Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Hz. Ebû Talha (RadiALLAHuanhum)  (Okunma Sayısı 3383 defa)
ikrami
Süper Modaratör
Allah Razı Olsun
*****

Karma: 18
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1286



« : 05 Haziran 2008, 08:38:47 »

Hz. Ebû Talha        
     
Uhud Savaşı’nın en tehlikeli anında ALLAH Resulü (s.a.s.)’in önünden ayrılmayan Ebû Talha (r.a.) gür sesi ile,

Canım, canın için feda;
Yüzüm, yüzün için kalkandır.

anlamına gelen sözleriyle seslenirken, attığı oklar ile üzerlerine gelen düşmanı geri püskürtüyordu. O’nun hayatı, Efendimiz (s.a.s.)’e sevginin, bağlılığın ve onun yolunda mal ve canını feda edişin örnekleri ile doludur.

Peygamberimiz (s.a.s.)’e derinden bağlılığı ile tanınan Ebû Talha’nın İslâm’a girmesine vesile olan ve her durumda kendisine yardımdan geri durmayan eşi Ümmü Süleym’in de hatırlanması zarureti vardır. Zira, Ebû Talha’nın iman, ihlâs ve fedakârlık konularında sergilediği örnek hareketlerde Ümmü Süleym her zaman kendisine eşlik etmiştir. Bu mübarek sahabe hanım biricik oğlu Enes’in elinden tutarak Efendimizin hizmetine vermişti. On yaşında bir çocuk iken Efendimiz (s.a.s.)’e hizmet şerefine nail olan Hz. Enes, O’nun (s.a.s.) irtihallerine kadar yanından ayrılmamıştır. Hz. Enes’in babalığı olan Ebû Talha (r.a.) bu yönü ile de Efendimiz (s.a.s.)’e yakın bir sahabedir. Hz. Enes’in asıl babası Malik’e gelince o, imana gözünü kapatarak dünya ve âhiretini karanlıklar içinde bırakan bir talihsizdir. Ümmü Süleym (r.a.h)’ın İslam’a girdiğini öğrenen Malik, ona baskı yaparak tekrar küfre döndürmeye çalışır. Küfrün karanlıklarından imanın aydınlığına dönüş yapmış olan Ümmü Süleym (r.a.h)’ın İslâm’da kararlı olduğunu gören Malik, evden ayrılarak Suriye’ye gitmeye karar verir. Ancak yolda aslanlara yem olmaktan kurtulamayan babanın hayatı büyük ve ebedî bir kayıpla noktalanmış olur.

İslâm’a Girişi

ALLAH’a ve Resûlü’ne bağlılık yolunda kocasını kaybeden Ümmü Süleym’e, bir müddet yalnız yaşadıktan sonra, pek çok evlenme teklifi gelir. O, bunlardan hiçbirini kabul etmez. Daha sonra Ebû Talha ismiyle meşhur olacak Zeyd b. Selh de, son derece zeki oluşunun yanında başka üstün özelliklere de sahip olan bu bahtiyar kadın ile evlenmek isteyenlerden biri olarak ortaya çıkar. Ümmü Süleym (r.a.h), gelen bu son teklif ile ALLAH adına büyük bir hizmeti yapmayı düşünerek Zeyd’e şunları söyler:

“Sen henüz bir müşriksin. Bu halde iken seninle evlenmem imkânsız. Kölelerin, elleriyle yontup yerlerde sürüdüğü, size hiçbir fayda getirmeyen, hiçbir zararı da sizden geri çevirmeye gücü yetmeyen, ateşte yakıldığı zaman kül olan putlara tapmaya utanmıyor musun? Eğer putlara tapmaktan vazgeçip ALLAH ve Resulü’ne iman edersen seninle evlenirim. Evliliğin karşılığı olarak senden mehir de mal da istemiyorum. Senin mehrin İslâm’a girmiş olman olacak.” (Nesaî, “Nikah”, 63)

Ebû Talha, karşısında bulunan akıllı kadının kendisini imana davet için yaptığı açıklamalardan oldukça etkilenmişti. Ayrıca, Müslüman olması halinde hiçbir mal istemeyeceğini söylemesi, onun büyük bir hakikate gönül bağladığını gösteriyordu. Kısa bir düşünme faslından sonra İslâm’a girdiğini ilan eden Ebû Talha’nın başına bir devlet kuşu konmuştu. O, bu kararı ile dünya ve âhirette kurtuluş yoluna girerken, Ümmü Süleym (r.a.h) gibi bahtiyar bir kadın ile de evlenmiş oluyordu.

Ebû Talha Müslüman olur olmaz Medine’de Efendimiz (s.a.s.)’in göndermiş olduğu Kur’an hocası Hz. Mus’ab’ın yanına giderek, ondan iman ve İslâm’a dair sohbetler dinleyip Kur’an okumaya başladı.

Mücahede Hayatı

Ebû Talha (r.a.), İslâm’la şereflenince, hemen ALLAH Resulü (s.a.s.)’nü sordu. O’nun, Mekke’deki ashabı ile birlikte müşriklerin işkencelerine maruz kaldığını öğrenince, bu mazlum insanları çektikleri ızdıraptan kurtarmak için onları yurtlarında barındırmaya karar verdi. Bu kudsi daveti Peygamberimize ulaştırmak üzere Mekke’ye giden Hz. Ebû Talha, II. Akabe’de Efendimiz (s.a.s.)’in mübarek elini sıkarken, O’nun davası yolunda gerekirse ölüme dahi hazır olduğunu ifade etti.

Medine’nin zenginlerinden olan ve Müslümanlığından önce evinde topladığı arkadaşlarına içki ve yemek ikram etmekten zevk alan Ebû Talha, cömertliği ile meşhur bir zat idi. Bu sebeple geniş bir çevresi olan Ebû Talha (r.a.), arkadaşlarının da çoğunun İslâm’a girmesine vesile oldu. Hicretten sonra Efendimiz (s.a.s.) ve ashabının zaman zaman toplantı yeri olan Ebû Talha hazretlerinin bu evi, Efendimiz (s.a.s.)’in Ensar ile Muhacir arasında kardeşlik ilan ettiği o kutlu hadisenin cereyan yeri olma şerefine de nail olmuştur. Peygamberimiz (s.a.s.), o gün Ebû Talha (r.a.) ile Ebû Ubeyde b. Cerrah’ı kardeş ilan etmişti. Bu kardeşlik, Ebû Talha’nın manevi kazançlar elde etmesine vesile olmuştu.

Ebu Talha, savaşlarda canıyla, normal zamanlarda malıyla cömertti. Sesi çok gürdü ve dolayısıyla düşmana korku salardı. Bedir savaşına da katılmıştı, ancak O’nun savaş meydanlarındaki kahramanlığı ve Efendimiz (s.a.s.)’in yolunda dillere destan fedakârlığı asıl Uhud’da ortaya çıktı. Zira, bu savaşın bir bölümünde İslâm ordusu içinde dağılma yaşanmış ve müşrikler bütün güçleri ile ALLAH Resulü (s.a.s.)’nü hedef almışlardı. Savaşın bu kritik anında Peygamberimiz (s.a.s.)’in önünde savaşan on beş kadar fedakâr insandan biri de Ebû Talha idi. O’nun isabetli ve seri bir şekilde ok attığı bilinmekteydi. Uhud’da bütün savaş mahareti ve cesaretini ortaya koyan Ebû Talha, Peygamberimiz’in (s.a.s.) huzurunda yerini alarak, bir taraftan düşmandan gelecek oklara karşı göksünü siper ediyor, bir taraftan da “Anam babam sana feda olsun Yâ ResülALLAH! Arkamdan çıkma ki, sana herhangi bir ok isabet etmesin!” diyordu. O, üzerlerine gelen düşmanı püskürtmek üzere ok atarken, gür sesi ile Efendimiz (s.a.s.)’e:

Canım, canın için feda;
Yüzüm, yüzün için kalkandır.

şeklinde hitap ediyor ve düşmana da gereken dersi veriyordu. Zira, Efendimiz (s.a.s.)’in etrafında O’nun canını kendi canlarına tercih eden ve bu uğurda ölmeye hazır sahabelerin mübarek vücutlarından meydana gelen bir kale vardı. Onların bu ruh hali düşman için yeterli bir dersti.

Bedir ve Uhud’dan sonraki bütün savaşlarda da Ebû Talha (r.a.), Efendimiz (s.a.s.)’in yanından ayrılmamıştı. Huneyn Savaşı’nın başlangıcında Müslümanların pusuya düşerek zor anlar yaşadığı anda da fedakârlık ve kahramanlığını ortaya koyan Ebû Talha (r.a.), o gün yirmi dokuz tane müşrik öldürmesi ile dillere destan olmuştu. Zira, o ve arkadaşları, bu gayretleri ile savaşın Müslüman’lar lehine sonuçlanmasında etkili olmuşlardı.

Saadet asrında yapılan savaşlarda Ebû Talha (r.a.), Efendimiz (s.a.s.)’e yakın yerlerde bulunmaya dikkat ederdi. O, bu savaşlarda büyük bir gayret ile mücadele edebilmek için nafile oruç tutup kuvvetten düşmek istemiyordu. Bu durumu anlatan Hz. Enes (r.a.), Hz. Ebû Talha’nın Efendimiz (s.a.s.) döneminde hiç nafile oruç tutmadığını, irtihallerinden sonra ise, Ramazan ve Kurban bayramı günleri hariç, otuz seneyi aşkın nafile orucunu bırakmadığını belirtmiştir.

Efendimiz (s.a.s.)’in vefatından sonra, pek çok sahabe gibi, Ebû Talha da Medine’de kalmaya dayanamayıp Şam’a hicret etti ve bir müddet orada ilim neşretmekle vakit geçirdi. Zira, her köşesinde canları kadar sevdikleri Peygamberimiz (s.a.s.)’e ait hatıralarla dolu olan bu şehirde kalmak onlara ağır geliyordu.

Hayatının Son Seneleri ve Kıbrıs Fethine Katılması

Hz. Ömer’in hilafeti döneminde kendisine yapılan davete icabet eden Hz. Ebû Talha (r.a.), Medine’ye dönmüş ve Hz. Osman ile Hz. Ali dönemlerinin sonuna kadar ibadet ve ilim neşretmekle sakin bir hayat geçirmişti. Hz. Ömer (r.a.), kendisine çok güvenirdi. Vefatını müteakip yerine geçecek halifeyi seçme işinde, 6 halife namzedinin toplandığı odanın kapısını tutmasını ondan istemişti. O da Ensar’dan 50 kişiyi yanına alarak kapıyı tuttu ve halife seçilinceye kadar 3 gün evi bekledi.

Hz. Muaviye dönemine gelindiğinde oldukça yaşlanan Hz. Ebu Talha, bir gün Kur’an okurken, “Ey mü’minler, gerek hafif gerek ağırlıklı olarak hep birlikte seferber olunuz. ALLAH yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz!” (Tevbe, 9/41) âyetinden çok etkilenmişti. Bu âyetten, “Genç de olsak, ihtiyar da olsak bize savaşa çıkmak emrediliyor.” manâsını çıkaran Ebû Talha (r.a.), ALLAH yolunda cihad için yola çıkmak istediğini yetkililere bildirdi. Artık çok yaşlanmış olan Hz. Ebû Talha’nın bu kararını öğrenen çocukları, ona “ALLAH sana merhamet etsin. ALLAH Resulü (s.a.s.) vefat edinceye kadar O’nunla birlikte savaştın… Sen otur da, senin yerine biz savaşalım” dediler. Ebû Talha kararından vazgeçmeyeceğini ifade ederek, “Benim için hazırlık yapınız” dedi. Bu sırada İslâm ordularından bir kısmı Kıbrıs’a gidiyordu. Hz. Ebû Talha da onlarla birlikte Kıbrıs’a kadar gitti. Aralarında bazı sahabelerin de bulunduğu İslâm askerleri Kıbrıs’ı fethetmişlerdi. Savaş sonunda Hz. Ebû Talha ortada görünmüyordu. Nihayet yedi gün sonra onu şehid olarak yerde yatarken bululduklarında cesedinin hiç bozulmamış olduğunu görmüşlerdi. Kandehlevi’nin yapmış olduğu araştırmalara göre Kıbrıs’ta şehid olmuş olan Hz. Ebû Talha (r.a.) orada defnedilmiştir.

Ebû Talha’nın ALLAH Resulü (s.a.s.) Yanındaki Makamı

Ebû Talha (r.a.) ile Efendimiz (s.a.s.) arasında derin bir muhabbet vardı. Savaş veya barış zamanlarında kötü niyetli birinin ALLAH Resulü (s.a.s.)’ne saldırmasından endişe eden Ebû Talha (r.a.), O’na gelecek tehlikelere karşı her zaman dikkatli idi. Bir gün, Medine’nin dışında bir gürültü işitilmişti. Efendimiz (s.a.s.), sahabelerden önce davranıp Ebû Talha (r.a.)’nın atına binerek gürültünün geldiği yere gitmişti. Gürültü üzerine Ebu Talha ve daha bazı sahabeler de dışarı çıktıklarında bir de ne görsünler, ALLAH Resulü (s.a.s.), herkesten önce gitmiş, haberi tahkik etmiş ve geri dönüyordu. “Korkacak bir şey yok; ben Ebu Talha’nın bu atını pek rahvan, pek hızlı buldum” buyurdu. Oysa at, ağırlığıyla biliniyordu; Rasûlüllah’ın altında hızlanmıştı. (Buhari, “Cihad”, 46, 82; Müslim, “Fezail”, 48).

Ebû Talha’yı Efendimiz (s.a.s.)’e yakın kılan başka üstün özelliklerin başında onun ALLAH için her türlü fedakârlığı göstermesi gelmektedir. Ebû Talha’nın, hakkında ayet inen fedakâr davranışlarından biri de şudur:

ALLAH Resulü (s.a.s.)’nün mübarek hadislerini toplamak için O’nun huzurundan ayrılmayan Ebû Hureyre, bir gün açlıktan ayakta duramayacak hale gelmişti. Bu durumunu gelip Efendimiz (s.a.s.)’e arz etti. Onun açlığını gidermek için evinde yedirecek bir şey bulamayan Efendimiz (s.a.s.), Mescid’de bulunan ashabına durumu açıklamıştı. Peygamberimiz (s.a.s.)’in vermiş olduğu bu haberi Ebû Talha işitir işitmez hemen ayağa kalkarak: “Ya Rasûlellah, onu ben misafir edeyim” dedi. Sonra da alıp evine götürdü. Ama evde o anda çorbadan başka bir şey yoktu. O da ihtimal çocuklar için pişmişti. Bunun üzerine karı koca aralarında konuştular: “Bu gece çorbayı ALLAH Rasûlü’nün misafirine yedirelim. Biz bugün de bir şey yemeyebiliriz. Çocukları ikna edip yatıralım...” dediler ve şöyle bir plan kurdular: Yemek sofraya konunca, hanım yanlışlıkla mumu söndürecek ve ev sahibi kaşığını boş getirip götürecekti.. zira çorba iki kişiyi doyuracak kadar değildi.. böylece misafir de karnını doyuracaktı. Plânladıkları gibi de yaptılar. Derken sabah oldu ve sabah namazında da ALLAH Rasûlü’nün arkasında yerlerini aldılar. ALLAH Rasûlü (s.a.s.) sabah namazını kıldırdı. Yüzünü onlara döndü, sonra da Ebû Talha’yı ve Ebû Hureyre’yi arayarak onlara sordu. “Bu gece ne yaptınız ki, hakkınızda, “Kendileri sıkıntı içinde bulunsalar dahi, başkalarını kendi nefislerine tercih ederler” (Haşr, 59/9) âyeti nazil oldu,” buyurdular. (Buharî, “Tefsir”, 6)

Bir defasında Ebu Talha (r.a.), hanımı Ümm-ü Süleym’e “Rasûlüllah’ın sesi çok zayıf çıkıyor, aç olmalı; bir şeyler hazırla da gönderelim” dedi. Oğlu Enes’le arpa ekmeği gönderebildiler. Rasûlüllah Mescid’de bazı sahâbileriyle oturuyordu. Onlara, “Haydin, Ebu Talha’nın evine gidelim” dedi. Rasûlüllah’ın o kadar sahabisiyle geldiğini görünce Ebu Talha telaşlandı. Fakat hanımı Ümm Süleym, “Rasûlüllah var, telaşa gerek yok” dedi. Rasûlüllah Ümm-ü Süleym’e “Evinde ne varsa getir” buyurdular. Ümm-ü Süleym, arpa ekmekleriyle birlikte biraz da tereyağı getirdi. Rasûlüllah onların üzerine bereket duası okudu. O az tereyağlı ekmekten gelen sahâbiler onar onar yediler. Tamamı 70-80 kişi vardı. Hepsi doyup kalktığında yemek hiç yenmemiş gibi duruyordu. (Buharî, 8:680)

Ebû Talha, Yüce ALLAH’ın emirlerini yerine getirme konusunda da oldukça hassas bir yapıya sahipti. İçkinin yasaklanmasını bildiren ayet nazil olduğu zaman, o hiç tereddüt göstermeden ALLAH’ın emrini yerine getirmişti. İslâm’dan önce içkiye düşkün olarak tanınan Ebû Talha, arkadaşlarını toplayıp evinde içkili ziyafetler verirdi. Yüce ALLAH, emir ve yasaklarını yavaş yavaş insanlara bildirmişti. Sarhoş edici içkileri de tedrici olarak yasaklamıştı. Önce Mekke’de nazil olan bir ayette güzel bir rızık olmadığı işaret edildi. (Nahl, 16/67) Sonra kötülük ve günah tarafının faydasından daha çok olduğu belirtildi. (Bakara, 2/219) Daha sonra da içkili iken namaza yaklaşılmaması (Nisa, 4/43) emredildi. Nihai hüküm olarak içkinin haram kılındığı ferman edildi. (Maide, 5/90-91) Bu kesin hükümden sonra gelişen olayı Ebû Talha’nın evlatlığı Enes anlatıyor: “Ben, bir gün Ebû Talha’nın evinde içki sofrasında kadehleri dolduruyor, sâkilik yapıyordum. Onlar da içmeye devam ediyorlardı. Tam bu sırada dışarıdan ALLAH Resulü (s.a.s.)’nün münadisinin sesi duyuldu. O, “Ey iman edenler! Şarap, kumar, putlara kurban kesilen sunaklar, fal okları, şeytana ait murdar işlerden başka bir şey değildir. Bunlardan geri durun ki felah bulasınız. Şarap ve kumarla şeytanın yapmak istediği tek şey, sizin aranıza düşmanlık ve kin salmak, sizi ALLAH’ı zikr etmekten ve namazdan alıkoymaktır. Artık bu pis işlerden vazgeçmiyor musunuz?” (Maide, 5/90-91) ayetini okuyordu. Ben de, bu ayeti gelip içeridekilere haber verdim. Onlar Yüce ALLAH’ın “Artık içmekten vazgeçmiyor musunuz?” ayetini işitir işitmez, başta Ebû Talha olmak üzere “Vazgeçtik, artık içmeyeceğiz Ya Rabbi!” diyerek ellerindeki içki bardaklarını yere attılar. Ağzına içki almış olanlar onu geri tükürdüler. Küplerdeki içkiler boşalttı. İçki, sokaklarda aktı...” (Buharî, “Tefsir”, 10

Ebû Talha (r.a.), her konuda ALLAH’ın hükmü önünde tam bir teslimiyet gösteriyordu. Meselâ, bir insan için çocuğunun vefat etmesi, kendisini derinden sarsacak bir hadise olmasına rağmen, Ebû Talha, böyle bir haberi aldığı zaman tam bir teslimiyetle ALLAH’ın hükmüne boyun eğmiştir. O’nun bu şekilde davranmasında hanımı Ümmü Süleym’in hissesi de büyüktür. Bu konudaki hadise şu şekilde cereyan etmiştir: Ebû Talha ile Ümmü Süleym’in evliliklerinden bir çocuk dünyaya gelir. Evin neşesi olan bu çocuk zamanla yürümeye başlar. Ebû Talha, bu çocuğa karşı ciddi bir ilgi göstermektedir. Fakat bir müddet sonra çocuk hastalanır. Ebû Talha’nın dışarıda bulunduğu bir anda çocuk vefat eder. Ümmü Süleym, oğlunun cenazesini bir kenara bırakır. Akşam, Ebû Talha evine gelip çocuğun durumunu sorduğunda annesi, “Çocuk istirahat buldu” diyerek hazırladığı yemekleri beyine takdim eder. Yemekten sonra da kocası için süslenir, onun istirahatini temin eder, üstelik ailevî münasebette de bulunurlar. Ümmü Süleym, Ebû Talha’nın sabah namazına gedeceği bir sırada, “Ey Ebû Talha! Başkasına ait bir emanet sende bulunsa, sahibi de emaneti geri alsa, buna kızıp üzülür müsün?” diye sorar. Onun, “Hayır” cevabı üzerine Ümmü Süleym, “O halde oğlun da ALLAH’ın bize verdiği bir emaneti idi. O, emanetini geri aldı.” deyip beşikteki ölü çocuğunu gösterdi. Ebû Talha çocuğunun cenazesini görünce, “ALLAH’tan geldik yine ALLAH’a döneceğiz” der ve gidip olanları Peygamberimiz (s.a.s.)’e anlatır. Peygamberimiz (s.a.s.) “ALLAH gecenizi mübarek eylesin!.” buyurur. Efendimiz (s.a.s.)’in Ebû Talha’nın ailesi ve çocukları hakkında yapmış olduğu duanın bereketi olarak bu kutlu evde dokuz çocuk yetişmiş hepsi de Kur’an ilimlerinde söz sahibi bilgili insanlar olmuştur (Buhari, 2: 389).

Ebû Talha’nın evine zaman zaman ziyarete gelen Efendimiz (s.a.s.), onun çocuklarıyla ilgilenir, onlarla şakalaşır, onlara dua ederlerdi. Bazen, Ebû Talha’nın evinde namaz kılan ALLAH Resulü (s.a.s.), onun çocuklarını cemaati yaparlardı. Kandehlevî’nin Hayatü’s-Sahabe’de naklettiğine göre, Ebû Talha’nın oğullarından Ebû Umeyr’in Nuğayr adında oynadığı bir kuşu vardı. Bir defasında Efendimiz (s.a.s.), “Ey Ebû Umeyr! Senin Nuğayr’den ne haber” diye sorup çocuğun gönlünü almıştı.

Ebû Talha evinde pişirilen güzel yemeklerden Efendimiz (s.a.s.)’e ikram etmekten çok zevk alırdı. Bir defasında o, yakalamış olduğu bir tavşanı pişirerek Efendimiz (s.a.s.)’e göndermişlerdi. (Buhari, “Sayd”, 32)

ALLAH tarafından ortaya konan emir ve yasakları titizlikle yerine getiren Ebû Talha (r.a.), son derece cömertti ve ALLAH yolunda harcamaktan asla geri durmazdı. Medine dışında havası ve suyu güzel olan Beyruhâ semtindeki hurma bahçeleri ve davarları Ebû Talha’nın sevip değer verdiği malları idi. “Sevdiğiniz mallardan infak etmedikçe birre ulaşamazsınız” (Âl-i İmrân, 3/93) ayetinin nazil olduğunu işitir işitmez, Efendimiz (s.a.s.)’e müracaat ederek Beyruhâ’daki mallarını akrabalarına sadaka olarak bağışladığını belirtmişti. (Buharî, 7:515)

ALLAH Resulü (s.a.s.)’nü sevdiği kadar ona ait hatıraları da teberrüken yanında saklamaya çalışan Ebû Talha, Efendimiz (s.a.s.) tıraş olurken mübarek saçlarını toplar, bunları evinde muhafaza ederdi. (Müslim, “Hacc”, 323)

ALLAH Resulü (s.a.s.)’ne bu derece yakın olan Ebû Talha (r.a.), O’nun acılı anlarında da birlikte olmuştu. Efendimiz (s.a.s.)’in kızlarından birinin vefatında, onu kabre indirilmesi görevinin Efendimiz (s.a.s.) tarafından Ebû Talha’ya verilmesini, onun Peygamberimiz (s.a.s.)’e yakınlığını gösteren delillerden biri olarak değerlendirebiliriz. (Buharî, “Cenaiz”, 72)

Ebû Talha’nın Efendimiz (s.a.s.)’e yakınlığını gösteren başka bir hatıra da şudur: Efendimiz (s.a.s.)’in ahirete irtihallerinde kabr-i şeriflerini kazma görevi de Ebû Talha’ya nasip olmuştu. (Tirmizî, “Cenaiz”, 55)

II. Akabe ve onu takip eden hicretten sonra başlayıp on sene kadar devam eden Peygamberimiz (s.a.s.)’le beraberliği sırasında Ebû Talha (r.a.), imanın, ihlâsın ve ALLAH yolunda fedakârlığın fevkalâde güzel örneklerini sergilemiştir. Peygamberimiz (s.a.s.)’in “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine tabi olursanız, hidayeti bulursunuz” kutsi beyanlarında ifade ettikleri gibi, Ebû Talha hazretleri de örnek hayatından dersler alacağımız sahabelerden biri olma şerefine ulaşmış bir şahsiyettir.

Dr. Saim ARI (Yeni Ümit)
   
« Son Düzenleme: 17 Haziran 2008, 15:37:15 Gönderen: tanyurd » Logged

SİZİ ALDATTIĞIMI DÜŞÜNÜYORSANIZ HAKKIMDA HAYIR DİLEYİN
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: