Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: *Sel sonrası yaşanan yağma  (Okunma Sayısı 1164 defa)
hacı anne
Okur-Yazar
*

Karma: 6
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 73


« : 13 Eylül 2009, 15:20:31 »

*Fransız tüccarı şaşırtan kese vakası
*


*Sel sonrası yaşanan yağma, 200 yıl önce İstanbul'da altın kesesini düşüren
Fransız tüccarı şaşırtan Osmanlı ahlakını hatırlattı ve bir millet nerden
nereye geldi dedirtti
*


*    İstanbul'da yaşanan sel felakatindeki yağma görüntüleri 200 yıl
öncesinin İstanbul'unda yaşanan ve kitaplara akseden bir tabloyu canlandırdı
gözümün önünde. Ülkemizin şu an içinde bulunduğu halden bu nedenle utandım.
Nerden nereye dedim.
*


*1800'lü yılların başı...
O tarihlerde İstanbul'un Karaköy semti İstanbul'un en önemli ticaret
merkezidir. Osmanlı Devleti'nin sadece Anadolu'ya açılan ticari kapısı
değil, aynı zamanda ithalat ve ihracatın da merkezidir. Karaköy o yıllarda
yerli yabancı çok sayıda insan kaynamaktadır.
O tarihlerde henüz tren ulaşımı devreye girmediğinden, İstanbul'a gelen
yabancı tüccarların kullandığı en önemli ulaşım aracı gemilerdir. Avrupa'dan
gemilerle gelen yabancı tüccarlar ve seyyahlar Karaköy limanına ayak basarak
İstanbul'a giriş yapmaktadırlar.
Haliyle o tarihlerde kağıt para, çek vb. mübadele araçları henüz
kullanılmaya başlanmadığından, tüm alışverişler altın ve gümüş paralar
üzerinden yapılmaktadır.
Fransa'dan gelen bir gemiden inen ve Karaköy rıhtımına adımını atan bir
Fransız tüccar, hem İstanbul'a ilk ayak basmanın şaşkınlığı, hem de
kalabalığın itiş kakış etkisi ile üzerinde taşıdığı altın kesesini yere
düşürür.
Yere saçılan altınlar kalabalığın arasında ayaklar altında sağa sola yayılır
gider. Fransız tüccar altınlardan bazılarının denize yuvarlandığını da
görür. Olaya şahit olan kalabalıkların hemen altınlara saldırması, hatta
denize yuvarlanan altınların peşinden suya atlayanlar olduğunu da görünce,
"bittim ben" diye düşünür. Fransız tüccar panikten saçını başını yolmaya
başlar.
Yukarıda da anlattığımız gibi bankaların olmadığı, 'ben paramı kaybettim,
bana şu kadar havale edin' demenin mümkün olmadığı o dönemde yabancı bir
ülkede beraberinde getirdiği altınları kaybetmek demek, herşeyini yitirmek
anlamına gelmektedir. Fransız tüccarı perişan eden durum da yabancı bir
ülkede içine düştüğü bu çaresizliktir.
Çöküp kaldığı yerde başını ellerinin arasına almış kara kara düşünürken,
insanların kendisine doğru geldiğini fark eder.
Her gelen önüne altın koyar. Önüne altın koyanlar arasında, üstü başı su
içinde gençler de vardır. Fransız tüccar fark eder ki, altın kesesini
düşürdüğünde altınlara doğru hamle yapan, hatta denize düşen altınların
peşinden suya atlayan insanlar, kendi altınlarını toparlayabilmek için
mücadele veren insanlardır. Nitekim kalabalık dağıldığında ve altınlarını
saydığında hiç eksik olmadığını fark eder.
Bu nesli kim yetiştirdi?
Çarşamba günü İstanbul'da yaşanan sel felaketinin hemen ardından bazı
insanların yağma amacıyla afet bölgesinde cirit atması, üstelik bu rezaleti
kameralar önünde pervasızca icra etmeleri birçok vatandaşın kanını dondurdu.


Bazı vatandaşlarımız su ortasında can derdi ile boğuşurken, kendi canını
riske etme pahasına suya atlayıp mal kapmak isteyenlerin hali vicdan sahibi
insanları şoke etti.
Spor camiasının yakından tanıdığı ve sevdiği işadamı Abdurrahim Albayrak'ın
şirket binası da, sel felaketinin en dehşetli yaşandığı yerin tam ortasında
kaldı. O gün olan bitenleri dehşet içinde anlatan Abdurrahim Albayrak,
afetin olduğu günün gecesinde sahur vakti şirketten dışarıya çıktığında,
altında pahalı araba, yan koltukta modern giyimli genç bayanın da bulunduğu
bir ailenin de yağma için ortada cirit attığını görünce gözlerine
inanamadığını söyledi. Hali vakti yerinde olduğu anlaşılan kişilerin bile
yağmacı birer çapulcu haline gelmesi herkesi şaşırttı.
O kadar ki, çeşitli vilayetlerden yağma amacıyla araç tutup gelenler olduğu
anlaşıldı. İstanbul'da felakete neden olan selde yaşanan ölüm ve yağma
olaylarıyla ilgili Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma
başlatmış.
Şimdi sormak lazım. Bu insanlar hangi iklimde, hangi şartlar altında, ne tür
telkin ve öğretilerle yetişti, yetiştirildi. İçinde yaşadıkları çevrelerde
ve aile ortamlarında günlük sohbet konuları nelerdi? Bu yağma duygusunu
tetikleyen saikler neler oldu, nerden kaynaklandı?
Atatürk'ün, "Muallimler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" şeklinde güzel
bir sözü var. Şu an gelinen noktayı sadece öğretmenlere yıkmak işin kolayına
kaçmak olur. Kimse suçu başkasında aramasın. Herkes suçlu...
Öğretmenleri yetiştiren öğretmenler, şu an yaşayan neslin aileleri,
ikliminde nefes aldıkları akraba ve toplumsal çevreleri, izledikleri
programlar, okudukları kitapların muhteviyatı, en çok izlenen filmler,
programlar, bakın bakalım her birinde verilen mesajlara... Ne öğretiyorlar,
neyi telkin ediyorlar?
Siyasete ilgi duyanların birçoğu neyi yağmalamaya talip oluyorlar? Üçbeş
kuruş maaşı olan kamu görevlerine insanlar gerçekten neden iştiyakla
saldırıyorlar?
Osmanlı Devleti, yukarıda verilen örnekteki ruhu yitirdiği için yıkıldı.
Diğer nedenler çok tali faktörler. İşin özü budur.
Ah Fransız tüccar ah... Ne kadar şanslıymışsın.
200 yıl öncesinin İstanbul'unda değil de önceki günkü İstanbul'da
yaşananlara şahit olsaydın, kendi derdini unutur bu milletin haline
yanardın.
Ama düzelecek... Az sabır... Bu da bir imtihan.
Ali Kırca dün akşam Siyaset Meydanı'nda çok uğraştı ama, 200 aracını sele
kaptıran Abdurrahim Albayrak'a "nerde bu devlet?" dedirtemedi.
Asıl soru, "nerde bu millet" meselesidir.
Bu toplum şu haliyle şu an ki idarecileri bile hak etmiyor. Bu ülkenin
devleti şu haliyle bile şu anki milletten daha iyidir. Çünkü süt nasılsa
kaymağı öyledir.
Ne diyor ayette; "Şüphesiz ki, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe
ALLAH onların durumunu değiştirmez." (Ra'd, 11)
Dönüşüm alttan yukarıya doğru olursa sağlıklı olacaktır.
Yani önce bizden...
*


Prof. Dr. Osman ÖZSOY -


--
ZALİME ENGEL OLMAYAN ZULME ORTAKTIR [/font]
[/color]
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: