Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Çınar Altı Sohbetleri  (Okunma Sayısı 5249 defa)
filozof_58
Ziyaretçi
« : 28 Aralık 2008, 05:45:01 »



ÇINAR ATLT SOHBETLERİMİZDEN

Bir Fincan Kahvenin…

Selamun Aleykum Gonul Dostlarim; bu yazimda arzu ederseniz sizlerle soyle kisa bir kultur ve tarih gezisine cikalim istedim.

Eskiden bizim ecdadimiz, sozlerinde, sohbetlerinde, birbirleriyle olan munasebetlerinde pek muhabbetli olurlar, siirlerle konusup nagmelerle anlasmaya ozen gosterirlerdi. Gunluk olarak kullandiklari kelime sayisi, iki bini bulurdu. Eee tabiki siirlerle konusup nagmelerle anlasan insanlarin kelime dagarcigida dolu olmaliki dudaklardada guzel sozler terennum eylesin. Ancak gunumuzdeki, gunluk konusulan ve kullanilan kelime sayisi uc yuzu bile gecemiyor. Boylece gittikcede dilimiz kisirlasiyor. Daha cok, argolasan ve her kelimeyede argoca anlamlar yuklenen bir Turkce haline getirildi. Artik birilerinin yaninda konusurken; acaba hangi kelimeyi kullansam yada kullanmasamda bana gulmeseler diye iyice dusunerek guzel Turkcemizi konusur hale geldik.

Tarih boyunca bizde bir Kiraathane kulturu olusmustu. Yani bozulup dejenere edilmis olan simdiki kahvehanelerin asliydi kiraathaneler. Iste kahvehaneler, kiraathane iken, gorevleri ve yuklendikleri misyonlari itibariyle simdikinden cok farkliydi. Oralarda sohbetler edilir, guzel turkce konusulur, siirler soylenir, kitaplar okunur, yarenlikler yapilir, yardimlasmalar yapilir, guzelim mis kokulu meshur Turk kahveleri icilir, nargileler fokurtatilirdi. Simdilerde pek kalmadi oyle yerler.

Bakiniz, bir kahve tiryakisi yasliyla, garson arasindaki gecen siirli nagmeli konusmaya:

Bir gun, bes paraya icilen kahveye zam gelir ve on para olur.
Kiraathanenin, her sabah gelip bir fincan kahvesini icip yaninada bes para birakip giden devamli musterisi, bir yasli zat vardi.
Garson sabah erkenden Kiraathaneyi acar hazirligini yapar musterilerini bekler.
Tabi kahvede artik zamli satilacaktir.
Ilk musteri yine malum yasli zat cikip gelir. Her zamanki oldugu gibi, garson hic bir sey soylemeden bu zatin kahvesini ikram eder.
Ve geriye cekilir kahvesini bitirmesini bekler.
 Kahvesini icen yasli zat yine bes para birakip kalkarken,
garson oradan seslenir ve zam geldigini soyle anlatmak ister.

Bey Amca,
Kahve yemenden gelir yollari irak,
Bes para yetmiyor on para birak.

Yasli zat bastonuna dayanak dogrulur ve zammi soyle protesto eder.

Garson efendi,
Kahve yemenden gelir yollari sapa,
Bes para yetmiyorsa kahveni kapa. der.

Onlar ne guzel anlasirlarmis iste boylesine. Kimse kimseyi kirmamaya, dokmemeye ozen gosterirmis.
O guzelim kahveler icin vecizeler soylenmis, kahveler yudumlanirken nede guzel muhabbetler edilirmis.

Gonul ne kahve ister ne kahvehane,
Gonul sohbet ister kahve bahane,

diyede eklerlermis o guzelim muhabbetlerin arkasindan.

Bosuna da soylememisler bir fincan kahvenin kirk yil hatiri vardir diye.
Aslinda kahveyide hatirli kilan o gonul sohbetleriymis.
Simdiki kahvelerin niye kirk saniye hatiri olmuyor.
Cunku kahveyi hatirli kilan, onun yanindaki yapilan gonul sohbetleriydi.
Aaah hey gidi guzel gunler demektende insan kendisini alamiyor...

Yenıden oylesıne guzel gunlere kavusmak dılegıyle

Kalın saglıcakla
« Son Düzenleme: 15 Ocak 2009, 05:44:52 Gönderen: filozof_58 » Logged
umeyye28
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 28 Aralık 2008, 15:01:12 »

Ne yazıktırki benim  için bu güzellikler yalnızca deyimlerden ve yaşça daha büyüklerimin anlattıklarından ibaret...
« Son Düzenleme: 28 Aralık 2008, 17:25:15 Gönderen: umeyye28 » Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 28 Aralık 2008, 15:11:32 »

Evet haklisiniz bizim kusakta yetisemedi oylesine gonul sohbetlerinin yaygin oldugu gunelere.
Bu hikayecigi Rahmetli dedemle tarih sohbeti yaparken dinlemistim. Dinlediklerimi yaziya dokerek ondan kalan hatiralar icerisine  katmak istemistim.
« Son Düzenleme: 28 Aralık 2008, 17:25:27 Gönderen: umeyye28 » Logged
umeyye28
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 28 Aralık 2008, 15:17:16 »

Çok teşekkür ederim bizlerlede paylaştığınız için.
« Son Düzenleme: 28 Aralık 2008, 17:25:38 Gönderen: umeyye28 » Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 28 Aralık 2008, 15:22:53 »


Rica ederim efendim, güzel kültütrümüzn gelecek kuşaklara taşınabilmesi için görevimizdir.

« Son Düzenleme: 28 Aralık 2008, 17:25:51 Gönderen: umeyye28 » Logged
umeyye28
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 28 Aralık 2008, 15:26:50 »

Bu arada resimdeki yer çok güzel. Bu Bursada ki çınar mı acaba?
« Son Düzenleme: 28 Aralık 2008, 17:26:03 Gönderen: umeyye28 » Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 28 Aralık 2008, 15:56:00 »

Anadolumuzun tamamı, Osmanlının kendısı dersek yerınde olur sanırım.

Cunkı; çınar agacı, o heybetiyle, haşmetiyle, vekarıyla her tarafa dal budak salarak kuşatıcılıgıyla ve asırlara meydan okuyan ömrüyle bizim kültürümüzün simges olmuştur.

Madem burada çınar altında bir çınar altı kültür sohbeti yapıyoruz öyleyse yeri gelmişken çınarla ilgili bir anektodumuda sizlerle paylaşmak isterim:

Malumalınizdir ki; Osmanlı kendi tebasını ve bütün ummetı Muhhammedi ehli küfrün pervasızca saldırılarına karşı hem askeri hemde kültürel anlamda bilinçli olarak korumayı kendisine görev edinmiştir. Bunu yaparken göstermiş oldugu incelik ve engin bir anlayış büyük hayranlık uyandırmaya devam ediyor.

Bu anlamda batının kültür emperyalizmine karşı ormanlarda kendi yetişen çamların dışında evlerin, konakların, resmi dairelerin sarayların bahçelerine, cadde ve sokaklara hırıstıyanlıgın haçlı kültürünü anımsatıyor diye üçgen şeklindeki çamların dikilmesini yasaklamıştır. Onun yerine kültürümüzün yegane sembolu olan çınar agçları dikmeyi, çam olarakta selvi çamlar dikmeyi tercih etmiştir...  Bu sadece gösterilen hassasiyetlerden bir tanesi...

Günümüzle mukayese edesiniz diye....

Kalın saglıcakla
« Son Düzenleme: 28 Aralık 2008, 17:26:13 Gönderen: umeyye28 » Logged
umeyye28
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 28 Aralık 2008, 16:05:53 »

Bu öğrendiğim iyi oldu çünkü daha önce hiç duymamıştım. ALLAH razı olsun inşaALLAH..
« Son Düzenleme: 28 Aralık 2008, 17:26:24 Gönderen: umeyye28 » Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 29 Aralık 2008, 08:33:28 »

Amın ALLAH sızlerden de razı olsun ki yazıalarımızı okuyup yorumlar eklıyorsunuz.
Logged
gülbeşeker
Okur
*

Karma: 1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12



« Yanıtla #9 : 03 Ocak 2009, 20:08:06 »

Bey Amca,
Kahve yemenden gelir yollari irak,                             
Kahve yemenden gelir yollari sapa,
 
Garson efendi,
Kahve yemenden gelir yollari sapa,
Bes para yetmiyorsa kahveni kapa                                                                                                      bunu dedem hep sölerdi
Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : 03 Ocak 2009, 20:39:47 »

 Suçu affeden asildir,
                          Özür dileyen daha asildir !

     Bir toplum kendisinin ne kadar medeni olduğunu iddia ederse etsin yapılan her iyilik karşılığında en azından teşekkür etmek ve yaptığı hatadan dolayı özür dilemek alışkanlığını geliştirememişse o toplum medeniyet yolunda daha çok yol katetmesi gerekir.
   
‘‘Teşekkür etmek, özür dilemek’’ muhtaç olduğumuz çok özel ve güzel iki soylu sözcük...Birisi yapılan iyilik karşılığında minnet duygularımızı en veciz bir şekilde ifade etmek ve yapılan iyiliklere karşı duyarsız kalmama şeklidir. Bir diğeri ise yapılan hatalardan dolayı kırılan dökülen gönülleri tamir etmek için suçluluğumuzu kabul edip af dilemektir... Elbetteki başkasından özür dilemek zor olan bir şeydir. Çünkü suçlu olduğunu kabul etmek medeni cesaret gerektirir.Ancak şu bilinmelidirki yerinde teşekkür edip yerinde özür dilemek insanı yuceltir ve kişiliğine artılar katar toplumdaki saygınlığını geliştirir...
İşte bu centilmenliktir medeniliktir... Onun için özür dileyen affedenden daha asildir...

 Bu güzel özelliklerin yaygınlaştığı bir toplum düşünün. O toplumda herkes hakkına razıdır. Affedicilik vardır. Birbirine saygısızlık yapılmaz. Kırgınlıklar dargınlıklar ortadan kalkar hoş görü ve anlayış hakim olur...
       
Özür dileyenlere karşı affetme medeniliğini gösteremediğimiz için kaybettiğimiz çok insanlar var. Kimlermi? En başta kendi çocuklarımız yakınlarımız arkadaşlarımız dostlarımız daha niceleri... Affeden insan büyük insandır. Onu büyük kılan özellikte hoş görülü, anlayışlı ve affedici olmasıdır...Hatalarımdan dolayı beni affetme inceliğini gösteren insana bütün gönlümle gipta etmis saygı göstermişimdir. Onun için affedici olup hoş görüyle hareket etmeye çok fazla değer veririm. Afedici olmanın bir başka ve en önemli güzelliğide Yaratıcımızın bir ismininde çok affedici olmasıdır. Biz müslümanlar için şaşmaz yanılmaz tek ölçü olan İslam’da bize afetmeyi, kırdıklarımızdan özür dileyip helalleşmeyi, iyiliklere karşı iyilikle cevap vermeyi, hatta kötülükleri bile iyilikle defetmeyi öğütlemiş, güzel söz söyleyerek, güler yüz göstererek insanların gönlünü almayi sadaka kabul etmiştir.

       Değerli gençler dilinizi kötü ve seviyesiz sözlere alıştırırsanız güzel sözlerle       
 konuşmak size tuhaf gelir.Tam tersi dilinizi argo diye tabir edilen sözcüklerden
korumayı bildiyseniz kötü sözler konuşmanız size çok daha tuhaf gelecektir.Öy-
leyse geliniz aramızda sözlerin en güzellerini konuşalım. Söylediğimiz her çirkin
 sözün ahirette cezasını çekeceğimizi hesabederek dilimizi hep güzel şeylere alıştıralım. Örneğin aramızda teşekkürü yaygınlaştırıp gerektiğinde birbirimizden özür dilemesini ve affetmesini bilelim.Unutmayalım birbirimize karşı yapabileceğimiz masrafsız ama en etkili iyilik tatlı dil ve güler yüzdür.Toplum olarakta buna çok ihtiyacımız var...
       
Simdi degilse ne zaman? Hiç vakit kaybetmeden affedelim bizden özür dileyenleri. Özür dileyelim yanlış yaptıklarımıza karşı. Bize yapılan en küçük iyilikleri bile karşılıksız bırakmayıp taçlandıralım teşekkürlerle.

Hepinize teşekkürler...                                                                           
Logged
umeyye28
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : 03 Ocak 2009, 20:50:15 »

Hep görülmezden gelenlerdir bizi biz yapan özelliklerimiz. Yüreğinize sağlık... Teşekkür ederim paylaşımınızdan ötürü..
Logged
yürek vurgunu
Dua'ya layık
**

Karma: 5
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 127


"BEKLENEN GÜN GELECEKSE,ÇEKİLEN ÇİLE MUKADDESTİR"


« Yanıtla #12 : 03 Ocak 2009, 21:05:42 »

kardeşim çok önemli ve güzel bir başlık açmışın.paylaşımın için yüreğine sağlık
Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : 03 Ocak 2009, 21:13:16 »

ALLAH arzi olsun hepnizden. Rabbim cumlemizi Sevgili Rasulunun ahlakiyla ahlaklandirisn insALLAH.
Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : 03 Ocak 2009, 22:44:57 »

Insanla eşya arasindaki duygusallik     
     
      PROF DR NACI BOSTANCI Hoca, yorum kosesinde bir yazisinda otomobilin yeniden kimliklendirilerek yeni bir ruh kazandigindan bahsediyor

Bir kaporta tamircisi anlatmıştı. Gazete ilanında 35 yaşında Anadol marka satılık bir otomobil görmüş ve almaya gittiğinde sahipleri olan yaşlı karı koca ile tanışmış. Hayatlarının 35 yılını paylaşan bu otomobili artık kullanamadıkları için satmaya karar verdiklerini öğrenmiş. Pazarlıkta anlaşmalarına ve paraları kendilerine ödenmelerine rağmen bir türlü otomobilin yanından ayrılamıyorlarmış. Sonunda iki göz iki çeşme otomobilin anahtarını vermişler. Kaporta ustası dükkânına dönmüş, otomobili içeri çekmiş ve nihayet akşam evine gitmiş. Sabah dükkâna geri döndüğünde kapıda yaşlı çifti kendisini bekler bulmuş. Gözleri gece boyu ağlamaktan şiş olmuş bu iki insan, son derece mahcup bir şekilde parayı geri getirdiklerini, arabalarını satamayacaklarını söylemişler. Kaportacı bu &ÿ#8220ÿ;kutsal aşk&ÿ#8221ÿ; karşısında gerekeni yapmışÿ; onları otomobillerine bindirip evlerine götürmüş ve kontak anahtarını teslim etmiş. Reklâmcılar yalan söylemiyor, sadece tersinden konuşup ironi yapıyorlar. Gerçekte otomobil insana bir ruh aktarmıyor, aksine, insan kendi suretinin bir aksini ona taşıyor.

Prf dr Nacı Bostancı hocanın yukaridaki anlattıklarına ilaveten derımkı!

Konu hayli duygusal olmakla beraber kalp ve ruh tasiyan insanla, kalbi ve ruhu olmayan esya arasindaki ulfiyet ve muhabbet elbetteki tek taraflidir. Bu duygusalligi iliskliere yukleyense insandir. Esyada ait olma duygusu yoktur ama insanda sahip olma duygusu vardir. Iste isi duygusallik boyutuna tasiyan da ınsandakı sahıp olma duygusu olsa gerek.

Veysel Karani hazretleriyle ilgili okudugum bir rivayeti, konuyla alakali olmasi bakimindan sizlerle paylasmak istedim.

"Kirk yildir yaninda tasidigi eskimis su testisi kirildiginda Veysel karaninin cok uzulup agladigini gorenler; zaten eskimis bir testiydi daha yenisini ve guzelini almayi dusunmek yerine nicin boyle aglarsin dediklerinde, su cevabi verir! Siz onun bendeki degerini bilemezsiniz. O benim kirk yillik sirdasimdi, hic yanimdan ayirmamistim ve butun hallerime sahit olmustu. Ben sirdasimi kaybetmis olmanin acisiyla agliyorum der.

Evet degerli dostlar, insan oglu uzun sure sahip oldugu esyasini kaybettiginde  bu kadar derin uzuntulere ducar olabildigine gore. Onca yildir evini, yatagini ve en mahremi gizli sirlarini bile paylastigi sayisiz hatiralarla dolu birlikteligiyle bir kalp tasiyan esini gerek olumle gerekse bosanarak kaybetmis olmasinin tarifsiz aci ve izdirabini dusunebiliyormusunuz...

Kalin saglicakla
Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #15 : 09 Ocak 2009, 18:52:28 »

İBRET ALAN YOKMU ?



Garip bir dünyada yaşıyoruz. Birazcık kımıldamak, birazcık depreşmek uzunca mesafeler almamıza yetiyor.

İnsanın hayat macerasına bir bakalım. Basit bir maddeden kan pıhtısına, ondan bir parça ete ve kemikten ibaret olan insan yumağına....

Ana rahmindeki sıkıntılara maruz kalmanın ve o çileyi doldurmanın karşılığına bakarmısınız?... Şu uçsuz bucaksız alemin seyircisi olmuşuz. Karanlık kuyudaki acılara sabır Yusuf'u Mısır azizi yapıyor. Ateşin şiddetine katlanmak İbrahim'i (as) bir gül bahçesinin müsafiri yapmıştı. Bir karınca adımı bile gelmeyen cevizin kabuğunu zorlamak, insanı lezzetin özüyle tanıştırıyor. Tohumu, toprakla buluşturu vermek yeterli dev ağaçların göklere dal budak salması için...

İlimle buluşmanın, insanı en kaba varlık yapan cahillikten kurtulmanın yolu,kitabın kapağını aralamaktan ve kaleme yapışmaktan geçer. Küfrün boğucu atmosferinden kurtuluşumuz, imanın nur deryasına ulaşmamız; akıl,kalp ve diğer duygularımızın yönünü imandan yana çevirmek, dilimizle de terennümle mümkün.

Ecdadımızın elini kılıcının kabzasına atması, "cömert Nil" ve "yeşil Tuna'nın" ezan sesleriyle buluşması demekti. Dünyayı atlarıyla sarsan ulu islam mücahitlerinin vuslatıyla İspanya Endülüs çiçek çiçek açmadımı? Bir Çin öz deyişi var; "Karanlığa küfretmek yerine kalkıp bir mum yakmak hayırlıdır" diye... Bu gün biz,olumsuzluklardan dem vuruyor olumsuz sözlerle dolduruyoruz lügatlarımızı. Oysa kendi kendimize sorabilseydik: Ben kimim,nereden geldim, nereye gidiyorum,nedir bu dünyada işim? Ve kendimizi bir komutan bilseydik. Kendi dünyamızda nefis ve şeytanla mücadele eden bir asker.

Çoğu zaman hayal kırıklığına uğradığımız olur. Nefis ve şeytanın birleşerek yaptığı saldırıyla karşı karşıya kaldığımızda. O Yüce Peyğamber(A.S)'in ruhaniyetinden medet umarız. Adaletin unutulduğu bir çok yerde insan hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alındığı dünyamızda o büyük adalet insanı Ömer ül Faruk (RA) u hasretle özleriz. Gözlerimizin yaşı kuruduğun da büyük Nebi'nin biricik arkadaşı Sıddık-ı Ekber Ebubekir (RA) ı arar gözlerimiz.

Avrupa kapılarından bekletildigimiz şu günlerde nerdesin Fatih'im, Yavuz'um diye iç çekerek söylenmemek elde değil.

Bir adım daha ileri... Nefsimizden uzağa,cehaletten öteye... Dünyayı kurtarma cinnetinden önce,kendini "İlahi Mesaj"la kurtarma cennetine koş. Zehirli bir böceğin eliyle sana balı yediren elsiz bir kurdun marifetiyle sana ipeği giydiren,dallarındaki en nadide hediyeleri sana sunmak için el-pençe divan duran ağaçları düşün....Ve bir adım daha yürü: Gece sayfasında pırıltılı yıldızlarla yazılan Tevhit ayetlerini okumadınmı? Ayaklarının altına serilen şu bahar halısını hatırla ve dilin onu zikretmek için dönsün. Sofralarımızı süsleyen ekmeği,mis kokulu ekmeğimizin nimet oluşunu sanki yeniden keşfettik. Bu nimetle buluşmamız için çiftçinin bir adım atması, tohumu toprağa serpivermesi yeterli.

Sözün özü, aya ayak basmanın yolu "A" yı öğrenmekten geçer desek yeridir. O halde her küçük davranışımız, her minik kıpırdanışımız sonsuzluğun kapılarına sokulan bir anahtardır.

Degerli gonul dostlari, Yüce Dinimize göre, "bir saat düşünebilmek bin yıl nafile ibadet etmekten daha hayırlıdır." Çünkü düşünerek etrafımızdaki olup bitenlerden ibret almak köleleştirilip haklarımızın elimizden alınmasına karşı en büyük tedbirdir.Bundan dolayıdırki sömüren insanlar sömürdükleri insanların asla düşünmelerini istemezler. Düşünmemeleri için her türlü entrikayı denemektende geri durmazlar.

Ünlü düşünür Aristoteles, "Düşünüyorum öyleyse varım" diyerek insanın insanca varolmasının düşünmekten geçtiğini ifade etmek ister. Cunku insan onuruna uygun var olabilmenin tek yolu, bizim literatürümüzce de TEFEKÜRDÜR...

Ancak düşünmek de tek basına yetmıyor. Aslolan bulundugumuz yanlis yerden taşınmayıda başarabılmektir.

Selam ve dua ile
ALLAH'a emanet olun
devran58

Logged
umeyye28
Ziyaretçi
« Yanıtla #16 : 09 Ocak 2009, 19:17:19 »

"Karanlığa küfretmek yerine kalkıp bir mum yakmak hayırlıdır"

Yüreğinize sağlık...
Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #17 : 09 Ocak 2009, 19:24:58 »

Alıntı
"Karanlığa küfretmek yerine kalkıp bir mum yakmak hayırlıdır"

Yüreğinize sağlık...


Tesekkur ederim ALLAH razi olsun sizdende...

Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #18 : 15 Ocak 2009, 05:44:07 »

Eski dostluklarida sevdalarida kaybettik

"Bir ağacın altında düşündüm gün boyu,

Bu ağaçlardı insanların acılarına ve hayallerine tanık

kimbilir kimler altında oturup dinlendi bu ağaçların

Kaç kişi göz yaşı akıttı?

Kaç kişi fotoğraf makinesine gülümsedi ve poz verdi, bu ağaçların altında? Kimbilir

Yılların tanıklığını yapan ağaçlar

Dostluklarda bir çınar ağacı kadar sağlam ve uzun ömürlü olabilselerdi

Ne güzel olurdu !

Dostluk, dostunun bir ömür boyu kalbinde yerinin olması, değilmiydi?

Yada hissetmek her yaşadığı sıkıntıyı, çok uzaklarda olsa bile

Sanırım artık dostluklar da kısa süreli

Hemencecik tüketiliveren dostluklar ve sevgiler aldı artık hayatımızı

Bir anda oluşan ve yok olan dostluklar

Gerçek dostluk neydi? Ve kimler dostluğunu koruyabiliyor yüreğinde

Bir çınar ağacı kadar sağlam dostluklar ve sevdalar
var mı hayatımızda??"

Kalin saglicakla
« Son Düzenleme: 15 Ocak 2009, 05:47:14 Gönderen: filozof_58 » Logged
filozof_58
Ziyaretçi
« Yanıtla #19 : 16 Ocak 2009, 04:29:35 »

                                                        KIRLANGIÇ

         Günlerden bir gün Kırlangıcın biri bir adama aşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama söyle demiş:
 -Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri al da birlikte yaşayalım.
   Adam:
-Olmaz alamam... Sen bir kuşsun hiç bir kus adama aşık olur mu?... demiş.
Kırlangıç tekrar: lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yasar gideriz. demiş.
 Adam yine:
-Olmaz alamam...Git başımdan, diye cevap vermiş.
 Üçüncü ve son defa kus adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş:
 -Lütfen beni içeri al.. Artık soğuklar da başladı, dışarıda kalamam biliyorsun ben sıcak havalarda yasayabilirim sadece, eger beni beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer omuzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sen de benim gibi yalnızsın, der...
 Adam ona:
 -Git derhal başımdan!... Ben yalnız kalırım demiş ve kuşu kovmuş...
 Kırlangıçta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş..
     Adam, kırlangıç uzaklara gittikten sonra düşünmüş ve kendi kendine "Ben ne aptal, ne kadar akilsiz bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık demiş ve çok pişman olmuş, pişman olmuş ama iş işten geçmiş. Kendi kendine nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir bende onu içeri alır birlikte mutlu bir hayat sürerim, demiş. Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış. Yazın gelmesiyle kırlangıçlarda gelmeye başlamış. Ama onun kırlangıcı gelmemiş. Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna... Kırlangıç yokmuş. Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış. Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş. Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona söyle demiş:
  -Kırlangıçların ömrü alti aydır . . .
           Hayatta bazı fırsatlar vardır ömründe bir defa insanin eline geçer ve değerlendiremezsen uçup gider.

Dikkatli olun...
Farkında olun...
Kendinize bir sorun...
Acaba, siz kaç kırlangıç kovaladınız?

Kim bilir kac kez geri cevirmisizdir
bir adim otesinde ne oldugunu dahi dusunmeden

Hayatta bazı fırsatlar vardır ki,
sadece bir kez karşımıza çıkar,
değerini bilemezsek ucup giderler.
Ve asla geri gelmezler....
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: