemelen Rahum’un Kudüs’ten ayrılması dikkat çekmedi.”

Muna arabasıyla Rahum’u Fetih’ten iki ortağının (Hasan el-Kadı ve Abdulfettah Devle) onları beklediği RamALLAH’ın yüksek yerlerine götürdü. Bu kişiler onu arabadan inmeye zorladı. O bunu reddedince onlardan biri üzerine ateş açtı ve onu öldürdü.

Operasyonu gerçekleştirenlerden biri cesedi aldı ve Filistin Yönetimi sınırları dâhilindeki RamALLAH’a doğru kaçtılar. RamALLAH’ta cesedi gömdüler. Rahum o gece evine dönmeyince ailesi onun o gün okula gitmediğini öğrendi ve polise haber verdi. Rahum’un kardeşi onun bilgisayarından sohbet odasına girip Sali’yle bağlantı kurmaya çalıştı ama cevap alamadı.

İsrail polisi cesedin RamALLAH tepelerinde olduğunu ortaya çıkardı. İsrail muhaberatı Muna’nın sohbet odasındaki hesabından RamALLAH’taki internet cafeye ulaşmaya çalıştı. Sonra ailesinin Kudüs’ün kuzeyinde bir köy olan Bir Nabala’daki evinde onu yakaladılar ve operasyondan birkaç gün sonra tutukladılar.

Yargılanması esnasında Muna’nın avukatı onun genci öldürmeye niyetinde olmadığını söyledi ve şunları ekledi: “Olanlar onun kontrolü dışında, haberi ve tabii ki izni olmadan gerçekleşmiştir.” Ama Muna duruşma esnasında onunla yapılan görüşmelerde “Kendimle gurur duyuyorum” dedi.

Times raporunu şu sözlerle tamamlıyor: “Âmine Muna adı Hamas’ın İsrail’le yapacağı esir takası kapsamındaki Filistinli esirlerin başında yer alıyor. Muna ömür boyu hapis cezasını dolduruyor. Aynı zamanda da İsrail hapishanelerindeki Filistinli esirlerin sembolü, Filistinli esirlerin kuvvetli bir savunucusu ve İsrailli gardiyanların baş belası olmuş durumda. İşlediği suçun İsraillilerin nazarında çok büyük olduğu görünüyor. Zira çoğu İsrailli onun serbest bırakılmasının esir karşılığında bile olsa adil olmadığını düşünüyor.

Muna diğer esirler gibi hücre hapsi, sağlık ihmali ve bedeni ve psikolojik işkence tarzında zalim tutuklama koşullarına boyun eğiyor. Bayan esirlerin sözcüsü Muna iki yılını hücre hapsinde geçirdi. 2007’de hücre hapsine alınmasını, günde 23 saat zindanda kalmasını protesto etmek için açlık grevine başladı. 2008 Haziran’da kuzeyde Damon cezaevine nakledildi. Onu ziyaret edenler koşullarının az da olsa iyileştiğini söylüyorlar.

Dört Çocuk Annesi Kahire İsrail’i Yeniyor

İsim: Kahire Said Ali es-Suudi. İkamet yeri: Cenin kampı. Doğum tarihi: 21.8.1977. Medeni hali: evli ve 4 çocuk annesi. Tutuklanma tarihi: 7.5.2002. Suç: Asker toplama, silah kaçakçılığı, mücahitleri koruma, şehadet eylemcilerinin ulaşımı, Fetih’e bağlı Aksa Şehitleri Tugayları üyeliği ve patlayıcı imal etmek.

Verilen hüküm ise 5 defa müebbet artı 80 seneydi. Sonra 3 defa müebbet artı 30 seneye (327) indirildi. Kahire bu karar için: “Büyük bir karar ama benim için normal çünkü ben hüküm verenin ALLAH olduğunu yakinen biliyorum” dedi ve mahkemenin kararı vermesinin ardından şunları söyledi: “İşgale direnmek hakkımdır. Bu kanuni olmayan batıl bir mahkemedir. Çünkü gerçekte işgal de batıldır.”

Fetih’in askeri kanadı Aksa şehitleri Tugayı’nın düzenlediği ve onlarca İsraillinin ölmesine ve yaralanmasına sebep olan operasyona katılan Kahire, savcılar önünde Filistin direnişinin sebebinin; İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmesi ve Filistin halkına karşı işlediği suçlar olduğunu söyledi ve yaptığı işin kahramanca olduğunu, gelecek nesiller ve tarih önünde bununla övüneceğini vurguladı.

Yetimhanede büyüyen Kahire cezaevi şartlarını şöyle anlatıyor: “Birden her şey kırıldı. Kuduz köpekler gibi evime saldırdılar. Sayamayacağım kadar çoktular. Beni çocukların önünde şiddetle dövdüler, gözlerimi bağladılar, ellerimi arkamdan bağladılar, beni büyük bir araca koydular ve el-Meskubiyye tutukevine götürdüler. Orada işkence, zulüm ve zorlama yolculuğu başladı.”

“el-Meskubiyye’deki soruşturma hayatımın en zor günleriydi. Kısaca yoğun işkence, gece gündüz süren soruşturma, küfür içeren sözler, tehditler, sinirlere yapılan baskılar, uykusuzluk, düzensizlik, yani tam anlamıyla cehennem. Soruşturma tam 15 gün sürdü, sonra bir hafta durdu. Sonra bir 15 gün daha. Bu halde hayvanların bile yaşayamayacağı bir yerde 3 ay kaldım. Bu dönem içerisinde çocuklarımı sadece bir defa ve 5 dakikalığına arayabildim ve öğrendim ki yetimhaneye yerleştirilmişler. Babaları da benden birkaç gün evvel tutuklanmıştı.”

İşgalcinin zorlaması ve demir parmaklıkların kasvetine direnen kalp 6 ay haber alamadığı ve sonra cam ve tel engelinin ardından 45 dakika görüşmelerine izin verilen çocuklarının gözyaşlarına dayanamadı.

Ziyaret odasında tek başınaydım. Çocuklarımı tanımadığımı söylesem size inanır mısınız? Garip gözüküyorlardı. Başları tıraş edilmiş, garip elbiseler giymişlerdi. Neyse önemli olan ben onlara doğru koştum ve onları pencere ve tellerin ardından öptüm. Gözyaşlarımız birbirine karışıyordu. Onlar “Anne biz seni istiyoruz. Yorulduk. Bizimle dön. Babam nerde sen nerdesin? Sen neden bizimle birlikte değilsin. Gel ve bizi yetimhaneden al” diyorlardı. Size daha ne diyeyim. Ziyaret esnasında bayıldım ve çok etkilendiğim için bazen saçmalamaya başladım.”

Kahire’nin Sandi (9), Muhammed (Cool, Rafet (6) ve Dünya (3) adında 4 çocuğu var. İsrail, 2004 yılındaki işgalde onların evlerini yıktı.

İslamonline'de yayınlanan bu haber, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edildi.

isra haber
 
 
 
 
Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: