Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: ALLAH İÇİN ALLAH DESEYDİM ?  (Okunma Sayısı 179 defa)
HAFİ.
Gözler ağlıyor,biz ağlamışız çok mu??
Okur-Yazar
*

Karma: 4
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 57


DAVASININ DELİSİ OLMAYAN GERÇEK İMAN ETMİŞ OLAMAZ


« : 12 Mayıs 2009, 17:54:41 »

Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğindenmi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyorduonun halini:
- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor,işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem karetmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki sen bir garip çobansın,o padişahın kızı, davul bile dengi dengine dedim ya, dinlemiyorefendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil miefendim…
İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deridenbir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış,uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğerçobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasınısürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.
- Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.
İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerinederman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerinipaylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişahkendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; buradayaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. Ogünden beri de bu kulübede yaşıyor, gelen geçene ikram edip, gül alıpgül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çobanve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahıngönlüne sultan olduğunu.
Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, herşeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf vetertemiz teslimiyetiyle:
- Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimdetesbih , kırk gün ALLAH dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunlaevlenebilir miyim?
- Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz ALLAH diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.
İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerinederman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elindetespih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm,mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü,dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, elinetesbihini aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: ALLAH, ALLAH, ALLAH…
Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibikovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktansarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz ALLAHdiyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başındakadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onukonuşuyordu:
- şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini ALLAH’a adamış, gece gündüz durmadan ALLAH diyormuş, ALLAH ALLAH …
Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağarayageldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı,dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diyedüşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devamettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sıradagözlerini açan genç adam , karşısında arkadaşını görünce, günlerdiryalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırkgünün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan ALLAH diyordu, ama nepadişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba,diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalpgibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarınısıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunungözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.
Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynununeye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudaklarıkıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendiher şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: ALLAH…
Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütünülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu.Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde süreklikalmadıklarından, bulundukları mekana bereket getirdiklerinden, neyapıp-edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğindenuzun uzun bahsetti başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilenpadişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığıgibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarınönünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir sarayyaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadarsaydığı her şey, bilgenin:
- Hünkarım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.
Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür,birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümlebahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar:
- Neden kerimenizin nikahını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Ã…a¿aşırma sırası padişaha gelmişti.
- Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?
Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasınınüstünden… Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler,onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olupbitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağarayadoğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesinegeçmiş, tespihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler vebir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.
Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;
- Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik.
Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü,gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykelgibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara,tespih, sessizlik, duvar… Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş,kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.
Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, nevezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.
- Efendim , diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim,zat-ı alinize layık değil belki, ama lütfeder nikahınıza alırsanız bizibahtiyar edersiniz…
Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşıkmaşukuna kavu ş acak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşısevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabıverilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmakistiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı.
Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra,gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin birifadeyle:
- Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum.
Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halkhayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilgetebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip,birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağınaeğilip:
- Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?
Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:
- A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için ALLAH dedim,ALLAH padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de ALLAH için ALLAHdeseydim…


SEMERKANT DERGİSİ...
Logged
sözler
Hizmet Ehli
***

Karma: 12
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 384


LA İLAHE İLALLAH..


« Yanıtla #1 : 14 Mayıs 2009, 21:45:35 »

cook güzel evet bi de ALLAH için ALLAH diyebilsek...ALLAH razı oslun ....
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: